REFİK ERDURAN

13 Şubat 1928´de İstanbul´da doğdu. Refika Hanım ile Hüsamettin Erduran´ın oğludur. İlköğrenimini Nilüfer Hatun ilkokulunda, ortaöğrenimini Robert Kolej´de tamamladı. Amerika´da Cornell Üniversitesi´nde lisansüstü eğitim aldı. Askerliğini Kore´de Türk tugayında yedek subay olarak tamamladı. Çağlayan yayınevini kurdu. 1951- 56 yılları arasında popüler cep kitapları yayımladı. 1953-55 yılları arasında ?Tef? adlı siyasi mizah dergisini yönetti. Dolmuş ve Akbaba dergilerinde gülmece, Milliyet ( 1965-81) ve Güneş ( 1981- 84) gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. 1995 yılında Bosna´ya giderek  Kara Kuğular  adlı birliğe katıldı, gördükleri Milliyet´te yayımlandı. Deli, Bir Kilo Namus, Cengiz Han´ın Bisikleti adlı oyunlarıyla ünlendi. Çok sayıda oyunları sahnelendi. Atatürk´ün toplumu yeniden yapılandırmada kırdığı sürat rekorunu anlatan ? Metamorfoz? senaryosu da filme çekildi. 1985 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti  En Başarılı Köşe Yazarı Ödülü, 1991 Kültür Bakanlığı En Başarılı Oyun Yazarı ödülü aldı. Kısa adı ITI( Unesco) olan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü Türkiye Merkezi´nin 1986 yılından beri başkanlığını üstlendi. Aynı örgütün 1989´da Helsinki´de yapılan Dünya Kongresi´nde Uluslararası Yazarlar Komitesi Başkanlığına seçildi. Yapıtları: Yağmur Duası (1954), Domuz (2003), Er Oyunu (2004), Kavşak (2004), Neşe´nin Şarkıları ( 2004), Sabiha (2004), adlı romanları ve otuz altı oyun. 7 Ocak 2017´de vefat eden Refik Erduran´ı bazı düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz. -Foto albümlerine bakmaktan hoşlanmam. Çünkü geçmişle uğraşmak dünlerin çoğalıp yarınların azaldığını düşündürür, bugünün üstüne ölümün gölgesini düşürür.       -Dünyanın vahim sorunlarla dolu olduğunun farkındayım. Ama gerek onlara, gerek kendi sorunlarınıza kaş çatmadan yaklaşabilirseniz, çözümlere ulaşmanız kolaylaşır.       -Bela öyle bir köpektir ki, kaçarsan kovalar. Üstüne gidersen ısırmaz.       -Söz ustalığıyla düşünce gücünü birleştirebilenler diyalog kurar ve kurdururlardı. Öyle başarıların en parlak modeli Atatürk´ün sofrasıydı elbette.        -Hasan Ali Yücel, Marmara Yata Kulübünde oda komşumuzdu. Bir sabah kahvaltısında yanına çağırdı beni  ve Amerika´ya gidecekmişsin, ne okuyacaksın orada? diye sordu. ? Tiyatro tarihi ve sahne tekniği? cevabını verdim. Güldü. Nereden aklına geldi? Oyun yazarlığının nesinden hoşlandığımı sordu. Onu da açıklamaya çalıştım: - İki karşıt görüşün ikisini de anlaşılır kılmaya en uygun yazı türü. Gazete köşesinde ?falanca katil asılmalı da, asılmamalı da? diyemezsiniz. Ama tiyatroda hem savcının, hem katilin duygu ve düşüncelerini tarafsızca sergileyebilirsiniz. Seyirci ikisinin de iç dünyasını anlar. Düşündü, güldü yine. Bizim memlekette kimsenin kimseyi dinlediği yok; herkes gırtlak gırtlağa. Git, bu işi iyi öğren. Belki bir bok´a yararsın?.dedi.       -Politikacı ? bürokrat- üçkağıtçı üçgeni el ele verip toplumun kanını emerken, hileli teşvik ve ayarlı ihale gibi katakullilerle hazine soyulurken, devlet bankaları hortumlanırken devletçiliği savunmak bütün o namussuzluklara omuz vermek anlamına gelir.        -Aklın yolu saydığımız, ?Ne sen benim yaşam biçimime karış, ne de ben seninkine karışayım? hoşgörüsünde gerçekten birleşmeye çalışacağımıza , ?Ya karşımdaki fırsat bulunca sözünü tutmayıp beni zorla kendi yaşantı kalıbına sokmaya kalkarsa?? Kuşkusunun kısır döngüsünde bunalıyoruz.       -Yaptığımız her şeyi düşünerek verdiğiniz kararlarla yaptığınıza inanıyorsanız yanılmaktasınız. Davranışlarımızın pek azı bilinçlidir, gerisi içgüdülerden  kaynaklanır.       - Yaşlılar dünyamızda misafir. Onların her hali hoş karşılanmalı.       -Kültür Bakanı olduğu dönemde Mesut Yılmaz bir konuşmamızda doğru bir şey söylemişti bana: ? Avrupa yolunda önümüze dikilecek asıl engel politikayla yahut ekonomiyle değil, kültürle ilgili olacaktır.?       -Kafaya ve gönüle hiçbir ışık getirmeyen yazı okurken ömrümden  zaman çalındığı duygusuna kapılırım. O kötülüğü ben başkalarına neden yapayım? Aydınlık sağlamanın en iyi yolu karşıt tutumları çarpıştırıp gerçeğin şimşeğini çaktırmaktır. Tiyatronun temel  yaklaşımıdır bu.       -Savunduğum ?Toplum Kadınlaşmalı? tezim yarı şaka sanıldı galiba. Oysa insanca bir düzene bilinçsiz dövüşçülükten uzaklaşarak ve anne psikolojisinde ağır basan özellikleri topluma benimsetmeye çalışarak daha kolay  ulaşabileceğimize gerçekten inanıyorum. ( Refik Erduran, İblisler Azizlar, Kadınlar- Bir Tuhaf Adamın Anıları, Dünya Kitapları, Birinci Basım, Nisan 2005)                                                                                                                                                        03.1.2018 - 1