​​​​​​​BİR ÖĞRETMENİN HATIRALARI ARASINDA…​​​​FERAHLAMA ve ŞÜKÜR …/ 12 AĞUSTOS 1995

İki gündür garip bir ferahlık içindeyiz. Büyük ve ortanca oğullarımız üniversite imtihanlarını kazandılar. Marmara Üniversitesi, evimize vasıtayla 10 dakikalık yol, hamdolsun. Allah yollarını açık eylesin. Asıl mesele  bundan sonra  başlıyor. Artık çocukluk dönemi bitti, sorumluluk çağı başladı, çok dikkatli olmalılar, hele ben hele ben  ve anneleri.. Allah hepimize yardım eyleye…

SENELER AH SENELER /  17 Ağustos 1995

Demek ben evli bir adam olalı 20 yıl geçti! 23 yaşında evlenmiştim. 1975 Ağustos’unun 17’sinde ve bugün 16,17,19 yaşlarında üç oğlumuz var. İkisi üniversiteye bu Ekim’de başlayacak. Küçük ise lise ikiye gidecek. Hem de babasının 4 yıl kaldığı binada, 4  yıl okumak durumunda bir küçük, sevimli Çapalı…20 yıl; 240 ay; 1040 hafta ve…7300 gün ve kimbilir kaç saat…7300x24x60x60 kaç dakika kaç saniye…kaç nefes…? 43 yaşındayım. 20 yıl Millî Eğitim’e bağlı lise ve yüksek okullarda öğretmen yetiştiren Enstitülerde ve en son Fen Lisesi’nde çalıştım. Binlerce talebem oldu. Sevilen bir Hoca olmaya çalıştım. Sevilmemek, benimsenmemek ihtimali ödümü kopardı. Sonra Allah nasip etti 93 yılı Ekim’inde Sakarya Üniversitesi’ne Yrd.Doç.Dr olarak atandım. Buradaki hocalığımı da yadırgamadım. Zirâ ileri yaşlardaki gençlerle ve yetişkinlerle ders yapmaya mesleğimin ilk yılından itibaren alışıktım. Asıl önemli olan gençliğimden beri özendiğim ilim yolunda  daha mânâlı bir hayat yaşayacak olmaktı…Yeni bilgiler edinmek ve ilim metotlarına uygun sentezlere varmak, bana yönelecek sorulara cevap vermek zorunda idim. İnşallah bu yolda gönlümün istediği kuvvette bir ilim adamı olurum. Memleketime hayırlı hizmetler  yapmak nasip olur. Neler öğrenmedim ki bu yirmi yılda? Nelere katlanmadım ki bu 240 ayda…Ve neler görmedim ki bu 1040 haftada…Eğer bu 7300 gün öncesinde felek beni evlilik hayatına iyice hazırlasaydı ve eşim de aynı şansa sahip olsaydı bu kadar sıkıntı yaşamaz ve acı çekmezdik. Çocuklarımızı daha iyi yetiştirirdik ve biz belki daha mutlu olurduk. Bu günümüze sonsuz şükürler olsun. Allah’ım, önümüzdeki 40-50 yılı hayırlı eyle.

KADİR GECESİNDE DUALAR… / 15 Şubat 1996

Allah’ım bütün sırlar sana aşikar. Sen yaratırsın, sen donatırsın, sen yollar açar, sen kapatırsın. Umulmadık zamanları sen aydın eder, binde birlik ihtimalleri hakikate tebdil edersin. Her tecellinde nice dersler vardır. Ve sen  kaldırabileceğimizden fazlasını da  yüklemezsin. Bizi kaynar kazanlarda buharlaştırır sonra buz denizlerine  düşürürsün. Hikmetinden sual olunmaz. Her akıl da yaptıklarını anlayamaz, idrak edemez. Edebilselerdi kimbilir dünya nasıl olurdu? Ömrümüz hatalarla örülü. Ne yapsak, istediğimiz olmuyor. Şu dünyada tam bir huzur, ulaşılmaz  hayal. Bir taraftan veriyor, bir taraftan alıyorsun. Nefsimizi terbiye etmek için yarattıklarından bazılarını üzerimize salıyorsun. Biz zayıf kulların başımıza belalar gelmedikçe  uyanmıyoruz. Niçin çok hassas insanlara, kabaları musallat ediyorsun? Niçin huzur aşkıyla adeta genç ömrünü çürütenlere visal çağında derin ayrılıklar yaşatıyorsun? Ne diye mantık ve gönül adamlarını odun tabiatlı, görgü ve cevher fakiri insanlarla muhatap olmak zorunda bırakıyorsun? Zaten hatalarla dolu hayatımız  içinde bir de asabiyet dengeleri kurabilme acıları yaşatıyorsun. Bana eşyanın sırrından  ziyade insanın ve dilin sırrı lazım  Allah’ım. Şu insanoğlu ne kadar rengarenk, güvenilmezi var, sadığı var, hesapçısı var. Listeler dolusu insanlara nasıl alışmalı ve nasıl acı çekmeden doğruyu bulmalı ve nasıl kendilerine karşı mesuliyet taşıdığımız sorumsuz ve zayıf karakterlilere sabır kalkanıyla hücum etmeden dayanmayı ve çirkin nefisleri susturmayı bilmeli, nasıl? Allah’ım eğer sana güvenmeseydim durum felaket olurdu. Beni bırakma !

