50 Yıl önceki bir üniversiteli gencin devran ile söyleşmeleri

Dünlerlerden seçmeler 19 Şubat 1972 / ARA SIRA Yine zevksiz sabahlar oluyor.Turgut geleli beri deftere elim değmedi. Sadece yazdıklarımı birlikte okuduk. Beğendi ve bu türlü hatıraların ehemmiyetine temas etti. Bense bugün bir ebedi hasret ve azabın yükü altında sabrımın köşesinde hayallerimle rızaenlillaha mazhar olmak için gizli, için için dualar etmekteyim. Kuzusundan ayrılmış koyun gibi bir melemediğim kaldı, esrük gibiyem.Turgut geldikten sonra bir kere tiyatroya "Anne Karenina" ve bir defa da Askeri müzede mehter dinlemeğe gittik. "Papazın Hilesi" isimli bir de ecnebi filme gittik. Bu arada ben M.T.T.B kitap kulübünden N.Fazıl' ın 10'a yakın eserini daha aldım. A.Ş. Hisar'ın yazdığı A. Haşim'le ilgili 210 sahifelik gayet faydalı biyografik eseri de bitirdim. Recai Abiler taksi almışlar 70 bin liraya. 40 bini peşin 57 model açık sarı 34 DH 145 plakalı Plymut markalı.Evden selam ve para geldi. Ben de mektup yazdım. Radyo 13 haberlerinde Ziya Yılmaz' ın yaralı, Ulaş Bardakçı' nın da ölü olarak ele geçirildiğini haber veriyor. Galiba diğer üç anarşist de Şirinevler semtinde abluka altında imiş. Mediko Sosyal'den Gastrolak, Supradyn ve Festal adlı ilaçlardan aldım. Gayet faydalı ve iyi olduklarını kendi tecrübemle anladım. Cuma namazını Süleymaniye Camii'nde kıldık. Hutbe gayet müspet ve cesurane idi. İslam'a uygun yaşamayı alenen telkin ve diğer hayat rezilliklerini tahkir ediyordu hatip.4-5 gündür de merkezi, şahsi, sırri meselelerime bağlı düşler görüyorum. Allah hayra yorsun! Şuurumda gizli olan hislerim, rüya şeklinde karmaşıkça tezahür ediyor. Allah kulunu yalnız ve sahipsiz bırakmaz. 19 Şubat 1972 / KIZGINLIK VE SABIR Bugün öğleden sonra yukarıda Fen bölümünden bir arkadaşla sohbet esnasında konuşmalarımızın mecrası değişti. Siyasi ve fikri konuşmağa başladık. O saçma sapan konuştukça ben küplere biniyordum. İstiyordum ki o da Allah' ın kendisine verdiği kafa ile meseleler üzerinde ciddi mütalaalar yürütsün ve efendice fikri sohbet yapalım. Fakat nerede? Gencağa, işin gırgır tarafına yan gelip yatmış, bana yumuşak ve gıcık lakırdılar ile karşılık veriyor. Tabi ben kızdım. Mizacımdan olacak onu fikirsizlikle, basitlikle itham ettim. Böylelikle hırsımı almak istedim. Halbuki öfkenin fizyolojik zararı da var. Öfke esnasında sinir sisteminin çalışması da aksar ve organizmada bir anormallik husule gelir. Halbuki yapacağım şey kızmayıp sabırla karşılık vermek olmalıydı. Baktın ki olmuyor, bırakıver yoluna dedim, sustum. Bir gün nasıl olsa aynı fikrinde olan insanlarla bu gaye uğruna çalışacaksın. Allah sabrımızı arttıra. 20 Şubat 1972 / "ANNE KARENİNA" TEMSİLİ VE AİLE Şehir tiyatroları Harbiye kesiminde temsil edilen Tolstoy'un bu eseri hayli insani meseleleri de düşündürüyor. Vak'a Rusya' da geçiyor. Kalburüstü ailelerin aralarındaki münasebetleri ve yaşayış, eğleniş tarzları konu edinmiş. Bize gayet tuhaf görünen salon tipi yaşayış. Evli ya da bekar olsun kadın ve erkeklerin birbirine fazla yaklaşmalarında beis görmeyen ve bizce leke addolunabilecek hareket ve cüretkarlıkları mübah sayan bir insancıklar kalabalığı.Meselenin düğümü de hep bu serbestiden doğuyor. Güzele