Tatil kavramıyla başladı her şey... Ve rekabet yakamıza kene gibi yapıştı.
Toplum olarak endişe verici bir yola girdik.
"Çılgınlık" diyelim buna!
Tatil ve eğlence kavramıyla başlıyor maceralar.
Adını öyle koydular: Çok yorulduk, biraz dinlenmek hakkımız(mış)
Kenarda 3 kuruşu olan, 10 kuruş daha katarak maskeli balonun Holivut yıldızı olmaya gidiyor.
Tatiller, dini ve milli olan her şeyden kaçısın kılıfı olmuş.
Bayramlar, akrabalık, komşuluk bitiyor.
Nitekim öyle değil mi?
Daha arefeden başlıyor yuva terkleri.
Noldu bayramlar?
Bunlar yıkılışımızın açık nişaneleridir.
Her yıl büyüyerek yaygınlaşan toplumsal sendrom bizi deli etti.
Analar babalar, kapılarda evlatlar gelecek diye beklesinler!
Dede yok, nine yok...
Amca yok, hala yok, dayı yok, teyze yok...
Komşu yok, arkadaş yok.
Kısaca insanlık yok.
Mezarlık ziyareti desen, ona da inanç kalmamış.
Ancak.. Tatil; yeni kültürlerin keşfi, yeni dostlukların kurulması içinse; iyiyi, güzeli, sağlıklı olanı bulup getirmek; bilginin, görgünün, yaygınlaşmasına katkı yapmaya yönelikse; ona evet, can feda!
Aileler yıkılıyor.
Çöküşe giden bu sufli hayat Türk insanının tarzı olamaz, olmamalı.
Batı hayranlığı, batı kültürü eninde sonunda üstümüze karabasan gibi çöktü.
Sonra ne oluyor?
-Boşandık!
-Niye?
-Aldatma!
Be kardeşim, zaten "beni aldat!" diye sen haykırmaktasın, o yola girilmiş.
Eğlenmek de bir hak, elbette!
Ama belli ölçülere riayet ederek.
Her hafta birkaç düğündeyiz...
O kıyafetler... Aman Allahım!
Evli, bekar... Hiç fark etmiyor.
Açıl susam, açıl!
Hele son yıllarda tam bir çılgınlığa, bir yarışa, tam bir rekabete dönmüş bu işler.
Aileler çatırdıyor, çatırdayacak da...!
Değerlerimizi kaybettik.
Artık; resmen, fiilen, isteyerek, bilerek, arzulayarak çılgınlık kanserinin kucağındayız.
Ümitsiz olmak doğru değil elbette ama karamsarlık etrafımızda kol gezerken ne kadar metin olabilirsiniz?
Dolarlar, eurolar... Huzurumuzu çöpe gönderdi.
Geri dönüşümü olmayan çöpe!