Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinde bıraktığı iki emanet nedir?

BİZE BIRAKILAN EMANET EHL-İ BEYT Mİ, SÜNNET Mİ? Geçenlerde Haydar Baş Sünniliği yalanlayan buna karşılık ŞİA görüşü doğrultusunda ehl-i beyti esas kabul eden bir açıklamada bulunmuştu. Bu yazıyla hem Baş´a, hem de Muaviyecilik, Yezitlik üzerine fırtınalar estirmeye gayret eden özel bir güruha cevap vermeye çalışacağım. Elbette Din uzmanı değilim ancak günümüzde uzman olanların bilgilerine ulaşmak kolay. Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinde bıraktığı iki emanet vardı. Bu iki emanetin niteliği hakkında, Şia ile Ehl-i sünnet Müslümanları ihtilaf halindedir. Hele bugünlerde bu ihtilafın sabun gibi köpürtüldüğünü gördükçe bir Hanefi olarak konuyu ele almaya ihtiyaç duydum: Ehl-i sünnete göre o emanet; -Allah´ ın kitabı ve Peygamberin sünnetidir. Şia´ ya göre de,  -Allah´ ın kitabı ve Ehl-i Beyttir. Görüldüğü gibi sıkıntı Kitapta değil, ikincisinde... Yani, Sünnet  / Ehl-i beyt kısmındadır. Sorularla İslamiyet sitesinden yaptığım alıntıya göre iki emanet konusunda görüş şöyle açıklanmak: ?Şîa, Hz. Ali´ nin Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından kendi yerine imam tayin edildiğini ileri sürmüştür. Hz. Ali yerine oğlu Hasan´ ı, o da kardeşi Hüseyin´i bı­rakmış ve imamet zinciri son imama ka­dar ( 12 imam) bir önceki tarafından tayin edilmek suretiyle devam etmiştir. ? Görüldüğü gibi, Şia inanç sistemini, Kitap ve Ehl-i beyt üzerine bina etmektedir. Ehli beyt´ den kast edilenin Peygamber nesli olduğu malum! İmamet zincirinin ilki Hz. Ali ile başlar; Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile devam ederek, 12. İmam Hz. Muhammed Mehdi ile sona erer. ŞİA bu nesli masum ilan etmiştir. (Allah-u âlem) Ehl-i sünnet ise Veda Hutbesinde bırakılan iki emanetin kitap ve sünnet olduğunu söyler ve inanç sistemini bu esasa göre bina eder. Kimin haklı, kimin doğru ya da isabetsiz olduğu 1400 senedir tartışılmaktadır. Şia inancınca bir kitap, bir de şahıs(lar) var; biri soyut, biri somut iki kavram; Ehl-i sünnette ise; biri Allah, yani kitap) biri de Peygamber ve onun sünnetleri? İki kaynak da soyut kavram. Kelimeyi şahadet ya da kelimeyi tevhid getirdiğimiz zaman bu iki kavramın birlikte söylendiğini dikkate alalım. Yüce Allah, soya dayalı bir sistemi önermediğini de şu ayetiyle açıkça ifade ediyor. Bakara 124, (Hatırla!) Hani Rabbi, İbrahim´i bazı kelimelerle/olaylarla imtihan etmişti de İbrahim imtihanı (başarıyla) tamamlamıştı. (Allah) demişti ki: ?Seni insanlara imam yapacağım.? (İbrahim) demişti ki: ?Soyumdan gelenleri de (imam yap).? (Allah) demişti ki: ?Benim bu sözüm zalimler için geçerli değildir.? Bir de Kızı Fatıma için Hadis var: Kızım Fatıma, baban peygamberdir diye sakın güvenme, dinini ihmal edersen yarın hesap gününde seni ben bile kurtaramam"   Bakara 124 de bahsi geçen zalim kelimesinin masumiyet dışında kullanıldığı, Peygamberler dışında kalan ve günah işlemeye her an açık insan neslini kast ettiği bilinmektedir. Peygamberler günah işlemezler, günah işleyecekleri zaman zelle sadır olur ve o an engellenir. Peygamberler masumdur, temizdir. Peygamber olmayanlar ise her daim günah işlemeye açık pozisyondadır. Hz. Muhammed (as) dan sonra gelenler; ister sahabe, ister ehl-i beyt olsun masumiyet karinesi içinde olduklarına dair bir delil var mı? Varsa okuyanlar yazabilir. Hiç günahları olmayabilir de o ayrı bir şey... Ehl-i sünnetin bu konudaki görüşü Bakara 124 ile örtüşen konumdadır. Ve... Kesinlikle ifade etmeliyim ki; Ehl-i beyti sevmek, onlara tazim ve saygıda bulunmak, anmak, dualar göndermek Ehl-i sünnet Müslümanın biricik görevidir ama hak din İslam´ın soylar üzerinden değil takva ile yürüdüğü de çok açık bir gerçektir. (Hücurat, 13 ayetine bakınız)