yahut gönlün yattığı kimseye cemiyet nizamnamesinin açık bıraktığı kapılardan giren efrad bir takım buhranların cirit attığı, kaynaştığı bir odada buluyor kendini. Önce atmosfer kadar derin bir boşlukta sermest oluyor. Sonra ayağı buluttan kayıveriyor, acı gerçek denilebilecek olan ahtapotun kollarına kıskıvrak düşüveriyor. Bir aile hastalığı.. Evlilik müessesesinin mahremiyetini hafife alış ve kavrayamayış. Ve neticede başı taştan taşa vurmaya bile meydan bırakmayan, çıkmaz sokağın intihar çukuruna yuvarlayan ruhi depresyonlar.Enine boyuna şartları düşünmeden evli bir kadına gönül verme veya evli bir kadının nişanlı bir delikanlıya aşık olmasından doğan bıkma ve pişmanlık akıbeti. Birisinde ihanet, yüz üstü bırakma; diğerinde çaresiz kalıp intihar etme gibi acı son.Ve büyük ders: Evlilerin birbirlerine sadık kalmaması halinde akıbet acıdır. Yuva dağılır, ocak söner, aile efradı ruhen perişan olur. Ya bir de fakr ü zaruret varsa, ser sefil bir aile enkazı..Nedamet para etmez böyle hallerde. Kırılan kalpler, küllenen ocaklar uzun bir tedaviye muhtaçtır ki fazilet ve af denilen iki ilaç lazımdır. Bu ilaçlar da her eczanede bulunmaz. 20 Şubat 1972 / KATİP ÇIKMAZI VE ÜSKÜDAR Daha önce birkaç kişiden methini duyduğum fakat Fatih Tiyatrosu'nda temsil edilirken gidemediğim "Katip Çıkmazı" piyesinin Üsküdar'da oynadığını işittiğimde hemen gittim. Eminönü İskelesi'nden Üsküdar vapuruna binerek kah denizi seyrederek kah önümdeki S. Karakoç'un "Ölümden Sonra Diriliş" isimli cep kitabı cesametindeki eserini okuyarak gittim. Galiba yeni geçtim Üsküdar'a dört sene içinde. Ne kadar gecikmişim? Tiyatronun yerini bir belediye mensubuna sorduktan sonra 12 numaralı otobüse binerek Doğancılar durağında indim. Aksi gibi cebimde bozuk para da yok. Biletçi bozdurmamı istedi. Birkaç dükkana girdim. Bozmadılar. Sonra babacan bir postacı bizim elliliği 5 onluğa tahvil etti. Teşekkürü müteakip koşarak bileti aldım ve girdim. Piyes gayet iyi sahneye konulmuş. Yazarı; Dinçer Sümer. Baş oyuncular Burçin Oraloğlu ve Sibel Göksel. Dekor gayet enteresan ve tek.Bir fakir sokakta karşılıklı iki ev içleri görünecek şekilde yanlamasına sahneye dönük ve birer pencere ile birbirini görüyor. İkisi arasında; sofa ve çamaşırları asmak için bir balkonumsu yer. Evler ikişer kat ve fakir evlerine mahsus o ahşab-ı tevazu. Sağ köşedeki evin altında yola karşı bir ayakkabı eskicisi, öteki evin altında da dükkansız ayaklı makinesiyle fotoğrafçı. Vesikalık fotoğrafçı.Dekor kadar şahısların oyunu da tabii ve başarılı idi. Fotoğrafçı aile bir karı koca ve haşarı, askerliğini yapmış bir oğulları var. Bu gencin 8 ay evvel kaçtığı eve dönmesiyle oyun başlıyor. Karşıki ayakkabı tamircisi de hasretini duyduğu erkek evladı doğacakken doğumda ölen hanımından sonra bir yetişkin kızı ile hayat çıkrığını döndüren fakir bir ailenin diğer ferdi.Genç kız ile bu kaçak delikanlı birbirine uzun süredir sevdalı. Gece yağmur yağarken kız çamaşırlar ıslanmasın diye toplamak için dışarı çıkıyor ve samimi arkadaşlarıyla gelen yavuklusunu görüyor. Sevinçten koltuğundaki çamaşır selesini düşürüyor. Oğlan kıza sarılırken kız mahcup Anadolu kızının tavırlarıyla çekiniyor ve kaçmak istiyor. Hasretlerini