TÜRK OCAĞI"NIN 43. GENEL KURULU

Türk Ocaklarının 43. Genel Kurulu’nda delege sıfatıyla bulunmak üzere 20 Nisan 2014 günü Ankara ATO salonunda toplandık. Tekirdağ Ocak delegeleri  3kişi olarak İsmail Kurt, Muzaffer Doğan ve Hasan Erge’ydi. Kamu - Sen Genel Merkezi’nin aynı tarihte Tekirdağ’a program koyması sebebiyle Muzaffer Doğan mazeretli olarak katılamadı. Edirne, Uzunköprü, Lüleburgaz ve Çorlu delegasyonu da tam sayı iştirak ettiler. Değerli okurlarıma aydınlatıcı olmak hasebiyle Türk Ocakları hakkında biraz bilgi vermek istiyorum: Türk Ocakları 1912 yılında kuruldu. Ancak, 1909’da kurulan Türk Derneği, 1911’de Türk Yurdu Derneği’ne ve nihayet Türk Yurdu Derneği de, 1912’de Türk Ocağı’na dönüştü.  Türk Yurdu Derneği hatırası yaşasın diye Türk yurdu Dergisi çıkarılmaya başlandı. Dergi yayını halen devam ediyor. Bu kuruluşların genel merkezi İstanbul’du. Tekirdağ Türk Ocağı 1923 yılında kurulmuştur. Atatürk tarafından gönderilen kendi el yazısı ve fotoğrafı Tekirdağ Türk Ocağı merkezinde asılıdır. 1931’de 260 Şubeye, 30 bin üyeye ulaşan Türk Ocakları, Atatürk’ün emriyle CHP’ yle birleştirilmiş yerine Halk Evleri kurulmuştu. Türk Ocakları 1949’da ikinci kez açıldı fakat 12 Eylül darbesiyle yeniden kapatıldı ve birkaç yıl sonra faaliyetine izin verildi. Böylece Türk Ocakları 102 yıllık mazisinde 2 kez kapatılıp, 3 kez açılmıştır.  Bu arada Benim de içinde bulunduğum kurucular kurulu ile Tekirdağ Türk Ocağı 1988’de Mehmet Serez Başkanlığında üçünçü kez resmiyet kazandı. Türk Ocakları genel kurulları iki yılda bir yapılmakta... Bu Kurultayımız oldukça çekişmeli geçti. Prof. Dr. Mustafa Kafalı da aday olunca kongre iki listeli bir kurultaya dönüştü. Ancak, tüzüğün bir maddesinin işletilmesinden dolayı Genel Merkezimiz;  Yönetim kurulu, Denetim kurulu, Hars heyeti, Gençlik kolları, Kadın kolları gibi birim yönetimlerini delege yapınca genel merkez listesi haliyle 90 oy avantaj elde etti. Bu eşitsizlik, en fazla eleştirilen kısımdı.  Nitekim, taşra şubelerinin oylarını almasına rağmen Kafalı Hoca 174’e 90 oyla kaybetti ve mevcut Başkan Prof. Dr. Mehmet Öz ikinci kez genel başkanlık görevine devam yetkisini aldı. Kongre böyle sonuçlandığı için Bana ve her milliyetçiye düşen görev hayırlar dilemektir. Hayırlı olsun. Genel kurulun kanımca epey eksikleri vardı: 1- Protokol yoktu. Biz bize bir genel kurul yaptık. Oysa İktidar kanadından, muhalif partiler kanadından, STK’ lardan, Türk dünyasından temsilcilerin geçmiş kongrelerde olduğu gibi gelmeleri büyük heyecan uyandırırdı. Bunun gerçekleşmemiş olması tabi ki üzüntü verici olmuştur. 2- Türk dünyasında artık nerede ise tek kalan efsane ismi Mustafa Cemiloğlu bu kurultaya ne pahasına olursa olsun getirilmeliydi. Geçmişte Elçibeyler, Dentaşlar vb. dev isimleri görmüştük. 3-Türk Ocağı’ nın tarihi binasından hiç söz edilmedi. Oysa Ermeni, Rum, Yahudi, Süryanı vakıf malları bu hükümet tarafından hep iade edilmiş ama 1969’ da Türk Ocağın elinden alınan tarihi Türk Ocağı binası tüm vaatlere rağmen iade edilmemişti. Bu konunun bu kongrede dile getirilmesi gerekirdi. 