Ahmet ACAROĞLU

Güreş Türk milleti için ata sporudur. Günümüzdeki modern silahların olmadığı eski tarihlerde insanlar daha çok beden ve kol gücü ile üstünlük sağlamaya çalışıyorlardı. Özellikle savaşlarda hangi ordu daha dirençli ise kazanan da onlar oluyordu. Bu bakımdan bedeni güçlü kılabilmek, diri tutabilmek amacıyla okçuluk, binicilik ve güreş gibi sporlara önem veriliyordu. Üstelik Türk milleti kadın erkek ayrımı yapmadan her ferdini bir vatan fedaisi gibi yetiştiriyordu. Nitekim kadınlar da koşan bir ata sıçrayarak binebiliyor, ok atabiliyor, erkeklerle güreş tutabiliyordu. Eski tarihlerde başka milletlerin de bu spora ilgi duyduklarını ve güreş müsabakaları yaptıklarını biliyoruz. Hz.Muhammet peygamberimizin Rükane ile güreş tuttuğunu ve bu çok güçlü pehlivanı yendiğini de okuyoruz İslami kaynaklardan. Nitekim İslam düşmanı Rükane bu yenilgi sonrasında Müslümanlığı kabul etmiştir.Yalnız ne var ki; bugün "yağlı güreş "diye bilinen bu spor sanırım sadece Türklere aittir. Güreş sporu gerçekten zorlu bir uğraştır ve uzun süre ağır antrenmanları gerekli kılmaktadır. Minder güreşiyle kıyaslandığında, güneşin altında süre kısıtlaması olmadan yapılan bu sert sporun zorluğu ortadadır. Ki efsaneye bakıldığında; iki kardeşin üç gün süren mücadelesinin sonunda yenişemeyip oldukları yere yığılıp can verdiklerini de düşünürsek başka söze gerek kalmaz. Yağlanmak cildi güneş yanıklarından korusa da, güreşin zorluk derecesini arttırdığını biliyoruz. Padişah 1.Murat'ın Edirne'yi fethetmesinden bu yana düzenlenen Kırkpınar Güreşleri, aynı zamanda UNESCO Dünya Kültür Mirası'na dahil edilmiş önemli bir kültür değerimizdir. Birçok il ve ilçede müsabakalar yapılsa, organizasyonlar düzenlense de, Kırkpınar; bu sporun şampiyonlar ligidir ve mekanı Edirne'mizdir. Pehlivan demek; ar, namus, şeref, haysiyet abidesi, güvenilir adam, ahlaklı insan demektir. Pehlivan demek; mertlik ve yiğitlik demektir. Kırkpınar'ın çimlerinde hala Gaddar Kel Aliço'nun, Fransızlar'a "Türk gibi kuvvetli." sözünü söyleten Koca Yusuf'un, Amerika ve Avrupa'da " Sultanın Aslanı" olarak anılan Adalı Halil'in, 2 metre boyu ve 175 kilo ağırlığı ile Filiz Nurullah'ın, Cihan Şampiyonu Kurtdereli Mehmet'in, Paris'te Dünya Şampiyonu olan Kara Ahmet'in, Adalı'yı bile yenen Hergeleci İbrahim'in el-ense sesleri, naraları yankılanmaktadır. Ordulu Mustafa, Karamürsel'li Aydın Demir, toplamda 9 kere Başpehlivan olan Ahmet Taşçı, Cumhuriyet tarihinin en genç Başpehlivanı Recep Kara unutulmazlar arasındadır. Bunlara bölgemizden yetişen Tekirdağ'lı Hüseyin ve Babaeski'li Nazmi'yi de eklemeliyim.Onlar Kırkpınar Güreşlerinin efsaneleri olarak belleklerimizdedir artık. Benim çocukluk ve gençlik yıllarımda çevre il ve ilçelerde olduğu gibi Uzunköprü'de de köprü başında, Astsubay Ordu Evi'nin arkasındaki çayırda her yıl güreş müsabakaları düzenlenir, kıran kırana güreşler seyrederdik. Ben yetişmedim ama, annem ve dayım hep anlatırdı; lakabı " Pelvan İbram" olan dedemin buralarda güreş tuttuğunu gururla söylemek istiyorum. Bir yıl aradan sonra 660.sı düzenlenen Kırkpınar güreşlerinin Başpehlivanı Trakya Birlik güreşçisi İsmail Koç'u yenen Antalya'lı Ali Gürbüz oldu. Ali Gürbüz gelecek sene yine birinci olursa altın kemerin ebediyyen sahibi olacak ve adını Kırkpınar tarihine altın harflerle yazdıranlar kafilesine katılmış olacaktır. İsmail Koç'a da haksızlık etmeyelim. Çok güçlü ve gelecek vadeden bir güreşçi. Sadece tecrübeye ihtiyacı var. Bu arada birkaç yıldır ağalığı kimselere bırakmayan Seyfettin Selim için de takdirlerimi sunuyorum.Ki bu yıl rakipsiz olmasına rağmen 1milyon 22 bin lira ile yine Kırkpınar Ağası ünvanına sahip olan S.Selim nasıl bir güreş sevdalısı olduğunu bir kere daha ispatlamış oldu. Bitirirken bir eleştirimi de söylemeden geçemeyeceğim. Siz de benim gibi eski güreşleri arar gibi olmadınız mı? Hayır, canla başla ve mertçe mücadeleler oluyor ama zaman kısıtlaması yağlı güreşin ruhuyla bağdaşmıyor bence. Sanki minder güreşinin kurallarına uygun hale getirdiler yağlı güreşleri. Bir saat sadece itişip kakışıp birbirine yaslanıp süreyi doldurmaya çalışıyorlar, sonra da puanlama süresinde sadece bir oyunla yenişme oluyor ve güreş bitiyor. Bu bana çok yavan gibi geliyor. Tamam, süre sınırsız olunca belki sıkıcı oluyor ama böyle bir yenişmeyi de çok sığ buluyorum. Eski zamanlarda oyundan oyuna geçerdi güreşçiler. Ya kaldırır başının üstünden atar, ya tırpanla rakibin feleğini şaşırtır, ya da sırtını yere yapıştırıp gökteki yıldızları saydırırlardı. Kırkpınar; er meydanıdır. Bu mertliği ve zorluğu göze alabilen güreşçiler çıkmalı çimene. Bence kurallar yeniden gözden geçirilmelidir.