MESAFE ve SABIR / 21 Şubat 1996

Herkesin iç âleminde kendine göre resmettiği manzaralar var. Kimin kafasında neler olduğunu, neler tasarladığını, hangi mesafeler içinde yaşadığını, ufkunun nerelere uzandığını bilemezsin ki…Herkesin kendine çizdiği bir dünya var. Kimisi  başka dünyaları  umursamaz. Bazan  kendi dünyasını her şey  sanır. Kimisi de kendini  unutur başka zenginliklere  kanat açar. Herkesin yaşamak zorunda olduğu  bir kaderi  var. Kimse kaderine rağmen yeni bir yol çizemez ki… Ancak her nefis  aklının ve gönlünün rehberliğinde Allah’a sığınır  dua eder yardım diler. Çünkü ferahlatan inşirah kaynağı yalnız O’dur… O halde, sen  ey gönül diyarımın  mustarip uykusuzu ! Dua et; sabret, mesafeleri iyi ayarla, tetikte dur. Vurgun yemiş balık  durumuna düşme…

DUA.. 14 Mart 1996, Perşembe

Duada saf, halis bir edayla Allah’a yönelme vardır. Günahın ağırlıklarından silkinip  çıkmak elimizde mi? Günahtan arındıran O…Allah’tan istediklerimiz kendi gücümüzle elde edeceğimiz şeyler değil. Gücümüzü açan şeyler için O’ndan yardım istiyoruz. Yolumuzu kesen engeller için  O’ndan destek istiyoruz. Köprüsü yıkılmış, yolu bozulmuş hayat istikametimizi  düzeltmesini istiyoruz O’ndan. Nefsin hoşuna gidecek neler varsa bizi Cennet’e getiren yolda önümüze yığılmıştır. İrademizin altından kalkamadığı bütün zorluklar duayla azalıyor. Duayla itikadımızı ilan ediyoruz. Aşılmaz vadilerden aşıracak Sen’sin. Sen ulaştıramazsan kimse ulaştıramaz. Aç kapını, tut elimizden  biz geldik. Halis kulluğun adı duayla belirir. Duanın iradeye aykırı bir yanı yoktur. İradenin hakkını vererek Rabb’imize teveccüh ederek yollarda kalmadan şükretmek, nimete karşı mukabelede bulunmadır, teşekkürdür. İyiliğe karşılık, iyilik düşünülür. Şükretmemek nankörlüktür, küfürdür. Sen ganisin Rabb’im, sana döndüm yüzüm. Güneşe bakan çiçekler gibi O’na bakıyor ve açılıyoruz. Bir serçe bir kartalı yere vurur mu vurur…Hoşgörü müsamahadan da toleranstan  da zengin bir kelime…Hoşgörü sevgiden kaynaklanır ve namütenahi diyalog kapıları açılır. Hoş görülemeyecek durumlar: Allah hakları. Anne hukuku. Zulüm. Adaletin çiğnenmesi… Millet, vatan, din ve devlet uğrunda ölünüyorsa onların çiğnenmesi hoş görülemez. Kobraya ve akrebe karşı hoşgörü olamaz. İyi etti kobra bizi ısırdı, diyemeyiz. Haksızlığı hoş göremeyiz. Irzınız, şerefiniz  çiğnenecek, hoş göreceksiniz. Kendi haklarımızdan fedakârlıkta bulunabiliriz ama milletin haklarından asla…! Peygamberane bir tavırla hoş görebilmek…Şahsına ait meselelerde engin sabır… Yumuşatıcı, kırıcı, ışığa çevirici iken, hakkın çiğnendiği yerde kükremiş aslan…Çiğnenen hak için susulamaz.

