Tarih, daima bir şeyleri ve birilerini yazmakla meşguldür. Kimini kurşun kalemle yazar kimini mürekkepli kalemle. Kimini kağıdın bir köşesine yazar yaprak olur, kimini ise kitaplara yazar destan olur; Hüseyin Nihal Atsız o´dur.
Türkçülük-Turancılık davasının simge ismi Hüseyin Nihal Atsız, 12 Ocak 1905´te doğmuş, 11 Aralık 1975´te geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmiştir. Bedeni tek bir mezara girmişse de ruhu ve fikirleri milyonlarca Türk gencinin ruhuna girmiş ve her gençte bir parça Atsız yaratmıştır.
3 Mayıs 1944 olaylarının başrolü Hüseyin Nihal Atsız, hiç şüphesiz ki tarihin gördüğü en cesur, en fedakar ve en dik dava adamlarından biridir. Tabutluklarda yatırılmış, işkencelerden geçirilmiş, aile-iş düzeni yıkılmış, madden ve manen zorlukların içine atılmış, fakat dik duruşundan bir kez olsun ödün vermemiştir. Ne söylediği bir sözü yalanlamış ne de yazdığı bir düşüncesi için pişmanlık dile getirmiştir. Ve mahkemede, ´´Türkçü- Turancı olduğum için yargılanıyorsam, bundan şeref duyarım.´´ diyerek, cesaretini ve davaya sadakatini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
**
Bugüne dek, Nihal Atsız Beğ´i anlatan on binlerce yaprak yazılmış ve yazılmaya da devam edecektir fakat hiçbir yazı Atsız´ı, cenazesinde söylenen şu söz kadar tanımlayamayacaktır, ´´Bu musalla taşı, Atsız kadar gerçek bir er kişiyi az görmüştür, hocaefendi.´´
**
Bilge Atsız şöyle diyor bir şiirinde,´´ Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş, anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş.´´´
Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun...