Bir tarışmadır gidiyor: Araplaşmayacağız! Hay, hay... Buyurun buradan yakın.

Araplar Türkiye' de fokur fokur nargile çekerken, biz de bol bol Rakı - Balık yaparız; keyf konusunda, Araplaşmışız. Araplar Türkiye' ye, biz Avrupa' ya, ABD' ye, Kanada' ya gideriz; memleket terkinde: Araplaşmışız. Biz camilerde yoğuz, Araplar da yok yani, Araplaşmışız. Araplar, İslam' la bağdaşık olmayan Vahabilik, Selefilik sapkınlığıyla İngiliz, ABD yönüne evrilirken bizler de Ateist, Deist, Panteist, Tengrici yollara saparak din değişikliğinde, Araplaşmışız. Araplar ilk fırsatta sahilleri, eğlence yerlerini, barları ağzına kadar doldururken bizler de aynı yollarda sere serpe bir nevi Araplaşmışız. Araplar yalelleriyle göbek atarken, bizler de davul zurna ile aradaki farkı kapatmışız; yani eğlence anlayışında da Araplaşmışız. Araplar birden dörde evlilik yaparken bizler de sevgililer, metresler, nikahsız eşler edinmek suretiyle onları geride bırakmış yani, Araplaşmışız. Araplarda milliyetçilik olmadığı için memleketlerini pisliklere boğabiliyorlar bizler de toplu gittiğimiz yerlerde onları kıskandıracak ölçülerde kirletmedik ne orman bırakıyoruz, ne deniz sahili. Arslan yatağından belli olur misali çevrecilik hususunda da Arapları geride bırakmışız. Araplaşmayı din cihetiyle ele alanlara seslenmek istiyorum: Din kadar davranışlar da önemlidir. Arabın dini deyip İslam'dan kaçmak çözüm değil, davranışlarımıza da bakacağız. Araplar belki ilkel dönem inançlarına - putperestlik - zamanlarına dönmüyorlar ama bizler Araplaşmayacağız diye İslam'dan fellik fellik kaçmaya çalıştığımız da bir vakıadır. Yani, kaçış mantalitesinde Araplarla ne kadar yarıştığımızın önemi de yok. Gerçeklerden kaçıyor muyuz sen ona bak! Ben cami cemaatinden sayılırım. Cemaat arasında ne Araplaşmayacağız diyen bizimkileri ne de Arap Suriyelileri görebilirsiniz. Ne demişler: Yok aslında birbirinden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız.