İBRAHİM BİRELMA
Türk tiyatrosunun usta ismi Gülriz Sururi, 31 Aralık 2018 günü tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Sanatçının manevi kızı Zeynep Miraç Özkartal: ? Sessiz bir defin istediği için vasiyetini yerine getirdik. Kendisi, ölümünün definden sonra duyurulmasını istedi? dedi. ( Hürriyet 2.1.2019)
Gülriz Sururi, 24 Temmuz 1929 tarihinde İstanbul´da dünyaya geldi. Babası ilk operet kurucularından Lütfullah Sururi Bey, annesi de opera sanatçısı Suzan Lütfullah´tır. İlk kez 1942´de İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümünde sahneye çıktı. 1962´de Engin Cezzar´la evlendi. Aynı yıl eşi ile Küçük Sahnede Gülriz Sururi ? Engin Cezzar Tiyatrosu´nu kurdu. Haldun Taner´in yazdığı ilk olarak 31 Mart 1964´te sahnelenip uzun süre kapalı gişe oynayan
? Keşanlı Ali Destanı?nda ?Zilha? rolündeki başarısıyla ünü arttı. ( Sözcü 2.1.2019). 10 yıl önce katıldığı bir programda tüm mal varlığını Çağdaş Yaşama Destekleme Derneği´ne bağışladığını açıklamıştı. ( Birgün,2.1.2019)
Gülriz Sururi´ye Allahtan rahmet dilerken, O´nu bazı düşüncelerini anımsatarak uğurlamak istiyoruz:
-Türkiye´de kadın olmak başlı başına bir sorun. Birinci sorun, büyük kesimin hâlâ köylü olarak kalmayı bilerek, istenerek mahkum edilmesi. Eğitimsiz bırakılışları. Devlet eğitimi ayağına götüremezse , baba fakirliğe mahkum bırakılmışsa elbet kızını okutmak istemez. Üç beş kuruşa kocaya satar, hem karı hem hizmetçi olarak.
-Ben diyorum ki; kırsal kesim kadını, biz mutlu azınlıkla aynı düzeye gelmedikçe , ben Türk kadınının Dünya Kadınlar Günü´nü kutlamayacağım artık. Biz, mutlu azınlık diyebileceğimiz aydın kadınlarımız , boş vakti olan, hali vakti yerinde burjuva kadınlarımız ve ötekiler.. Artık biliyoruz ki, bize bizden başkasından pek fayda yok. Her gün bizi batağa sürükleyen gündemlerle boşa vakit geçireceğimize , ne yapalım, ne edelim, bir araya gelelim ve Türk kızının eğitimi için bir tuğla da biz koyalım. Unutmayın, bir insan dünyayı değiştirebilir. Bu sesleniş sizlere. Sesimi asıl duyurmak istediğim kesimse , henüz okuma bilmiyor. Bu ayıp, bu günah bizim.
Diyorum ki: ? İnsan Hakları Beyannamesi?ni okuyalım ve bize verilmiş hakları kullanmaktan korkmayalım. Konuşan bir toplum olalım yeniden.
-?Bu kadar mıymışız?? diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Korkaklar çoğaldı, korkaklar sindi. Korkaklar satıldı. Bir yanda vatan, bir yanda Cumhuriyet. Ve çoğalacağımıza azaldık.
-Sevgili Türkan Saylan, bu dünyada özendiğim tek insandı.
-Büyük Atatürk?. Biz sana layık evlatlar olamadık. Bir atasözümüz var: ? İyi evlat katar da yer, kötü evlat satar da yer.? Bazıları ise hem satar, hem çalar da yer. Onlar çalıp çırpmaya devam etsin. Bizler varız. Atatürk´ün düşüncelerine inanmış , nutkunu düstur etmiş gençlerimiz var.İşte ben bu gençliğin bir gün bu ülkeyi cennete çevireceğine inanıyorum.
- Bu dünyadan sessizce çekip gitmeli.
- Genelde ulus olarak yaşamın hakkını vermeden yaşadığımızı düşünüyorum. TV kanallarının bize biçtiği yaşam kültürü entarisini giyiyoruz. Oysa nedir yaşamın hakkını vererek yaşamak? Geç anladım ülkemde geçiş döneminin kolay kolay geçip gitmeyecek bir süreç olduğunu ve bugün bunların ışığında birey olarak kendimizi bu geçiş sürecinden yaşamın hakkını vererek korumamız gerektiğini düşünüyorum.
- Nedir yaşamın hakkını vermek?
-Önce kendini sevmek, kendi sağlığıyla ilgilenmek, kendini mutlu etmenin adresini bulmak, bunlar için uğraş vermek.
-Çevresindeki insanları olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmek.
-İnsanları, hayvanları karşılıksız sevmek.
-Gününü çalışarak, kazanarak, kazandırarak, okuyarak, seyrederek ve muhakkak sanatın bir dalıyla uğraşarak geçirmek.
-Ve eğlenmek? Belki de en önemlisi eğlenmek, gülmek. Bu çok önemli. İnsan mutlaka eğlenmeye vakit ayırmalıdır. Aslında gülmek tiyatronun özünde var.
-Bence yaşamın hakkını vererek yaşamak budur ve yirmi dört saatin içinde yaşamın hakkı her an verilmelidir.
( Gülriz Sururi, Zefiros, 3.Baskı. Doğan Kitap, Kasım 2016) 02.1.2019