4- Tüzükte yazılı eşitsizliğin giderilmesi görüşüldü ve ileriki günlerde yapılacak bölgesel istişarelerde halledilmesine karar verildi. Ancak bu kongrede böyle eşitsizliklerin yaşanması delege üzerinde ciddi burukluklar meydana getirdi. Çünkü Şubelerin büyük kurultaylarda yaptırımı, etkinliği yok mertebesinde görünmektedir. Kulis notları: Kongre salonunu tıka-basa dolduran delegeler zaman zaman salondan dışarı çıkarak kulislerde bir araya geliyorlardı Kimi sigara, kimi namaz, kimi eski günleri anmak için...  Bu kurultayda, yaşları 70-80’lere dayanan ülkücü meşhurlardan tutun da 20 yaşın kızlı, erkekli genç ülkücülerini, Türkçülerini bir arada heyecan içinde bulunmaları çok umut verici, moral yükseltici bir tablodur. Bunu doya doya yaşadık.  Mescide gidiyordum ki birden bir yerden, Ülkücü Şehit Marşı’ nı söylenmeye başlandı. Tek sesti, derken sesler çoğaldı. Geri döndüm ve sesin geldi yere yöneldim. O kişi burma bıyıklı Salih Dilek idi… Cuşa gelmiş, içerideki kongre umurunda bile değildi.  Ona bir ses, bir ses daha eklenince çok sayıda seslerle Marş iyice yüksek tempoya ulaştı. Ortalık birden 1960’lara dönmüştü... Zannedersiniz ki, Oğuz Kağan, Bilge Kağan, Atatürk, Atsız, Türkeş ve şehitler birer - ikişer içeriye giriyor ruhaniyetlyeri kalpleri kuşatıyordu. Herkes titrer gibi dimdik ayakta olarak marşa iştirak etmeye başladı... İşte kongrelerin kalbi, ruhu bu noktalarda yatıyor, aziz dostlarım. Ahmet Bican Ercılasun Kafalı hoca’ nın divan başkanı adayıydı, kaybetti; kazanan Genel Başkan Mehmet Öz’ün adayı Şerafettin Yılmaz oldu. Çok muhterem olduğu genel kurulu idare ettiği sırada görüldü. Kongrede Mehmet Öz, Mustafa Kafalı, Nuri Gürgür uzun sayılacak konuşmalar yaptılar. Şubelerden gelenlere 3’er dakikalık görüş belirtme hakkı tanındı. Ben de bu hakkımı kullanarak yukarıda 4 maddede belirttiğim hususlara değindim.  Sonuç olarak, 43. Genel kurulda Kafalı Hoca kaybetti , Prof. Dr. Mehmet ÖZ tekrar kazandı. Kazanan kaybeden herkes ülkücü olduğu için delegasyon arasında pek fazla üzüntü meydana getirmedi. Ve her biri tecdidi iman eder gibi yüksek moralle memleketlerine döndüler. Ara sıra gerilimli anlar yaşansa da ülkücü tabiatın hassasiyeti gereğiydi bu celallenmeler... Genel olarak saygılı bir halin hakim olduğu bu kurultayın hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.   Ve burada özellikle belirtmek isterim ki, bu 600 Km.lik yolda Bana yol arkadaşlığı yapan çok muhterem insan, inançlı bir dava adamı olan  kardeşim, İsmail Kurt’ a sonsuz minnet ve teşekkürlerimi buradan iletiyorum. Ayrıca bizi Ankara’dan salondan özel araçlarına alıp getiren Çorlu Şube Başkanımız Macit Sormageç ile Kemal Aktaş ve Yavuz Akpınar’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Saygılarımla...   Tanrı Türkü Korusun! Ne Mutlu Türk’üm diyene!   Ülkücü Şehit Marşı: Bozkurtlar’ın Başbuğları kükreyince Söğüt’ de Soluk yapraklar uçuşur, dökülür bir nefeste Canımızdır, kanımızdır her şeyimiz bu vatan! Bastığın yerleri tanı altında Türk’tür yatan Atalardan bize kalan emanettir bu vatan Susuz kalsa toprağımız sularız kanımızla Haydi yiğit, haydi yiğit, haydi yeni akına Ülkümüzün, gücümüzün cihan varsın farkına Şehit bozkurt, rahat uyu sen ölmedin ölmezsin Íntikamın alınacak Bozkurtlar etti yemin Atalardan bize kalan emanettir bu vatan Susuz kalsa toprağımız sularız kanımızla İçtekiler dıştakiler ihanetten bıkmadı Ülkücüler bu vatanı savunmaktan yılmadı Bozkurtların vatanını savunmaktan yılmadı Canımızdır, kanımızdır her şeyimiz bu vatan Bastığın yerleri tanı altında Türk’tür yatan.