PROF. DR. BOZKURT GÜVENÇ´ İN ARDINDAN
İbrahim BİRELMA
Mimar, insanbilimci ve eğitimci olan Bozkurt Güvenç, 1926 yılında Samsun´da dünyaya geldi. Kabataş Lisesi´nden sonra, ABD de Georgia Tech, M.I.I. ve Columbia Üniversitelerinden mezun oldu. Darüşşafaka Lisesi, Yıldız Teknik ve Hacettepe Üniversitesi gibi eğitim kurumlarında görev aldı. 1969´da doçent, 1977´de profesör, 1993´te emekli oldu. 1974´te Başbakanlık kültür Müsteşarlığı görevine atanan Güvenç, 1993 - 2000 yıllarında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak Çankaya´da çalıştı. Başlıca eserleri İnsan ve Kültür, Kültür Sorunu ve Değişmesi, Japon Kültürü, Mantık ve Metot, Yüksek Öğretime Geçiş, Demirel´e Yazdıklarım ve Türk Kimliğidir.
Kendisine layık Türkiye Cumhuriyeti´nin kurucusu bir öğretmen, insan ve kültür tarihinin öğrencisi olarak tanıtan Bozkurt Güvenç, 92 yaşında 10 Aralık 2018 tarihinde vefat etti, 14 Aralık 2018 Cuma günü Hacettepe Üniversitesi´nde yapılan törenin ardından, Ahmet Hamdi Akseki Camii´nde kılınan Cuma namazını takiben Karşıyaka mezarlığında toprağa verildi.
Prof. Dr. Bozkurt Güvenç´ e Allah´tan rahmet dilerken, O´nun bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz:
-Eğitim, insan türünün kültürlenerek sosyal -kültürel bir varlığa dönüştürülmesi sürecidir. Doğumla başlayan bu süreç ölüme kadar sürer. Zaman- mekânla sınırlı değildir.
- Okul ya da örgün, programlı eğitim, bireye okuma, yazma ve saymayı öğretir.
- Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesi bilgi üretme sürecini öylesine hızlandırmıştır ki, okul yılları bilinen bilgileri aktarmaya, öğretmeye yetmiyor artık. Okullar da bilgi yüklemekten vazgeçti, öğrenmeyi öğretmek yolunu seçti. Sorup soruşturmayı, sınayıp yanılmayı ve uygulamayı öğretmeye başladı. Sanayi sonrası toplumlarda görülen iletişim, bilgi devrimi budur.
- Böylece 3-A´ ya (okuma, yazma ve sayma) dayalı, geleneksel okul programına yeni 2-A, araştırma ve uygulama eklenmiş oldu.
-Eğitimin amacı, kişinin kendini gerçekleştirmesi ise, kişilerin kendilerini geliştirme görevleri de vardır, kendilerine, ailelerine, atalarına ve torunlarına karşı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi´nin doğru yorumu böyledir. Öğrenmeyi öğretmeye çalışmak yerine, öğrenmeyi öğrenebilsek, hayat boyu öğrenmeye devam edebiliriz. Kendimizi gerçekleştirebiliriz. Öğrencilerimizi öğrenmeye özendirebiliriz ancak. Onları özendirebilmek için, öğretmenler olarak onlardan bir şeyler öğrenmeye, onlara açık ve hazır olmalıyız. Eğitim bir öğrenme -öğretme ilişkisi değil, bir birlikte yaşama, paylaşma sürecidir. Zor ama imkânsız değil. En azından denemeye değer.
-Ölümünü bir varlık olan insan için, ölmek ve öldürmek hiç de zor değildir. Asıl zor olan Bu koşullar altında, yaşamak ve yaşatmaktır.
- Kültür: Bir toplumun üyesi olarak insanın eğitim süreciyle edindiklerinin ve kazandıklarının bütünüdür.
- Eğitim: Bir toplumun üyelerinin kültür kazandıran sürecidir.
- Kültür ve eğitim bir toplumun iki orta direğidir.
-Sosyal bilimciler, şöyle veya böyle ilgili oldukları olaylar karşısında, duymama, görmeme ve söylememe lüksüne sahip değildir.( Nuri Bilgin)
-Yapılması gereken, sessiz çoğunluk halkın aydınlatılması ve uyarılmasıdır. Cumhuriyetin geçmişteki başarıları ve başaramadıkları ile gelecekteki makro hedeflerini ortaya koymak en doğru seçenek gibi görünüyor. Doğruyu yanlışı bir kenara bırakarak, bugüne nerelerden ve nasıl geldiğimizi kavramaya çalışmalıyız. Çünkü tarih buraya nerelerden, nasıl geldiğimizi belki anlatır ama yarın ne yapacağımızı söylemez. Yarınki hedefler ve eylemler yalnız ve yalnız bugünleri yaşayan bizim sorumluluğunuzdadır. Devlet adamı bu sorumluluğun bilincinde olan ve gereklerini yerine getiren kişidir.
-Ekonominin başlıca sorununun ?enflasyon? olduğu konusunda herkes müttefiktir. Enflasyonun temel nedeni, devletin gelirlerinin, giderlerini karşılamamasıdır. Toplumumuz, verdiğinden fazlasını bekliyor, istiyor ve alıyor devletinden. Politikacı ise almadan vermeye alıştırmış seçmenini. Çözüm, giderleri kısmak kadar, gelirleri artırmak olmalı. Gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde, gelir vergisi randımanı da düşük oluyor. Devlet, doğrudan vergi yükünü arttıramayınca, sigara ?şeker- petrol gibi vasıtalı vergilere başvuruyor. Bu tür yaygın vergilerin, eşitlik ilkesine ters düştüğü biliniyor. Japon gözlemciler açısından, ?Türkiye zengin insanların yoksul ülkesidir.? Ve ülkemiz gelir düzeyinin çok üstünde yaşamaya devam etmektedir.
-Devlet vergi tahsil eden bir siyasal güçtür. Halkını vergilendiremeyen vergisini tahsil edemeyen devlet, güçlü değildir. (Bozkurt Güvenç, Demirel´e Yazdıklarım, Büke Kitapları, Mayıs 2005)
19.12.2018