TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEK
Ünlü bilgin Konfüçyus´a soruyorlar: Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsanız, ilk iş ne yaparsınız? Diyor ki: İlk dilden başlarım. Şaşırıyor herkes: Bunca iş varken dilden mi başlarsın?
"Evet, dilden. Çünkü dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi anlatılmazsa, görevler doğru yapılamaz, görevler gereği gibi yapılamazsa, töre ve kültür bozulur, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, halk ne yapacağını, nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir mesele dil kadar önemli değildir."
Bugün bir Türk vatandaşına sorsalar, "Türkiye´nin mevcut sorunları nelerdir?" diye, size birçok sorundan bahseder. Fakat fikrimce bizim tek bir sorunumuz vardır: Dil, dil meselesini çözdüğümüzde, tüm sorunlarımızı da çözmüş olacağımız düşüncesi içerisindeyim. Kelimeler, düşünce araçlarımızdır. Hâliyle, aracımız ne kadar çoksa ve ne kadar bize aitse, o kadar düşünebiliriz. Meselâ, İngilizce "Book" kelimesinin karşılığı "Kitap" dır. Bu iki kelimenin anlamları aynıdır fakat dil anlamlardan ibaret midir? Her kelime bir anlama sahip olmakla beraber, insan üzerinde tesir ve çağrışım gücüne de sahiptir. Kelimelerin bir anlamı bir de mahiyeti vardır. "Book", Kitap" demek, bunu anlarız fakat bu kelimenin zerre maneviyatı ve çağrışımı yoktur; kitap, dümdüz kitap, bildiğiniz, sıradan. Bir de bizim olana bakalım: Kitap dendiğinde beynimizin arka plânında çağrışımlar oluşur. Yalnızca, bir sayfalar bütününü tasavvur etmiyoruz. Kitap bizim rûhumuza hitap ediyor: Bize, Yunus Emre´yi hatırlatıyor, Karacaoğlan´ı, Nasreddin Hoca´yı hatırlatıyor. Fuzûlî´yi, Mehmet Akif´i ve nicelerini çağrıştırıyor. "Book" kelimesi bir kelimeden ibaretken, "Kitap" rûhumuza hitap ediyor."Kitap" rastgele seçtiğim bir kelimeydi. "Savaş, eser, kültür..." bu kelimeleri tekrar ettiğinizde rûhunuzda his yelleri eserken, İngilizce karşılıklarına baktığınızda, sadece birkaç kelime anlayacaksınız. "Savaş-War" War dendiğinde iki ordunun vuruştuğunu anlarız, "Savaş" dendiğinde Metehan, Timur, Fatih; Malazgirt, Sakarya, Dumlupınar... canlanır zihnimizde.
En az 5.000 yıllık maziye sahip atalar dili Türkçeye, 500 yıllık toplama bir dil olan İngilizce kelime katmak kişiyi medenî göstermez, şuursuz ve aşağılık kompleksli gösterir. İngilizce yazılı giysiler, İngilizce dükkan isimleri; ne utanç verici ne üzücü ne bedbahtlık. Unutmayalım, İngilizce bir amaç değil, araçtır. Kelimeler insanın düşünme aracıdır, dilini bilmeyen insan düşünemez.
Yeryüzündeki tüm Türkler öldürülse, Türkler madden yeryüzünden silinmiş olur fakat Türklerin dili bozulur, Türkçenin rûhu öldürülür ve dil ecnebileşirse; Türkler köle olur. Yeryüzünden silinmek, köle olmaktan daha şereflidir. Türk dilini korumak, her Türk´ün namus borcudur.
"İngilizce bilimin dilidir." diyorlar. Ne münasebet efendim! 500 yıllık mazisi olan, toplama bir dil bilim dili olabilir mi? Kat´iyyen! Dilin matematik yapısı ve terim türetmenin mümkün olmayışı da bu tezi destekler. Bilimin tek bir dili vardır o da matematik, gayrısı, "Kültür soykırımı" emelinin projesidir. Japon, Japonca bilim yapıyor; Çin, Çince; Rus, Rusça... Bütün bu dillerde bilim oluyor da Türkçe ile mi olmayacak? Yalandır; 1950´ lerde vuku bulan Amerikan ve İngiliz projelerinin temelidir. Evet... Türkçe ile fevkalade ilim yapılır ki zaten nice bilim insanları yetiştirdik.
Demek istemiyoruz ki kimse İngilizce öğrenmesin mi? Hayır. Elbette, öğrensin. Zarar gelmez, fayda gelir. Fakat İngilizceyi Türkçenin yerine koymak fayda değil, yıkım getirir. Türk Türkle Türkçe konuşsun, sözüne İngilizce kelime sıkıştırmaktan kaçınsın, kaçınmayanları uyarsın.
Ha ecnebi ordular girmiş yurduma, Ha ecnebi kelimeler girmiş dilime.