PARTİLER NASIL YAPILANIR NASIL DAĞILIR?
Her siyasi parti kurulurken, tüzüğünü yazar, program yapar ve vatandaşlara kendini; en üstün, en demokrat, en kapsamlı, en dürüst parti olarak tanıtır. İlk hamleler daima idealistçedir ve romantik bir üslup içerisinde iktidara geldiklerinde samimi olarak çalışırlar fakat bir müddet sonra değişime uğramaya başlarlar... İlk verilen sözler, tekrarlanan vaatler, icraatlar gider, yerini bambaşka işler almaya başlar. Kadrolarla birlikte, niyetler de değişir. Başlangıçta çok iyi tanıdığımız parti, ikinci evrede hiç tanımadığımız bir parti haline gelmiştir.
Onu bambaşka yapan, tanınmaz hale getiren aslında kadrolarıdır. O kadrolar genel merkeze göre şekillenirken halka bakışı gider, tepeye bakışlar gelir. İl başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve adayları ayçiçeğinin güneşe dönmesi gibi bakışlarını Ankara’ya çevirir; neler oluyor? Diye sorsanız; “disiplin” cevabını alırsınız. Aslında körü körüne itaatin adı “kör disiplin” olmuştur. Daima, “Ben bilmem Ankara bilir” felsefesine uygun biçimde kuyruktan bağlama yolunu seçerler. Taşra siyasetçisi onlara göre yeteneksiz, tecrübesiz, kafasız -Özür dilerim- dangalağın teki hükmündedir.
İşte siyasi çarklar böyle kurulduğu için sevgili okurlarım, özellikle iktidar partilerinin etrafında üç ana halka oluşur. Her ne kadar çokça tekrar edilse de Ben, bir kez daha ifade etmek istiyorum ki bu halkaya şöyle bakılmaktadır:
Gerçek Partililer…
Partili geçinenler…
Partiden geçinenler.
Gerçek partililer, vicdanlı olanlardır. Bu halka; ilk söze, ilk gayeye bağlı olan en idealist, en saf ve bir o kadar da en küçük halkadır. Davayı bunlar anlatır. Dağılma baş gösterirse en sona kalırlar. Ama genel yapıda bir çıkmaza girildiği anlaşılırsa, günaha daha fazla ortak olmamak için en önce de ayrılabilirler. Örnekleri çoktur. Fazilet ve gurur sahibi insanlardır.
Gerçek partililerin etrafında sinsice bir halka oluşur: Partili geçinmek! Vasıfları iyi değil, huyları, meşrepleri, niyetleri bozuktur. Davayla alakaları olmaz. Ya şöhret, ya itibar için orada bulunurlar.
Bir üçüncüsü, Partiden geçinenler’ dir. Tehlikeli halka budur. Virüs deyin, mikrop ya da çirkef olarak adlandırın… Ne derseniz deyin, partinin çürümeye başladığı nokta burasıdır. Bu halka güçlendikçe batış da hız kazanır. Yani sepete konulan bir çürük meyve gibidirler... Osmanlı’ nın çöküşü, 200 yıl sürdü ve sonuç olarak da battı.
Peki, bu halka daha ziyade hangi partilerde oluşuyor?
İktidar partilerinde…
Belediye kazanmış iktidar partilerinde…
Belediye kazanmış muhalefet partilerinde.
Yani çıkarcılığın, menfaatlerin bol olduğu yerler diyelim... Şimdi, topu getirelim AK Parti’nin Tekirdağ kalesi önüne koyalım… Düşünün! Belediye meclisi üyeliği için başvurusu olmamış, 80 küsur aday adayı başvuru parası verirken onlar vermemiş… Günlerce ter dökmemiş, masraf yapmamışlar... Bundan sonra da yapacağına dair hiçbir alametleri görünmüyor.
Hal böyle iken, Allah için söyleyin: Bu bedavacıları hangi kategoriye sokacaksınız? Partiye sızan parazitler mi, gerçek partililer mi, partiden geçinenler mi, partili geçinenler mi, diyeceksiniz; ne ad verelim bunlara?
Kale önünde topa vurması gerekenler kimlerdir, hak kimlerindir? Doğal olarak sahada oynayan futbolcularındır değil mi? Ancak burada görüyoruz ki, tribünde oturan kişi hızla sahaya atlıyor, topa vuruyor ve gol yapıyor.
Bu durum tabi ki çok fazla gariptir ancak, bundan daha garip olan nedir biliyor musunuz? Golün hakem tarafından gol olarak sayılması! O halde, başında adalet olan bir partiye en hafif tabirle bunlar yakışmıyor, diyelim ve yazımızı her şeyin hayırlısı, duasıyla sonlandıralım.