Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL

Kültür tarihçimiz Turgut Güler Bey, biyografik romanlarından birini daha kaleme alarak okuyucularını, milli tarihimizin ibret ve hikmet sayfalarından birine daha yolculuğa çıkardı. "Değirmen Taşı"sembolü etrafında, insanoğlunun kendini inşa edebilmesinin çetin macerasını milli-İslami-insani kurtuluş kaynağımız olan tasavvufa dayalı menkıbelerle anlatan roman, aslında pek de yakından tanımadığımız Akşemseddin'in yetişmesini ve şahsiyetinin ana çizgilerini de hikaye etmektedir. Emir Hüseyin Enisi Efendi'nin "Menaakıb-ı Akşemseddin" isimli Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki bir yazmasına dayandırılan eser, yazarımızın daha önceki kitaplarında denediği yarı tahkiye üslubunu aşarak, modern roman usullerinden sayılan, zaman gelgitleri de kullanılarak, adeta senaryoya hazır hale getirilmiştir. Kitabın sayfalarına kapılıp gittikçe bazen Göynük'tesiniz, bazen İstanbul'da, bazen Halep'te, bazen de Amasya'da.Sayfalar ilerledikçe İstanbul'un surları önünde Uluabatlı Hasan'ın şehadet şerbetine susamasının heyecanını yaşar, bazan da yirmibirinci asır Anadolusunun ihanet dağlarına dönüşen Şemdinli tepelerinde vatan ve bayrak mücadelesi veren Amasyalı Kurtboğan'ın nasıl bir sır ve hikmet üzre Osmaniyeli Binbaşı Arslan'ı hayretten hayrete düşürdüğünü anlamaya çalışırsınız.. Anlamak, ihtiyacımızdır. Teneffüs ettiğimiz hava, içtiğimiz su, yediğimiz ekmek kadar ihtiyacımız olan anlamak, daha da ötesi, derinden anlamak olan idrak, varlık sebebimizdir. Sırların idrakine doğru bir gayreti olmayanların hali yamandır. Turgut Bey, diğer eserlerindekini değişik bir tarzda devam ettiren anlatımıyla, ne zamandan beri unuttuğumuz bizi, bize çağırıyor. Kur'ani bir hayattan çıkarak "tayy-ı zaman ederek", tatsız tuzsuz bir sıradanlık içinde yaşadığımız monotonluğun çemberini kırmaya davet ediyor. İcabet etmemek ne mümkün ? Hangi insaflı nefis, kendine yapılan böyle bir daveti geri çevirebilir ki ? Ancak bu nefisleri anlamak; bütün dünyevi nimetlere rağmen "hiçlik hırkası"na bürünerek kendisine sunulan muhteşem İstanbul'u "İsteyene ver anları, bana seni gerek seni.." coşmasıyla, döne döne kıvrılan yollardan, kuş uçmaz kervan geçmez dağlar arasından geçip Göynük' talip olabilenlerin yaşadığı manevi zevki anlamakla kaimdir. Eser, 26 bölüm üzerine kurulmuş. Bu fasıllarda Akşemseddin'in ataları, aile çevresi, çocukları, hocaları, müritleri ve bilhassa Hacı Bayram-ı Veli'den Fatih Sultan Mehmed'e uzanan manevi ve maddi alemin sultanları arasında Akşemseddin olabilmenin incelikleri, nefis terbiyeleri var. Kur'an'ın ışığında manevi ilimlerle kanat açılırken, tababet yoluyla maddeye ve insan bedenine fani şifalar aramanın sabrı ve gayreti de var. Hülasa, yazar "dünü anlamadan yarın olamayız" hakikatini, ufkumuza seriyor, hafızamıza nakış nakış işliyor, "bunları unutursak biz de yoğuz" diyor..Sonsuzluk içinde bir nutfe olan insanoğlu, dün keşfettiğini bu günün imkanlarıyla "açmış yeni bir söz" heyecanına çevirdiğinde, Şeyh Galib de anlaşılır hale gelir, Fatih'i kendine ram eden Akşemseddin de..Yeter ki "Yesevi Ocağında Pişen Aş"lar zehre dönmesin, Yunus'un dosdoğru odunları nefsin oyunlarıyla eğrilmesin ve Hacı Bayram'ı Veli'inin gönül şenliği Mevlana'nın "Şeb-i Arus"una eş olsun.. Ben eserin ilk okuyucularından biri olarak, kalem sahibinin mesuliyet gerektiren bu vazifeyi de bilgiye-belgeye dayanarak, sa'ye sarılarak, hüsn-i niyet ve gayret içre yaptığını anlayanlardanım. Yarım asırlık arkadaşlığımız bana bu değerlendirmeyi yapma cesaretini veriyor. Temenni ve dua ediyorum ki Turgut Güler Bey; Yavuz, Fatih ve Kanuni ile başladığı, başardığı "Biyografik Roman" vadisinde Akşemseddin'i takiben milli tarihimizin ve medeniyetimizin, sahalarında zirve şahsiyetleri olan Deryalar Kahramanı Barbaros Hayreddin Paşa'yı, "Musikisinde bir taraftan din, bir taraftan bütün hayat akan, ..her taraftan bize benzer bir kainat akan..", ihitişamlı Nevakar'ın bestekarı Buhurizade Mustafa Itri Efendi'yi,.ve nihayet "..nice bin işçisi ve mimarıyle taşı yenmiş.." Koca Mimar Sinan'ı da biyografik romanları arasına dahil etmeyi düşünse, kendisine çok mu yüklenmiş oluruz yoksa hüsn-i gayretine destek mi vermiş oluruz ? "İltifat, marifete bağlı değil miydi ?" Okuyucular, teşnedir.. Milli edebiyatımıza ve güzelim Türkçemize kazandırdığı eserleriyle kemal çağına doğru yürüyüşünü sürdüren yazarımız, bize göre Akşemseddin'in Romanı Değirmen Taşı'nda on beşinci asırdan zamanımıza kadar muhtelif devirlerden taşıdığı renklerle, seslerle, hikmetlerle dünün teknesinde yoğrulan somunla bugüne sunduğu edebi lezzeti, beklediğimiz diğer eserlerinde devam ettirmelidir. Birkaç çiçekle bahar gelmez. Bizim diyarımız nice binbir baharı saklamaktadır. Erbabına; tebrik, teşekkür ve şükranlarımızla arz olunur efendim.