Millî Eğitim Bakanımız Sayın Ziya Selçuk ?İçimdeki Okul Sesleri? adında bir kitap yayımlamış. Kitap Millî Eğitim Bakanlığı Yayınlarından 2020 yılında basılmış. Kitap elime geçer geçmez bir solukta okudum. Zaten kitabın yarısı resimlerle süslenmiş. Bakanımız kitabın başında ?Bunları Çocuklarla Paylaş Diyen Ses? başlığı altında bu kitabı neden yazdığına değinmiş. İşte o bölümde her çocuğun içinde bir ses olduğunu belirterek devamında,
Bu ses evde durmadan konuşur.
Parkta konuşur.
Sokakta konuşur.
Arkadaşlarıyla oynarken konuşur.
Bazen ödev yaparken konuşur, ders yaparken de konuşur.
Okula seninle birlikte gelir, orada da konuşur.
Bilmeni isterim ki bu ses hiçbir zaman susmayacak.
Sonsuza kadar seninle olacak ve hep konuşmaya devam edecek.
Bazen onun dediğini yapmak iyidir, çok işe yarar.
Ama bazen de öyle şeyler der ki onu dinlersen seni epey zora sokar şeklinde yazı devam ediyor.İşte bu son cümleyi okuyunca bir anda ilkokul yıllarıma gittim. Daha iyi bir eğitim almak için dördüncü sınıfta köyümden ayrılıp Tekirdağ´a gelmiştim. Okulum İnönü İlkokulu ve sınıf öğretmenim Yaşar Daldip´ti. Evimiz de Çınarlı Mahallesi´ndeydi. Çınarlı Mahallesi´nden okuluna gidip gelen tertemiz, ürkek, çekingen ama pırıl pırıl bir köy çocuğu Elmas Balım. Zamanla sınıfıma okuluma ve mahalleme de alışmıştım. Arkadaşlar edinmiştim. İşte o zamanlarda okul çıkışında bazı arkadaşlarım kapı zillerine basıp kaçıyorlardı. Bazı arkadaşlarım bu durumu oyun hâline getirmişti. Kapı zillerine basıp kaçan arkadaşlarımın bu şen hallerine çok özeniyordum. Özeniyordum ama bu işi yapmaya cesaretim yoktu. Öylesine bir baskı vardı ki üzerimde anlatamam. Yakalanırsam öğretmenime ve evdekilere ne derdim. Günlerce içimdeki sese direnmiştim ama bir gün gözümü karartıp dört katlı bir apartmanın tüm zillerine basıp kaçtım. O anı bu yaşıma geldim hâlâ unutamıyorum. Bakanımız demişti ya ?İçinizdeki o ses bazen sizi zora sokar.? diye. Gerçekten o kadar karışık bir duyguydu ki düşünün aradan elliye yakın yıl geçmiş ve ben o anı unutamıyorum. Bugün yolda gelirken yıllar sonra o apartmana tebessüm ederek tekrar baktım. Evet, Sayın Bakanım gerçekten de içimizdeki o sesi dinlemek bizi bazen zora sokar. Sait Faik ? Haritada Bir Nokta.? hikâyesinin sonunda kalemi yonttum. Yonttuktan sonra öptüm. Yazmasam deli olacaktım, şeklinde sonlandırır ya öyküsün işte o minvaldeyim şu an. O zaman yazıma devam ederek huzur bulayım.
O yıllarda küçücük bedenimle yağmur çamur demeden evimize yakın sayılan sanayi çarşısına gider ve çuvallarla eve talaş taşırdım. Talaş almaya giderken yanımda bir arkadaşım olunca bu iş bir oyun gibi gelirdi bana. Arkadaş olmayınca da önemli bir görevi yerine getirme ciddiyetiyle talaş bulmaya giderdim. Her gittiğimiz dükkânda talaş olmazdı ama genellikle boş da dönmezdim sanayiden. Talaş bulduysam sevinçle çuvalı doldurur ve dudaklarımda bir tebessümle evin yolunu tutardım. Bu talaşlar genellikle sobayı tutuşturmak için kullanılırdı. Kâğıt gibi çok çabuk yanıp biterdi. Okul yolumuzda Necmettin Tez abimizin ?Mavi Köşe? adlı bir dükkânı vardı. Biz ne ararsak orada buluyorduk. Hem bakkal hem kırtasiye hem de zücaciye gibi bir dükkândı burası. Tommiks, Zagor, Teksas, gibi çizgi romanlar o dönemde çok meşhurdu ve satış noktası Mavi Köşe´ydi . Renkli renkli en güzel misketler - ki biz onlara cilâle diyorduk- burada satılırdı. Bir de haftalık çıkan Tarkan ile Kara Murat dergileri vardı o zamanlar. Ben bu dergilerden Kara Murat´ı tercih ediyordum. Mavi Köşenin yanında Bakkal Mehmet abi vardı. O da bakkal dükkânında dergi ve gazete satıyordu. Ben Kara Murat dergisini almak için çarşamba günlerini iple çekiyordum. Çarşamba sabahları dergiyi almak için daha erken çıkıyordum okul yoluna. Dergiyi aldığım gibi hızlı hızlı yapraklarını çevirir içeriğini anlamaya çalışırdım. Resimli bir dergiydi ve Rahmi Muratoğlu´nun yazdığı derginin çizimleri Abdullah Turhan´a aitti. O yıllarda Battal Gazi´nin kahramanlık hikâyelerini severek okuyordum. Bu sebepten olsa gerek Fatih´in Fedaisi Kara Murat dergisi benim daha çok ilgimi çekiyordu. Çarşamba günleri okulun bitmesi için sabırsızlanırdım. Eve gelince de Kara Murat dergisini bir solukta okurdum. Bir de okul önünde özel kıyafetiyle Osmalı macunu satmaya bir abi gelirdi. O macunların tadı kadar renkleri de çok güzeldi. Ne güzel yıllarmış? Aklıma geldikçe o güzel yılların mutluluğunu tekrar yaşıyorum. İşte bu yıllarda okul yolumuzun karşısında tost ve limonata satılan bir dükkân açıldı. Belki de tost ve limonata ayran üzerine açılan ilk dükkânlardı burası. Cam bir fanusun içinde devir daim olan buz gibi limonatını görüntüsü çok çekiciydi. İsmail abinin yeri deniyordu buraya. Tekirdağ için bir ilkti bu yer. İsmail abinin iki de kızı vardı dükkânda çalışan. Tostlar siparişe göre kaşarlı, sucuklu veya karışık olarak yapılırdı. Harçlığımı biriktirip tost ve limonata aldığım günler en mutlu olduğum günlerdi. Benim tercihim kaşarlı tosttan yanaydı. Sıcacık kaşarlı tost buz gibi limonatayla ne güzel giderdi. Bu anlattıklarım genelde mayıs ayında yaşanan güzelliklerdi. Çağla ve papaz erikleri üç tekerlekli tegâhlara düştü mü baharın sona geldiğini anlardık. Havalar ısındıkça, yaz kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Bir de o yıllarda kaynatılmış yumurta satışı yaygındı. Bu yumurtalar rengârenk boyalıydılar. Genelde bu yumurtları iki kişi karşılıklı tokuşturur kimin yumurtası kırılırsa iki yumurtanın da parasını o verirdi. Bir de beşinci sınıfta okulumuzun kooperatifinde sırayla görev alırdık. Her hafta dört öğrenci teneffüslerde simit ve gazoz satardık. Görevli öğrencilere de uzun teneffüste bir simit ile bir de Olimpos gazozu verilirdi. Görevli öğrenciler her ders bitimine beş dakika kala öğretmenden izin alıp bir koşuda kooperatif satış noktasına giderdi?
Şimdi bu anılar gözümde canlanırken bu güzelim bahar mevsiminde Covit-19 salgını nedeniyle başta kendi oğlum olmak üzere evlerine kapanmış, kâh cep telefonlarından kâh laptoplarından başlarını kaldıramayan çocuklarımıza gerçekten üzülüyorum. Sait Faik´in ?Son Kuşlar? hikâyesinin sonunda ?Bizim için değil ama çocuklar sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak.? diyordu ya işte o günlerdeyiz. İnşallah tüm insanlık bu tez illetten en kısa sürede kurtulur da çocuklarımız özgürlüklerine kavuşurlar. "Dışarıda hayat var,koşun çocuklar,koşun..." diyeceğimiz günlere tez kavuşmak dileklerimle. Sevgiyle kalın? Elmas Balım