DEMOKRASİ MEZARLIĞI!

Türkiye artık büyük bir geçiş zamanının eşiğindedir. Bunun en büyük göstergesi insanların evlerinde, iş yerlerinde, şehirlerinde ve ülkelerindeki demokrasi arayışıdır. Aslında arayış demek yanlış olur mücadele anlam olarak daha bir yerine oturacaktır. Gençler artık aile içinde fikirsiz olarak görülen bireyler olmak istemiyorlar. Bunun sebebi artık teknoloji ile gelen dünya çapında iletişim ve bilgi akışıdır. Eskiden insanların üniversite sıralarında ancak öğrenebilecekleri tüm bilgi ve birikim artık bilgisayarlar ve telefonlar vasıtası ile ellerinin altında. Örneğin Madagaskar nerede dediğiniz zaman Afrika kıtası yakınlarında bir ada ülkesi olduğunu, nüfusunu, para birimini, politik durumunu ve tarihini saniyeler içinde size anlatabiliyor. Bundan 20 yıl önce bu tip kapsamlı bir araştırmayı gerçekleştirebilmek için ansiklopediler karıştırmamız ve uluslararası ilişkiler veya siyaset konusunda bilgili birinden yardım almak zorunda idiniz. Şimdi ise 12 yaşında bir çocuk bunu size zorlanmadan anlatabiliyor. Dünya artık eskisi gibi büyük değil. Artık bilgisayar ve telefon ekranlarına sığabiliyor. Şimdiki nesillerde daha öncekiler gibi ben anlamam dünyayı tanımam, siyaset bilmem demiyor. Araştırıyor, inceliyor ve daha önemlisi tepki gösteriyor. Sosyal medyada hesapları olan siyasi ve ünlülerin gençler tarafından dumur edildikleri, cevap bile veremedikleri o kadar çok örnek var ki. Gençler artık korkusuzca fikirlerini söyleyebiliyor. Bu bizim için gelişim sayılabilir. Ancak asıl gelişim içinde hakaret olmadığı sürece gençlerin fikirlerini ve isteklerini rahatça söyleyebileceği bir ortam yaratmaktır. Bu da yetişkinlerin gelişim alanı olmalıdır. Şimdi yukarıda anlattıklarımı da dikkate alarak kim söyleyebilir ki Türkiye ?demokrasiyi özümsemiş? bir ülkedir. İktidar ve muhalefet partilerinde yaşananlar sizce bir demokrasi göstergesi midir? Yoksa partilerden başlayarak, iktidara ulaşan bir ?Tek Adam? kültürü müdür? Demokrasinin tanımına bakarak aslında yaşadığımız şeyin demokrasi olup olmadığını anlayabiliriz. İşte tanımı ?siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.? Aslında okuyunca komik geliyor. Bizim ülkemizde Parti Genel Başkanlarının belirlediği ve genelde biat kültürü ile belirlenen çok özgür(!) bir seçim yapmaktayız. Hatta bazen Genel Başkanlar garanti gördükleri yerlere ve şehirlere, o bölgeye gezmeye bile gelmemiş insanları aday olarak koyabiliyor. Aynı havayı solumayan insanların seçildikten sonra bölgesine ait olma hissi ile hareket etmesini bekleyemeyiz. İşte bu yüzden bu insanlar kendini Genel Başkana borçlu hisseder ve seçmenine değil ona yükümlüklerini gerçekleştirir. Hastalıklı düşünce yapısı da budur. Seçimler safları belirlemek için değil, en iyi hizmet edeni belirlemek için yapılır. Böyle seçilen belediye başkanları, milletvekilleri ve Hükümet üyeleri tüm ülkenin temsilcisi olmak yerine sadece partili ve kendilerine oy veren insanların çıkarlarını gözetir bir halde davranırlar. Sonucunda belediyeler, devlet makamları liyakat yerine yandaşlık özellikleri ile donanmış insanlara teslim edilir. Tabi bu koltukları elde edenler çoğu zaman sonsuza kadar kalacaklarını düşünürler. Ancak siyasiler ise çokça sözler vermişlerdir. Bu sözler sonucunda makamların koltuklarının sahiplerini sürekli değiştirirler. Böylece herkesin ağzına bir parmak bal çalarlar. Tabi bu siyasiler içinde gereçlidir. Genel başkanlar bir süre hepsini komisyon başkanı, genel başkan yardımcısı veya bakan yapabilir. Ama sonuç yine aynıdır. Koltuk bir gün altından kayar gider. Aslında makamınızı hak edip etmediğinizi anlamak için basit bir yol vardır. Makamınızdan ayrıldıktan sonra görev yaptığınız veya seçildiğiniz yere dönün ve sokakta tek başınıza bir dolaşın insanlar yüzünüze gülüyor sizi çay içmeye davet ediyor, hoş sohbet edebiliyor iseniz makamınız ve karakterinizin toplumda karşılığı vardır ve hak etmişsinizdir. Demokrasi evlat gibidir; siz yıllarca besler büyütür ve emek verirsiniz. Güzelleşir kendine özgü bir tarzı ve işleyişi olur. Bir gün biri gelir kendi bekası için demokrasiyi yok eder. Böylece ülke Demokrasi mezarlığına dönüşür. Bizde demokrasiyi seçim zamanları sloganlar ve afişlerde görür kendimizi avuturuz.