İstanbul, Kızıltoprak’ta 7.9.1916’da Seyid Osman Nuri ile Ayşe Bahriye Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi.

Kırım'dan gelen ailesi 1905'te İstanbul'a yerleşti. Halil İnalcık 8 yaşındayken de Ankara'ya göç etti. Burada Gazi İlkokulu'nu bitirdi. İstanbul'dayken kolonya imalatıyla uğraşan babası Seyit Osman Nuri, ailesini Ankara'da bırakıp Mısır'a gidince, aile sorumluluğu anneye kaldı. Sivas Öğretmen Okulu'na nakledildi. Buradan diploma aldıktan sonra Halil İnalcık, AÜ, DTCF Yeni Çağ Tarih Bölümü'nü bitirdi. "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" teziyle doktorasını (1942) verdi: Fakültesinde öğretim üyesi olarak göreve başladı. Bunu, aldığı çağrıyla 1972'de Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'nde sürdürdü. 1986'da Amerikan Akademisi'ne, 1993'te British Academy'ye üye seçildi ve uluslararası alanda yer alan ilk tarihçimiz oldu. 1993'te Bilkent Üniversitesi'nin çağrısı üzerine yurda döndü ve üniversitede Tarih bölümü'nü kurdu, yüksek lisans ve doktora öğrencisi yetiştirdi. Yazdığı, kitaplar ve makalelerle Osmanlı İmparatorluğu tarihi konusunda "tarihçilerin Kutbu" haline geldi. Halil İnalcık 25 Temmuz 2016 tarihinde Ankara'da vefat etti. (Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler, Hürriyet Kitap, 1. Baskı, Mart 2018) Vefatının 5. Yıldönümünde Prof. Dr. Halil İnalcık'ı bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz: Babam aydın bir insandı, müzelere götürürdü beni. O zaman Aya İrini Kilisesi askeri müzeydi, orada manken yeniçeriler vardı; palalı yeniçeriler hala hayalimde. İlk tarih merakım da orada başladı. Bir şeyi halk sevmiyordu: Halk Partisi yakın zamanlara kadar halka yukarıdan bakmış, sizin için en iyi olanı biz biliyoruz, reçete bizde, onlara riayet ederseniz kalkınacaksınız, diyordu. Mutlaka batılı olacaksınız diyordu. Şoförü, köylüsü, işçisi bundan nefret ediyordu. Yukarıdan gelen reforma karşıydı Türk halkı. CHP daim kaybetti sonra, sebebi de bu vesayetçi tavrından vazgeçmemesi. İşte DP bundan istifade etti, halkın desteğiyle geldi iktidara 1950 seçimlerinde. II. Dünya Harbi bitince bütün dünyada solcu hareketler güç kazandı ve tarihçilikte de Marksist yorum gündeme geldi. Yani eski tarihçilik, milli - hanedan - devlet tarihçiliği, savaşlar tarihidir, yeni tarihçilikte bunlar mühim değildir, halkın yaşamı, yaşam şartları önemlidir. Ben sosyal - ekonomik tarihçi olarak bu tarih ekolünü benimsedim. Aslında Türkiye'de birbiriyle çatışan iki menfaat grubu var; birisi 1960 darbesini yapan bürokratlar, devletten geçinen sınıf; öbür tarafta onun dışında köylü, işçi, emeği ile çalışanlar. Bunlar daima seçimlerde karşı gruplardır. Son seçimlerde, Ecevit kuşkusuz bürokratlarla hareket eden, bürokratları temsil eden bir başbakandı, onların sloganını benimsiyordu: "İrtica Var." Çok abarttılar, bu abartma sonucu ne oldu? DP'nin 1950'deki gelişi gibi büyük bir çoğunlukla AKP'yi iktidara getirdi. Benim bir tarihçi olarak yorumum budur. Bu devirde bizim müdafaa edeceğimiz şey, devlet bütünlüğü içinde demokrasi ve insan hakları ideolojisidir; bunun en güçlü desteği de refah devletini yaratmaktır. Basın dördüncü kuvvettir, derler bizde birinci kuvvettir. Basının desteklediği bir insan dahi de, Cumhurbaşkanı da, her şey olur. Desteklemediğiyse, yerin dibine batar. İnsan doğduğu zaman mutlak şekilde hürdür, ama toplam hayatında birtakım kuralları kabul etmek zorundadır. Özgürlüğü ötekisinin özgürlüğü ile sınırlıdır. İşte buradan anayasa rejimi çıkıyor. Tarihçi, yaratıcı şair ve edipten okumalı. Bu dünyadan giderken en çok neye hayıflanacağım, biliyor musunuz? O büyük şaheserleri okuyamadan gözlerim kapayacağıma. Ömür o kadar kısa ki. Dünyada en yakın iki varlık kızım ve torunum benimle yakından ilgileniyorlar, bu benim en büyük mutluluğum. Benim için en kıymetli şey zaman. Zamanın kendime ait olsun, gidip araştırmalarımı yapayım, kartoteklerimi kullanayım. Bir yerde lüzumsuz zaman kaybı olunca sinirleniyorum. Vaktimi lüzumsuz yere işgal eden her şeyden kaçıyorum. Bilgisayar, internet işlerini Nebahat yapıyor. Çağdışıyım değil mi? Hayat ne ifade ediyor? Sorusuna cevabımız: Şımarık bir maymunuz, iştahlarımızın esiriyiz. (Tarihçilerin Kutbu "Halil İnalcık Kitabı", söyleşi: Emine Çaykara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Birinci Basım Ekim 2005). İkinci Dünya Harbi'nden sonra tarih ilmi kökünden değişmiştir. Artık devletlerin tarihine değil, toplumun tarihine yöneldik, bambaşka gerçekler ortaya çıktı. İyi bir tarihçi olmak istiyorsanız, mümkün mertebe belgelere saygı duymak, belgelerle konuşmak gerekir.