gideriyorlar. Oğullarının gelmesiyle eski neşelerine kavuşan aile oğullarının uslanmasını temin için bu emektar komşu kızı ile onu baş göz etmek ve bir baltaya sap olsun diye işe koymak istiyorlar. Bilhassa ana rolündeki oyuncu son derece başarılı. Telaş ve şefkatiyle ana tipini gayet iyi veriyor. Kız babadan isteniyor. Müspet cevap alınıyor. Fakat aksilikler baş göstermesine rağmen hatalar tatlıya bağlanarak sonu, mesut bitiyor. Piyes Anadolu'nun fakir bir semtini gerçekçi bir gözle ortaya koyuyor. Dar gelirli ailelerin fakir, sade ve basit hayatları içinde kıt kanaat gönül huzuru içerisinde "azıcık aş ağrısız baş" düsturuyla sürdürdükleri mütevazı dünyacıklarını görüyoruz. Yeni yetişenle eski arasındaki fikir ve görüş ayrılıkları. Zamane ile "bizim zamanımızda..." yahut "nerde o demler? ." eskilerin tezadı.Ahlak çöküntüsü, şahsiyet binasında çatlamalar, iş bulma güçlü ve idealsizlik. Ciddi hayat görüşünden yoksunluk. Basit şakalar ve çocukluklar. Cemiyetin birkaç yarasına tuz basılıyor. Güldürüyor, hüzünlendiriyor; basit ve fukara fakat mütevazı , namuslu bir aile saadetinin şuuruna vardırıyor. Saat 18.00 de Üsküdar iskelesinde bindiğim vapurun kenarındaki yerlerde gezinerek "bin başlı ejderi" ve İstanbul'u akşam ufkunda ışıklar içinde seyrederek Eminönü'nde indim. Balıkçıdan ekmeğin arasına koyduğu taze kızarmış balık alarak geniş iskelede gezinerek yedim. Ve 84' e atlayarak okula döndüm. Tiyatroda arada içtiğim boza dokunmuş olacak ki midemi gayri memnun hissediyorum. Radyoda doğru dürüst bir program yok. Sanki gavur radyosu. "Caf caf dan dun" yamyam müziğini eğlence programı adıyla kulaklara tıkamaya uğraşıyor. Ben de onun şom ağzını hemen kilitliyorum tabii. Dersi tam bir haftadır ihmal etmiş vaziyetteyim. Fakat her halde yetiştiririm. Sabır, uyanık şuur, ciddiyet ile yola koyulup malum hedefte seyrime devam edeceğim. Değişerek, gelişerek devam. 21 Şubat 1972 / GENERAL PATTON- KUTUP HAREKATI Bugün 7 Oscar kazanmış bu filme gittik. Almanlarla Amerikalılar arasındaki 2. Umumi harbin birkaç safhasını konu edinmiş. Patton filmin çekirdeği olan oyuncu. Çılgın, tarihe meraklı, savaş ve disiplin müptelası, gözünü budaktan sakınmaz, sözünü ve tavrını esirgemez bir Amerikan generali. İnatçı, dediği dedik, patavatsız, zeki tipik bir ordu mensubu, ihtiraslı fakat Tanrıya inancı sağlam cesur bir asker. Elhasılı tipik bir adam. Filmin diğer şahısları hep onun etrafında başarısının birer halkası, ayak bağı ve basamağı gibi. Fakat bir ara bu halka kopuyor, bağ çözülüyor ve ikbal merdiveninin basamakları çatırdıyor. Ruslara köpoğlu diyen Patton, Führer'in yuvasını yapmak için her çılgınlığı da göze alıyor. İnanılması güç manialar aşıyor. Çok insanın telefine vasıta oluyor, askerliğin acı tokatlarını yüzlerde ayaz gibi şaklattırıyor ama maiyetindeki cesur elemanlardan da şefkatini esirgemeyecek kadar kalbini geniş tutuyor, Yeryüzünden haksızlığı ve zulmü kaldırmak için yaptıklarının bir ilahi tarafı olduğuna inanıyor. Yerine göre tevazu göstermesini bilecek kadar haşin bir komutan.Film gerek teknik ve gerekse çekim itibariyle sinema tarihinde müstesna bir köşe alacak kadar ciddi ve tertipli bir eser. Yüzünün akıyla biten bir film.General Patton filmi böyleyken