PROF. DR. TEVFİK GÜNGÖR URAS´IN ARDINDAN
22 Temmuz 1933 tarihinde doğan Tevfik Güngör Uras, ilk ve orta öğrenimini Ankara´da TED Yenişehir Koleji´nde tamamladı. 1955 yılında Ankara Siyasal Bilgiler fakültesini bitirdi. Çalışma hayatına Halk Bankası Genel Müdürlüğünde başlayan Uras, daha sonra Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı´nda çalıştı. 1974 - 1980 yılları arasında Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD)´nin ilk genel sekreterliği görevinde bulundu.
Aksigorta İdare Meclisi Başkanlığı yapan Uras, 1988´de Boğaziçi Üniversitesi´nde Doçent, 1994´te Marmara Üniversitesi´nde Profesör ünvanı aldı. 1968´ de Türkiye Odalar Ve Borsalar Birliği´nce çıkarılan Türkiye İktisat Gazetesi´nde köşe yazarlığına başlayan Uras, sırasıyla Rapor, Tercüman, Güneş, Sabah,Yeni Yüzyıl, Dünya ve Milliyet gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Nuran Uras ile evli olan Güngör Uras´ın bir kızı ve bir torunu var. ( 20.8. 2018 Milliyet)
22.8.2018´de Aşiyan mezarlığına defnedilen, Prof. Dr. Tevfik Güngör Uras´a Allah´tan rahmet dilerken, O´ nun bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak uğurlamak istiyoruz:
-Basın ve yayın kuruluşları ile çalışanları olmasa Türkiye´de insan hakları sorunundan, Güneydoğu´da olup bitenlerden, ekonominin çöküşünden, kamu kuruluşlarının partilerde nasıl arpalık haline getirildiğinden, soygundan, yağmadan, dolandırıcılıktan, polisin ve adaletin işlemez hale gelmesinden kimsenin haberi olmayacak.
-Tecrübelerime dayanarak, hür teşebbüs camiasının bir özelliğinden söz etmek istiyorum. Her yıl maaş ayarlama döneminde benim patronumu ve diğer patronları genellikle bir endişe kaplar. ?Bu yıl işler çok kötü idi. Önümüzdeki yıl daha da kötü olacak? derler.Ekonomideki olumsuz gelişmeler nedeniyle firmaların kârlı bilanço çıkarmalarının imkansızlığından söz ederler? Ve bu nedenle belli sayıda personel çıkarırlar. Derken efendim, mart ayı sonunda şirket bilançoları açıklanır. O da nesi? O yıl şirketler kârı katlamış?
-Dünyadaki insanlar ve de hayvanlar et yiyenler ve ot yiyenler diye ikiye ayrılırlar. Et yiyenler (etoburlar) zeki, atak yapıya, kişiliğe sahiplermiş. Mesela bir etobur olarak aslan, kurt ; otobur olarak inek, koyun bu yapıdaki canlıların örneğidir. Bakın tren yollarında, karayollarında, araçların çarpıp ezdiği koyunlara, ineklere rastlarsın. Hiçbir trenin bir kurdu ezdiğini, bir otomobilin bir aslana, kaplana, kurda, tilkiye çarpıp ezdiğini duydunuz mu?Çünkü aslan, kaplan, kurt, tilki etoburdur. Kendilerini ezdirmezler. Otoburlar ise popolarını kaldırmayı zahmet bildiklerinden ezilmeye mahkumdurlar.
-Son günlerde et yiyenler ?ot yiyenler çelişkisi giderek belirleniyor. Önce Türkiye genelde ot yiyen bir ülke olarak, et yiyenlerden koptu. Tren yolunda, karayollarında yalnız başına dolaşmaya başladı. Allah vere de bir kazaya uğramasa. Türkiye´nin içinde ot yiyenlerin hakimiyeti giderek artıyor. Tanrı sonumuzu hayır eylesin!
-Eskiden ?Alparslan´dan Atatürk´e 100 Türk büyüğü? var idi? Şimdi ?1.100 Türk büyüğü? var. Türkiye´de büyük Türk büyüğü olmak içim mutlaka bir su başına oturmak gerekir. Su başına oturan hemen devleşir ve de büyük Türk büyüğü olur. Önce kendileri kana kana su içerler, sonra yakınlarına su dağıtırlar. Susuz kalmamak isteyenler onların çevresinde kümeleşir. Büyük Türk büyüklerinin sempatisini kazananlar su dağıtımından istedikleri kadar pay alır. Hiçbir dev suyun başını kendi rızasıyla terk etmez. Ancak değişik nedenle ayrılmaya mecbur olur. Çünkü bu dünya kimseye baki kalmamıştır. Su başından ayrılan devler yıldız olamaz, pire olur. Suyun başından ayrıldığı an Türk büyüğü sudan çıkmış balığa döner. Çünkü onların Türk büyüklüğü, başını tuttukları suyun gücüyle orantılıdır.
Netice: Türkiye´de şu anda çok kişi büyük Türk büyüğü olmayı ister. Büyük Türk büyüğü olamayanlar, bir büyük Türk büyüğüne ?merbut? (bağlanmış) olmaya çalışır. Bu çok yerinde bir davranıştır. İşin doğrusu da budur.
-Benim için her ölüm, kapanan bir kapı. Bir sevgi kapısı, bir sohbet kapısı? Her ölüm sadece beni değil, belli birikimleri, yetenekleri, dostlukları da toprağın altına gömüyor.
- Bizim insanlarımıza bir hal oldu. Herkes birini yakalayıp, ? Bak, ben sana anlatayım?? diyerek her konuda, neler yapılması gerektiğini uzun uzun anlatıyor. Baksanıza politikacılar bankacılara, sanayicilere neler yapacaklarını anlatıyor. Sanayicilerimiz, tüccarlarımız devlet adamlarına memleketi nasıl yöneteceğini anlatıyor. Bazı gazetecilerimiz ülkenin nasıl yönetileceğini devlet adamlarına, askeri politika nasıl olması gerektiğini askerlere anlatıyor. Karım kime selam verip kime selam vermeyeceğim bana anlatıyor. Kızım ne giyip ne giymeyeceğim anlatıyor . Peki, iyi de ben kime ne anlatacağım. Sözle anlatmaya kalksam beni dinleyen yok. Baktım ki, beni kimse dinlemiyor. Ben de yazmaya başladım. Yazıyorum, yazıyorum. Aklımın erdiği ermediği her konuda anlatıyor anlatıyorum.
(Güngör Uras, Bak, Ben Sana Anlatayım, Olaylarla Alaylar, Doğan kitap, 3. Baskı Aralık 2010)
22.8.2018