TÜRKEŞ TAM TAYYİPÇİ İDİ
Sn. Recep Tayyip Erdoğan lüzum gördüğü anlarda ve özellikle sık sık, Türkeş de
diye söze başlar, en fazla da, Yaşasaydı eğer Türkeş' de destek verirdi iddiasını ileri sürer.
Maksadı ülkücü oyları devşirmek midir, yoksa projesinin kabulunü kolaylaştırmak mıdır, nasıl düşünürseniz düşünün! Ama böyle bir huy ısrarla devam ediyor.
Mesela
Kürt açılımı konusunda bu argümanı çok kullanmıştı
Türkeş yaşasa imiş o da açılıma destek verirmiş.
Şimdi de Başkanlık sistemi için aynı yola başvurmakta olduğunu görüyoruz.
Neymiş? Türkeş Başkanlık sistemini savunmakta imiş, ülkücüler buna niye karşı çıkıyorlarmış
Evet konuya bu karşı olma ile girelim:
Türkeş, Türk milliyetçiydi
Siz Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldığınızı ilan etmediniz mi?
Türkeş, Türk dünyasının başbuğu idi, lideri idi, sevdalısı idi
Siz ise Türk kelimesini telafuz ediyor musunuz?
Türkeş, Türk milleti diye söze başlardı
Siz sadece Millet diyorsunuz; bu hangi millettir, adı yok mu?
Türkeş
Daha 1. Bush zamanında Irak işgali sırasında Turgut Özal' a mektup yazarak Musul ve Kerkük' ün geri alınmasını istemişti
Siz ise sınırımızda yaşayan Telafer ve Suriye Türkmenlerine sahip çıkmıyorsunuz ya da çıktığınıza dair her hangi bir çaba içinde olduğunuz hissedilmiyor.
Oysa... Ülkücü camia buna köpürüyor; efendim kızmayın, iyilik yapıyor size
.
Mesela çok sinir olduğumuz bir Nazım Hikmet' den örnek vereyim
Türkiye' de hain olan bu adam Türkistan Türklüğüne hayat iksiri olmakta imiş!
Nasıl mı?
Türk dünyasını, bayrağını, İstanbul Türkçesi' ni, Atatürk'ü, Milli Mücadeleyi Nazım Hikmet' in kitaplarından okuyorlarmış o yılların Türklük alemi, aydınları... Çünkü Komünist bir yazar olarak Nazım' ın kitapları Sovyetlerde serbestti. Soydaşlarımız onun kitaplarından bizi takip ediyor kıyıdan kenardan birşeyler öğrenmeye çalışıyorlarmış
Şerden, hak çıkar mı çıkar!
Sn. Erdoğan da nerede bir çıkış yapsa, kurtuluşu MHP, Ülkücü ritüellere sığınmakta buluyor adeta
ülkücülerin sinir uçlarına dokunuyor ve motivasyonlarını farkında olmadan yükseltiyor. Yani aleyhte gibi görünen çok şey bir yerde lehe dönüşüyor.
Gelelim Başkanlık sistemine
Türkeş Bey, bu sistemi savundu ancak, Erdoğan' ın düşündüğü sistemle uzaktan yakından ilgisi yok.
Türkeş bunu söylediği yıllarda iki meclisimiz vardı; biri TBMM, biri Senato
Senato'da emekli paşalar, emekli yargıtay mensupları bulunuyordu veya yeni tabirle vesayetçiler. İçindeTabii Senatörler vardı. Onlar da 27 Mayıs ihtilalini yapan Milli Birlik Komitesi üyesiydi ve çoğu aşırı solcuydu.
Türkeş,bu fikri ortaya atarken bir yerde demokrasiyi böyle bir sultadan kurtarmak istemekteydi.
Ayrıca Türkeş' in başkanlık sisteminde özerklik ya da eyalet kurma emarelerinin ( E )` si yoktu. PKK' nın varlığı yokluğu konuşulmuyordu.
Türkeş, tamamen Parlamenter, demokratik ve çok partili sistemi savunan milliyetçi insandı.
Türkeş, kuvvetlerin ayrılığı prensibine bağlıydı; yargı, üniversite vb kurumlar bağımsızdı.
Cumhuriyet, Atatürk ve Anayasa' nın ilk 3 maddesi gündeme dahi gelmiyordu.
Türkeş' in son yıllarında bile Kürtçülük nefes alamıyordu. Ne Kürdistan' ı ulan ya da Bu vatan için kan dökeriz, gerekirse canımızı da veririz! Diye gürleyen o tok ses hala kulaklarda çınlamaktadır.
Dün lafı edilmeyen bölücülüğün bugün hangi aşamaya geldiği ortada
Sayın Erdoğan kadroları sayesinde 2005 yılından beri iç içe kolkola müzakereler hem de gizli olarak yapılıyor. Doğu bölgesi adeta ülkenin parçası olmaktan çıkarıldı. En acısı da askerimiz, kolluk kuvvetlerimiz kendi kışlalarında bile hayat güvenceleri yok.Resmen olmasa da fiilen orada hoşlanmayacağımız işler oluyor.
Sayın Erdoğan' ın konuşmalarından anlıyoruz ki Başkanlık sistemi gelirse her şey düzelecektir, öyle ki; ortada ne bölücülük, ne fakirlik kalacak, her yer güllük gülüstanlık olacaktır. 13 yıldır yapılamayan işler şimdi Başkanlık sistemine endekslenmiş durumda...Yani günah keçisi parlanmenter sistem
Acaba!?
Kandırmak kolay, doğruyu söylemek zordur. Sayın Erdoğan Yetkilerimi kullanamıyorum, Başkanlık sistemi kuralım diyor. Eğer bu ülkede dediği gibi gerçekten yetki kullanamıyor durumdaysa, kusura bakılmasın o zaman biz halk olarak tam bir esaret altında olduğumuzu düşünmek zorundayız.
Bu ülkede yetki kullanan kimdir, kullan(a)mayan kimdir?
Aslında muhalefet ve sivil toplum örgütleri bu tartışmayı başlatsa daha iyi olacaktır.