Osmanlı monarşisi, 1808 Senedi İttifak’la bir kısıtlanma yaşamıştı. Arkasından 1839 Tanzimat Fermanı ve 1876 Anayasasıyla padişahın yönetimdeki mutlak otoritesi kısıtlandı.

İbrahim BİRELMA Osmanlı Devleti, kurucusunun adıyla anılan bir haneden devletiydi; Osmanlı ailesinin içinden gelen padişahlar vasıtasıyla yönetiliyor ve temsil ediliyordu. Yani Osmanlı Devleti, bir monarşi (mutlakıyet) idi. Hilafet kurumunun XVI. Yüz yıldan itibaren Osmanlı Hanedanının elinde bulunması, dini ve siyasi otoritenin aynı elde toplanması, hak ve yükümlülüklerin dinsel esaslara göre tanzim edilmiş olması sebebiyle de, Osmanlı Devleti teokratik monarşik bir imparatorluktu. Egemenlik kavramının tanımlanması ve kullanılması yolunda Osmanlı dönemindeki tecrübelere gelince; Osmanlı monarşisi, 1808 Senedi İttifak'la bir kısıtlanma yaşamıştı. Arkasından 1839 Tanzimat Fermanı ve 1876 Anayasası'yla padişahın yönetimdeki mutlak otoritesi kısıtlandı. II. Abdülhamid, meşrutiyet vaadiyle padişah olduğu halde " I. Meşrutiyet" olarak adlandırılan dönem yaklaşık 15 ay sürmüş ve monarşinin üstünlüğüyle sona ermiştir. Yani, parlamento süresiz tatil edilmiş (bu tatil 33 yıl sürmüştür) ve meşruti dönem kapanmıştır. Parlamento, askeri ve siyasi baskılar sonucunda 23 Temmuz 1908'de açılınca yeniden parlamenter sisteme geçilmiştir. "II. Meşrutiyet" denilen bu dönem de, 21 Aralık 1918'e kadar sürmüş ve bu tarihte Padişah VI. Mehmet Vahdeddin tarafından Mebusan Meclisi'nin kapatılmasıyla sona ermiştir; yani bir defa daha monarşi, parlamenter sisteme üstün gelmiştir. "Teşkilatı Milliye"nin baskısıyla 12 Ocak 1920'de "Mebusan Meclisi" yeniden açılmıştır; 11 Nisan 1920'ye kadar süren bu kısa parlamenter döneme bazı araştırmalarda "III. Meşrutiyet" denmiştir. Bundan sonraki dönemde, parlamento yani "Büyük Millet Meclisi" Ankara'dadır, ama onun meşrutiyet kaynağı 1876 Anayasası değil 1921 Anayasasıdır. Egemenliğin temsili yolunda başlayan bu mücadele 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla sonuçlanmıştır. 23 Nisan 1920'de TBMM açıldığında, padişah ve halifenin, Meclis'in düzenleyeceği Kanunlar çerçevesinde vaziyetlerini alacağı belirtilmişti. 24 Eylül'de gazetelerde Mustafa Kemal Paşa'nın şu beyanatı yayınlandı; "Anayasa'ya göre hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi TBMM'nde toplanır. Bu iki hamleyi bir kelime ile anlatabilmek için hangi sözlükte aranırsa aransın sözü geçen kelime "Cumhuriyet" olacaktır. Bundan ötürü Türkiye'nin iç tekamülü henüz tamamlanmamıştır. Daha başka değişmeler ve gelişmeler Cumhuriyet esasına varacaktır." 27 Ekim'de doğan Hükümet buhranı bu gelişmeyi hızlandırdı. Meselenin çözümü için Mustafa Kemal Paşa'ya başvuruldu. Paşa, konuşmasında, milletvekillerinin hepsinin birden İcra Vekilleri Heyeti (Hükümet) seçimine mecbur olmalarının yarattığı güçlüğü işaret ettikten sonra (1921 Anayasası'na göre, hükümet üyeleri Meclis içinden ve Meclis tarafından tek tek seçiliyor ve "Meclis Hükümeti'ni oluşturuyorlardı.) Kuvvetli ve istikrarlı bir hükümetin kurulması için "kabine" sistemini teklif eden, Cumhuriyet'in ilanına dair tasarıyı açıkladı. Cumhuriyet Halk Fırkası'nca kabul edilen tasarı TBMM'nin de 29 Ekim 1923 Pazartesi günkü toplantısında kabul edilerek saat 20.30'da yeni Türk devleti'ne adı verildi; Cumhuriyetin ilanı 1921 tarihli Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.'lu Kanun'un kabulü ile olmuştur. Bu Kanunla, Anayasa'nın 1, 2, 4, 10, 11 ve 12' nci maddeleri önemli ölçüde değiştirilmiştir. Böylece 23 Nisan 1920'den beri fiilen var olan "Türkiye Cumhuriyeti" hukuken de tamamlanmış oldu; şimdi hükümeti, başbakan kuruyordu ama güven oyu vererek veya vermeyerek, hükümeti kabul edip etmemek TBMM'nin doğrudan doğruya bakanları seçme usulü kalkmış, kabine sistemine geçilmişti. Cumhuriyet'in ilanını, 29 Ekim 1923 günü yapılmış ve aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle yeni Türk Devletinin ilk "Cumhurbaşkanı" seçilmiştir. Zaten Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan 1920'den itibaren de, "TBMM Reisi" sıfatıyla devlet başkanlığını fiilen yürütüyordu. Yapılan Anayasa değişikliğine göre Cumhurbaşkanı, başbakanı tayin ediyordu; Cumhuriyetimizin ilk başbakanı İsmet (İnönü) Paşa, ilk Meclis Başkanı Fethi (Okyar) Bey olmuştur. (Dr. Nuri Yazıcı, Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Ekim 2011 kitabından derlenmiştir.) Tüm okuyucularımızın Cumhuriyet Bayramını kutlarız.