Cumhurbaşkanı Tugut Özal, (13.10.1927 – 17.4.1993)
Turgut Özal, banka memuru Mehmed Sıddık ve İlkokul öğretmeni Hafize Hanım'ın çocukları olarak 13.10.1927'de Malatya'da dünyaya geldi. 1950'de İTÜ'nün Elektrik Mühendisliğinden mezun olur. Ankara Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nde çalışmaya başladı.
1965 seçimlerinden sonra Başbakan olan Süleyman Demirel'in yanında önce danışmanı olarak görev yapan Özal, 1967 yılında DPT Müsteşarlığı'na getirildi. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra DPT'deki görevinden ayrıldı, Amerika'ya gitti. 1973 yılına kadar Dünya Bankası'nda danışmanlık yaptı. Yurda dönüşünde özel sektörde yönetici olarak çalıştı. Kasım 1979'da Süleyman Demirel başkanlığında kurulan hükümetinde Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşar Vekilliği görevine getirildi. Türk ekonomisinin liberalleşmesini hedefleyen 24 Ocak kararlarının hazırlanmasında aktif görev aldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra kurulan Bülend Ulusu Başbakan yardımcılığı görevine getirildi. 22 ay kaldığı görevinden 14.7.1982 yılında istifa etti. 20.5.1983'de Anavatan Partisini kuran Özel 12 Eylül sonrası yapılan ilk seçimlerde 6 Kasım 1983'de milletvekili çıkararak toplam 400 kişiden oluşan parlamentoda çoğunluğu sağladı. 31 Ekim 1989'da Kenan Evren'den boşalan Cumhurbaşkanlığı makamına seçilen Özal, T.C.'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak 9 Kasım 1989'da göreve başladı.
17 Nisan 1993'te vefat eden Turgut Özal, vasiyetine uyularak Adnan Menderes'in de bulunduğu yere defnedildi. (Devletin Zirvesindekiler, Necati Güç, Neden Kitap, İstanbul 2013)
Vefatının 28. Yıldönümünde Halil Turgut Özal'ı rahmetle anarken, O'nun bazı fikir ve düşüncelerini anımsatmak istiyoruz:
Tarih gösteriyor ki savaş, ülkeler arasında normal bir ilişki şeklidir ve barış, iki savaş arasındaki döneme denir. Kuşkusuz Avrupa'nın birleşmesinin amacı, bu duruma bir son vermektir.
Avrupa'nın kültürel mirası; Rönesans, ulus - devlet, Endüstri Devrimi ve Parlamenter Demokrasi Vasıtasıyla yaratılmıştır. Bu kültürel miras şüphesiz muazzam bir servettir.
Her kriz, dağılma tehlikesini ortaya çıkarsa da aynı şekilde bütünleşme yönünde bir fırsat da olabilir. Kriz durumlarında yapılmaması gereken tek şey statüko pozisyonunda kalmaktır. Şu zamana kadar her kriz, nihayetinde ilerleme için bir sıçrama tahtası görevi görmüştür.
Her karmaşık insan topluluğunda, köylülerin, kentli orta sınıfa oranla daha muhafazakar olduğu, Türkiye'de küçük burjuvanın üst sınıftan daha dindar olduğu da bir gerçek.
Kırsal alandan kitlelerin, kentlere ve metropollere göçü Türkiye'yi, köylülerin oluşturduğu (1923'te %90) bir ülkeden, kent sakinlerinin yaşadığı (1990'da %60) bir ülke haline getirdi ve bu eğilim, dünyadaki en büyük oranla, hala sürüyor.
Çağdaş Türk kültürü, son elli ya da yüz yılda gerçekleşen önemli tarihsel gelişimlerin bir ürünüdür. Bunlar 1945 sonrası laiklik, milliyetçilik, sosyal hareketlenme ve demokrasinin ilerlemesidir.
Yeniden büyük ve medeni bir güç olabilmemiz için olmazsa olmazımız olarak kabul ettiğimiz üç temel özgürlük vardır: (1) düşünce ve konuşma özgürlüğü, (2) teminatı olan laiklikle birlikte din özgürlüğü, (3) teşebbüs özgürlüğü. Bu bakış açısından bakacak olursak böyle gitmesi durumunda gelecekteki Türkiye'yi; kültürel mirası korunmuş, modern koşulların yeniden yorumlanmasıyla buna uyum sağlamış, tamamen sanayileşmiş ve teknolojik bakımından ilerlemiş olarak gözümde canlandırıyorum.
Bize göre, bir aydının temel görevi, mevcut medeniyetin koşulları ışığında, insanların geleneksel değerlerini yeniden değerlendirerek, yeniden yorumlamak, yeniden düzenlemek ve daha da ileriye götürmektir.
Bir ülkenin bulunduğu yarım küredeki konumu, şekli, iklimi, topraklarının yapısı, o ülkenin siyasi eksenini ekonomisini ve dünyanın geri kalanı ile ilişkilerini etkiler. (1989 yılında Turgut Özal tarafından kaleme alınan ve 2010 Nisanında ilk kez yayınlanan "Tarih ve Miras", Yayına Hazırlayan: Selman Kayabaşı, Yakın Plan Yayınları, Birinci Baskı, Nisan 2010)
2.4.1971'de kurulan TÜSİAD'ın kurucularından Osman Boyner, Turgut Özal'la ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:
"80'li yıllarda bir gece ev telefonum çaldı. Cem'in (Boyner) TÜSİAD Başkanı olduğu dönemler. Cem çok sert eleştiriler getiriyor TÜSİAD adına hükümete. Telefonu açtım. Arayan Başbakan Turgut Özal. Cem'in söylemlerinden dolayı esaslı tepki geleceğini düşündüm. Dedi ki "Çok istifade ediyoruz eleştirilerinden. Bakanları, bürokratları çalıştırmak için bana fırsat veriyor. Hiç durmasın. Devam etsin eleştirmeye." Tabii şaşırdım, sevindim de (Osman Boyner, 2-8 Nisan 2021, Oksijen).
Turgut Özal siyasi hayata atıldığında ise Türkiye tarihinin en parlak dönemlerinden biri olan "dört eğilim" zihniyetini reform enerjisine dönüştürdü. Sağcı, solcu, ülkücü, dinci, başı secdeye değmiş değmemiş, demeden bu ülkenin en başarılı evlatlarını liyakatlerini göre görevlere getirdi. Türkiye, ekonomide tarihinin en büyük zihniyet devrimini işte "melez liyakat" anlayışı ile gerçekleştirdi. (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 9.4.2021)