Saygıdeğer okuyucularım...
İnsanın doğumundan başlayıp sın nefesine kadar süren kadın-erkek eşitsizliği ilkesi devam etmekte ve süregitmektedir.
Kadınlarımız...
Bir yanları masumiyete kucak açan aydınlık bir dünya ve o dünyada çocuksu bir sevinci yaşarken, diğer yanda erkek egemen bir toplum esaretinde olan bir düzende utanç ve acı dolu, kapkaranlık bir dünyaya çevrilmiş sistemde esir kalır. Çürümüş beyinlerin baskısı ile, yaşamak denirse yaşamayı denerler, gittiği yere kadar... Erkekler -çocuk olsun, yetişkin olsun, evli bekar dul olsun- kadınlarımıza mutlu olma, kendilerini değerli hissetme, başkalarına ve hayata güvenebilme, sevme sevilme şansı vermezler, tanımazlar!
Kısaca bu durum tespitinden sonra, daha sonraki aşamalarda çok ilginç vak'a ve örneklendirmelerle konumuza devam edip, çözümü noktasında bazı konuları almış olduğum eğitim bilgisi ve birikimimi kendi hayat felsefemle harmanlayarak paylaşacağım. Bu hep kanayan ve her daim güncel olan yaraya parmak basarak, insani duygularımızı bir nebze de olsa açığa çıkarmaya çalışacağım. Eşitler arasında eşitsizlik yapmadan, cinsiyet ayrımı gözetmeden, bir insan yalnızca bir İNSAN olarak sizlere duygu ve düşüncelerimi ileteceğim.
Saygı ve sevgilerimle...