Bu sene kar fena bastı, hava da eksi 5-6´ lara kadar düştü.
Gece kolaçan ettik ailece caddemizi, sokağımızı... Kim var, kim yok diye!
Saat 22.00-23.00 suları olmasına rağmen kimseler yoktu etrafımızda...
Aslında köpekleri görmek istemiştik.
İn-cin top oynuyor.
Hayvancıklar nerelere sığındılar acaba?
Kar altında kalan çöp konteynırları ihtiyaca cevap verecek konumda değil.
Bir iki yudum su desen, hiç yok!
Tabi neler yapılabilir, onlara mutlaka yardımcı olmak gerek dediğimizde, belediyeler akla geliyor hep?
Kartondan, tahtadan, şundan - bundan küçük kulübeler yapılamaz mı?
Parasını site yönetimlerinden fazlasıyla alın; problem teşkil etmez.
Elbette köpekler akılsız değil, sığınacakları yerleri bulurlar ancak kış da tam kış hani!
Medeni olmanın ölçüsü hayvancıkları düşünmekle olur.
Atalarımız özellikle Osmanlı´da kırlara, bayırlara, çatak kenarlarına etler bırakırlarmış?
Ki, Kurtlar, tilkiler, domuzlar yani yaban hayvanları merkezlere inmesin zarar vermesinler diye...
Yaralı hayvanlara yuvalar, inler, kulübeler yaparlarmış.
Her şey düşülecektir, düşünmeliyiz ve icraata koymalıyız.
Çünkü bu yaşlı dünya sadece insanlara ait değildir.
Rahmetli Mustafa Üstbaş bu konuda çok akıllar verirdi bizlere?
Pet şişelerden su kapları yapıp sokaklara koymamızı isterdi.
Kendisi de uygulardı bunları.
Hayvanlara ilgimizi arttıran iki isim var: Bedia İlerler Hanım ve Kadir Çebi kardeşimiz.
Çok şeyler öğreniyoruz kendilerinden.
Ömürlerinn yarısını hayvanlara vakfetmişler.
Velhasıl, insanlıktan nasibimiz varsa? Bir de sevap umarak hareket edersek bu karakış günlerinde dilsiz komşularımıza sahip çıkarız.
Belediyelerimiz öncülük etsin...
Minik kulübe, yuva yapımlarıyla kedi, köpek, kuş gibi hayvancıklara yardımcı olacağız.
Bize insanlığımızı hatırlatan karakışa sağolsun diyorum.