 EY GÖNÜL / 28 Haziran 1996

Kimliği meçhul adam diyor ki : Kendine; sessiz-sedasız, üzgün, kahırlı, başın kazan gibi, gözlerin yangınlar içinde yorgun bir gecede verdiğin sözler var ya… Onları asla unutma! Artık sen bütün kazandın dediklerini kaybettiğin gibi borçlanmış  bir adamsın. Kazandın, borçlandın, gençliğin gitti gene ödeyemedin…Bu alış verişteki adaletsizliği son nefesine kadar unutma! Kazandın, boğazına kadar borçlandın. Ödenir gibi değil…Delikanlılık çağların yandı bitti kül oldu. Ne kazandınsa bu borçlara yatırdın yetmedi. Hayatın rehin gibi görünüyor. Kurtulması da mümkün değil. Şu kazandım dediklerini yeniden düşün ve kazanç olmadıklarına karar ver, kendine gel, gidiyorsun, seni ben bile kurtaramam. Artık kimseye borçlu değilsin. Kazancın da yok, kendini kazan yeter.

KENDİNİ KAZANMAK / 9 Ekim 1997

On beş ay kadar gene susmuşum. Son yazdıklarımı bir daha okudum. Kendime öğütlerimi tutamadığımı anladım. Sağlığım iyi sayılmaz ama şükredecek, sayısız nimetler ve imkânlar içindeyim ama ruhumdaki yalnızlık sürüyor. /

14 Mayıs 1998 /…Yarım kalmış bir yazıdan sonra bir sekiz ay daha suskunluk…Baş ağrılarım gene devam ediyor. Boynum, omzum ve sırtım da pek insaflı davranmıyorlar. Saçlarımda aklar başladı. Kır bıyıklı bir adam olmak üzereyim. Küçük oğlum bu sefer ÖSS’de bir milyon üç yüz bin kişi içinde on beş bininci sıralarda bir puan aldı. Demek memleketin seçkin ilk 25 bini arasına girebilecek kendi nesli içinde…Allah emsalleri arasında  onu da vatana ve dine bağışlasın.

ÖLÜMLER AH ÖLÜMLER…  / 9 Şubat 1999

Evet 9 ay daha susmuşum. Bu 9 ay kimleri götürdü. Önce Zile’den 2 yakın akrabam. Babamın amcası oğullarından  iki kardeş. Biri benden birkaç yaş büyük Ziraat mühendisi dava arkadaşım Bayram İltekin. Ne gaflet Allah’ım, tebriklerine bile cevap yazmamışım. Ne kadar utanıyorum ve özlüyorum. Ağabeyi Hüseyin İltekin, çalışkan, asabi, fedakar, yiğit bir adamdı. Evimize de gelmişti. Biz de evlendiğimizin haftasında  onlara uğramıştık. Eşyalarım 2-3 ay onlarda beklemişti. Mekânı cennet olsun…Ve birkaç ay geçti iki ölüm daha: Genç ve orta yaşlı. Biri dava arkadaşım. Üvey babamın yeğeni Hüseyin Güzel trafik kazasında 49 yaşında…Diğeri annemin ana bir kardaşı teyzem Sultan teyzem, 63 yaşında……Ve milleti üzen ölümler; Alpaslan Türkeş ve Orhan Şaik Gökyay’dan sonra gönül ve sanat adamo Barış Manço. Mekânları cennet olsun.

NEV-RUZİ TOPARLANIŞ / 21 Mart 1999

Bu aslında yine bir 33 ay susmak demektir. Tıpkı,78 Ekim’iyle 32 Temmuz’u arasında olduğu gibi Haziran 96, Mart 99 arası bir 33 ay daha iç âlemimde sessizlik. Galiba olgunluk dönemine yeni giriyorum. Merhaba saçları ağarmaya başlayan kır bıyıklı Mehdi…

GERGİNLİKLER ve DEPREMLER İÇİNDE… / 09.09.1999

Bu sefer altı ay sustun. Korkunç bir çalışmaya girdin. Geceler boyu, bazan sabahlara kadar ve sonra gece yarılarını geçen saatlerde oto yolda ıssız karanlıklar aşarak 130 km hızla korkuyla, ölümle, tehlikeyle defalarca boğuşmalar  yaşadın. Gözü kara bir delilikle gergin bir sinirle ayakta kalmaya çalışmalar şaşırtıcı koşturmalar, Hendekler, Bolular, Ankaralar, İzmirler. Ve yıkılan şehirler gördün. 17 Ağustos sabahı gecenin üçünde yorgunluktan bitkin bedenimi sarsıp uyandıran her an tetikte, kimbilir nerede, ne zaman, nasıl yakalayacağı ilmin asla keşfedemediği zelzele, ölüm, yıkılış, kıyamet… Felçler, hastaneler, ölen çocuklar, anneler, nineler, bebeler… Enkaz, beton, demir altında  binlerce can… Ruhumda fırtınalar, gözlerimde yangınlar, dilimde hayretler, dudaklarımda kurumalar, kulaklarımda şiddetli dargınlıklar, duymaktansa sağır olmayı istediğim sözler, anlatamamaktan şaşkına döndüğüm haller… Ve güzelim dünya, senin bir yanın hep canavardır. Bir gün senin de hesabın görülür, defterin dürülür bir gün. Fakat ruhları sonsuzluğa nikâhlı ruhları, Allah’a tutuşmuş canları yok edemezsin. Sen ey içimde ve dışımda kuduran nefsim. Seninle boğuşmam asla bitmeyecek. Beni yenemezsin. Çünkü ben doğrudan, güzelden, hiç eskimeyen sonsuz yeniden yana tavrımı değiştirmeyeceğim. Allah beni şaşırtmasın…