onu müteakip gittiğimiz Kutup Harekatı adlı film ise milletlerarası işbirliğinde müspet bir adım fikrine layık olmak iddiasında Amerikan Rus feza rekabetinin malzemelerini ve kapsüllerini kutupta denizaltı ve gök üstü yollardan arayan ve garip şekilde anlaşmazlıklarla son bulan siyasi casusluk filmi idi. 22 Şubat 1972 / KÖPRÜ Duygularla akıl arasında bir yakınlık kurmazsa insan, birinden diğerine geçişlerde hayli tereddütler gösteriyor. Hayalden gerçeğe, rüyadan uyanıklığa geçişin bir mesele haline gelmemesi için kişioğlu şuurunu iyi idare etmelidir. Hayalsiz yaşamak nasıl kuru bir çalı gibi hissizlikse fazla hayallere dalıp realite gündüzünü tozpembe hissetmek de o derece mahzurludur kanaatindeyim. "Gündüz hayallerim gece düşlerim /bYar aklıma gelince ağlamaya başlarım / Sevdiğim üzerinden uçan kuşların / Tutup kanatların kırmağa geldim" diyen halk şairi bu aşk sermestisi içinde fazla realiteden uzak görünüyorsa da bu manzara şiire mahsusdur. Şairin de bu derece daimi hayale kapılanmış bir kişi olduğunu söylemek tahminde ileri gitmek olmaz mı? Hayal, bizim geleceğe ait tatlı tasavvurlarımızdır. Acısı da vardır ama ekseriya iyi şeylerin tahayyül dağarcığımıza misafir olmasını isteriz. "Yürü hür maviliğin bittiği son hadde kadar / İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar." 22 Şubat 197 / KISA KISA Bugün Turgut'la Fatih Tiyatrosu'nda temsil edilen "Sarı Naciye" adlı piyese gittik. Yayla ve Çukurova.Saman saçlı kız. Ağaçlarla söyleşen, Afşar neslinden insanlar. Toprak isteyen dağ köylüleri. Yıldızlı gökte ay tutulduğu gece. Sıtma, dalak, boyalı, tütsü, diş hekimliğinde okuyan hemşerim Ali. Aksaray'da bir lokantada yediğimiz yemek. 23 Şubat 1972 / Kenterler Tiyatrosu'nda da "Ayak Takımı" adlı Maksim Gorki'nin yazdığı temsile gittik. Sefalet, ihtiras, hayal, ölüm, kıskançlık, alkolizm, inanç, ahlak krizleri.Tiyatrodaki seyirci nevresideler. Otobüste canımı sıkan maziden artakalmış enayice düşünceler. Evet biraz geç olmakla beraber bir şeyler hatırlatıyor. Sonra kimin sırtına yüklenilecek? Zamanla hakarete uğranmış samimiyet çerezler. Fazilet balonları. İçten içe kemirilen haset kemikleri. 24 Şubat 1972 / "Lö Samimiyyet dö la KAVGA" Samimiyet denilen yakınlığı nasıl tarif etmeli acaba? Arife tarif gerekmez ama hele bir düşünelim bu kurbiyyeti.Samimiyet huyca takdir edilen bir akranla yahut kimse ile senli benli yahut içli dışlı olmak mıdır? Samimiyet hemen herkese yakınlık ve güler yüzlülük göstermek midir? Yahut da samimiyet, hususi menfaatlerin ve rahatın kaçmağa yüz tuttuğu hallerde yan çizmek midir? Her kişinin hayat tarzına ve bakışına göre meseleler değişik görünüşler kazanır veya kaybeder. Can-ciğer kuzu dolması iki candan arkadaş bir bakmışsın birbirlerine karşı mırın kırın ediyorlar. İki hasım gibi insafsızca aleyhte çene yarıştırıyorlar. Halbuki samimiyetin bir hususiyeti de karşılıklı teskine dayanmak değil midir? Göstermelik samimiyetlerin ömrü kısa olur. Çok zor insanın bıkmaması. Zamanla kendinden bile bıkarak dünyaya meydan okuyan insanoğlu ideal samimiyete ulaşamaz. Bunun içindir ki, arkadaşlar arasındaki dargınlıklar için "samimiyetin tuzu biberidir" derler.Yine de mesafe koymak ve realist olmak icap eder. ***