MİLLİ İRADEYİ EŞİT ŞARTLARDA ARAMAK

Hukuk Terimi Olarak Milli İrade milletçe kullanılan ve hiçbir gücün etkileyemeyeceği kuvvet demektir. Demokrasilerde çoğunluk önemli, kim elde ederse yetkiyi ve koltuğu o kazanmıştır. Hak, hukukun temel kavramlarından biri olup, adalete ve doğruluğa saygıyı temel alan bir ahlak ilkesidir Milli irade ile hak tanımı sözlüklerde böyle tarif ediliyor değerli okurlarım. AK Partili dostlar "milli irade" deyip her türlü fiili kendilerinde hak görüyorlar. Ancak her çoğunluğun, ?hak? temsili anlamına gelmediği de açıktır. Hakka, adalet ve doğruluk ilkesine riayet edersen ulaşırsın. Hakkın üzerinde başka hiç bir değer yoktur. İnsanoğluna tarih boyunca hak tavsiye edilmiş, haktan sapmaması öğütlenmiştir. Hz. Muhammed (as) yola çıkarken tek ve yalnızdı, buna karşılık müşrikler, putperestler çoğunluktaydı. Hak geldi batıl zail oldu deyimini bu sebeple hiç unutmayacağız. Bu minval üzere... Devletler adaletle yaşar, insanlar adaletle güvende olur;  demokrasiler milli iradeyle birlikte hakkı  arayan sistemlerdir. Milli irade ile hak birbirine muhtaç iki kavramdır. İnsanoğlunun huzuru ve mutluğu bu kavramda  cem edilmiştir. Hak mı, batıl mı denildiğinde bizim tercihimiz şeksiz ve şüphesiz "hak" olmalı... Gelelim günümüz konusuna... ?Darbe Anayasası? olarak nitelendirilen 12 Eylül anayasası yüzde 92 halkoyuna sahipti. İhtilalcı Milli Birlik Komitesince hazırlanan 27 Mayıs anayasası, 9 Temmuz 1961  günü halkoyuna sunuldu ve yüzde 61,5 güven aldı. Her iki anayasaya çoğunluk itibariyle milli irade dense de, ?Darbe anayasaları? olmaktan öte geçemedi. Adları günü geldi vesayet, günü geldi cunta oldu ama halkın anayasası olamadı çünkü ihtilal gölgesinde yazılmışlardı. Ortadoğu Arap memleketlerinde Baas rejimleri  %100´ e yakın halk desteğine sahipti ancak hakka dayanmadıkları için nitelik yönünden demokratik sayılmazdı. Çoğunluğa her ne kadar milli irade dense de her zaman hak denemez. Yukarıdaki yorumuma destek veren bir hususu özellikle dile getirmek istiyorum: Bilir ve inanırız ki tüm dünya memleketlerinde adalet sadece yargı bağımsızlığıyla tesis edilebilir. Yargı bağımsız olacak ki hukuk çalışsın, hak bulunsun... Ancak bu gerçeğe mugayir ilk kez -Bu dönemde- bir açıklamaya şahit olduk. 26 Eylül 2014 günüydü. HSYK seçimleri vardı. O günün Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, milli iradeyi üstte, yargıyı altta sayan şu açıklamayı yaptı: "Yargı bağımsız olacak ama yargı bağımsızlığı millet iradesinin üzerine çıkamaz? Nedir bu? Yargı bağımsızlığına bağımsız olmaktan öte yeni bir yer aramanın ne anlama geldiğini sizler düşünüp yorumlayın lütfen. Yeni anayasa için TBMM referandum kararı aldı (Eyvallah) Biz bu referandumda hem milli iradeyi, hem hakkı bulmak zorundayız ama nasıl? Eşitlik ilkesiyle... Yarışa girenlere eşit fırsat vereceksin, düşüncelerini ifade etmek fırsatına engel olmayacaksın. Aba altından sopayı hiç mi hiç göstermeyeceksin. Ancak o zaman bu tarladan en iyi, en tatlı mahsulü alabilirsiniz. Evet... 27 Mayıs ve 12 Eylül anayasaları darbeler gölgesinde hazırlandı ve halkoyuna sunuldu. Halk rahat mıydı, sıkıntılı mıydı, kuşkuları var mıydı... Tüm bunlara itiraz her halükarda mümkün ancak o gün milli iradenin tecellesinde eşitlik ilkelerinin gözetilmediğini bugün rahatlıkla söyleyebilmekteyiz. Hakkın tezahürü = Fırsat eşitliği...Bugün öyle mi oluyor acaba? Sabah akşam haftalarca her saat başı onlarca kanaldan ve gazetelerden yapılan bundan sonra da çok daha fazlasının şiddetle yapılacağı tahmin edilen, ?evet? propagandası insanların hür aklına, hür vicdanına müdahale anlamı taşımayacaksa halk bu sonuca gönül rahatlığıyla ?milli irade" diyebilir. Referandum için eşitlik ilkesine uygun şartlar oluşturulmazsa hakkı bulmak hayal ve de muhaldir. Mahatma Gandhi: "Çoğunluğun kararı yanlışı doğru yapmaz"