“YENİ BİN YIL”MIŞ / 03.01 2000

Kafalardan ve gönüllerden ne haber! Bu gece Kadir Gecesi…Diğer geceler de aslında adam olan için çok değerli. Ömrümüzden geceler geçip gidiyor. Özel geceler arıyoruz. Bir gece mukaddes de diğerleri değil öyle mi? Yık gönülleri her gece, kandil geceleri af dile… Gecelerin özel bir yeri mi var? Adam olana her gece Kadir, olmayana her gece (kabir) cehennem. Dava bütün geceleri Kadir eylemekte, kadrini bilmekte! Kutsallık gecede değil insanın kendinde, gönlüne Allah’ı misafir eden insanın kendinde. Kadir gecelerinde hep üzgündüm bu gece mesud…

03.02.2000 / “Mümin, dünyadaki işlerini her an veda edecekmiş gibi yapmalı” Ebu Hanife der ki: Kadir gecesi senenin 365 günü içindedir. O, kadri bilenlerin, kadirşinasların gecesidir. Hayatınızın her gecesine o niyetle bakıyor ve o geceyle buluşuyor ona koşuyorsanız… Ruhumun ilhamlarını arz ediyorum. Kötülüğe kötülükle mukabele etmeyeceksiniz, yüzünüz yerde olacak…

SON 365 GÜNDE /  03.01.2000

Sevindiğim ve üzüldüğüm  gelişmeler yaşadım. Geçen yıl amcam öldü. Babamın öz kardeşi ailemizin ikinci nesilden son örneğiydi. Şimdi üçüncü, dördüncü nesillere doğru gidiyoruz. Amcamla birbirimizi pek anlayıp dinleyemedik. Kader, kalın tellerle arayı kapatmış, amcam ise evi ve çocukları için  bir ömür boğuşmuştu. Subay, öğretmen, müfettiş, teknisyen üç oğul  ve sevimli torunlar bırakarak gitti. Ergüzel soyadını yere düşürmedi. Allah rahmet eylesin, hakkım helaldir. Diğer üzüldüğüm iki ölüm: Biri depremde evi başına yıkılan, eşi ve kızıyla şehadet getirerek ölen matematik doçenti Eyüp Sabri Bey. Çalışma odalarımız sırt sırtaydı. Mekanı cennet olsun. Ve nihayet güven oylaması günü ziyaret ettiğim Meclis’e ilk gidişimde bana tevazu ile kardeşliğini gösteren okul ve dava arkadaşım Çanakkale MHP Milletvekili Sıtkı Turan. Sıtkı’ya hepimizin ihtiyacı vardı. Dürüst bir köylü çocuğuydu. Memleket meselelerine aşinaydı. Onunla çok hayırlı işler yapabilirdik. Mekanı cennet olsun. Ve doçentlik imtihanını kaybettim. Hayırlısı olsun…Ve doktora tezim kitap olarak yayınlandı. Artık adım bir kitapta ebediyete kadar yaşayacak… Allah’a şükür…

TOPARLANMA FASLI / 4 Ocak 2000

Kendimizi kaybettikçe arar buluruz. Dağıttıkça toparlarız, eskittikçe yenileriz, üzdükçe sevinme vesileleri ararız, çaresiz kaldıkça Allah’a, duaya sığınırız. Asabımız gerildikçe yumuşamaya çalışırız. Ümitlerimiz suya düştükçe suyun durulmasını bekleriz. Yanlış anlaşıldıkça şaşırırız, hayret ederiz, ağzımıza biber süresimiz gelir. Dilimizi tutamamaktan sıkıntıdan sıkıntıya düşeriz de kimse derdinizi anlamaz, hep kendimizi haklı sanırız. Bin düşünüp bir konuşmalı, tedbiri elden bırakmamalı, dostluklar unutulmamalı, ilim, sanat, tefekkür devam etmeli, dünyada ne olup ne bittiği bilinmeli, zamanın elinden tutulmalı, isimler, adresler, telefonlar, sesler, selamlar belli aralıklarla hatıra gelmeli…Vefalı olmalı, iyilikler unutulmamalı. 48 yaşın ağırlığı ile davranılmalı. Büyük oğlum yarı yaşımda. O doğduğunda ben şimdiki onun kadardım. Ve takvim 1976’daydı.