18.10.2020 tarihinde vefat eden Bekir Coşkun’a Allah’tan rahmet dilerken, O’nun bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak uğurlamak istiyoruz.

Önce, yaşam öyküsünü özetleyelim. 1945 yılında Şanlıurfa'da doğan Bekir Coşkun, Ankara'da Yüksek Gazetecilik Okulu'nu bitirdi. 1974'te foto muhabiri olarak gazeteciliğe adım attı. 1978'de Günaydın gazetesine geçti, "Dokuzuncu Köy" adını verdiği köşesinde fıkra yazarlığına başladı. 1988'de Sabah gazetesiyle anlaştı, köşesinin adı "Onuncu Köy" oldu. 1992'de Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığına başladı. 25 Eylül 2009-20 Eylül 2010'da Habertürk, 3 Kasım 2010 - 14 Şubat 2013 döneminde Cumhuriyet'ten sonra 14 Mart 2013'den itibaren Sözcü'de yazdı. Bekir Coşkun'un "Başın Öne Eğilmesin" kitabından seçtiğimiz bazı görüş ve düşüncelerini aktarıyoruz: Gazeteciler daha çok başkasının başına gelenleri yazarlar. Gazeteciler için "tarihin tanığı" derler. Medyanın siyasi iktidara biat ettiği, toplumunu kandırdığı, olup - bitenleri milletinden gizlediği yerde ne özgürlük, ne insan hakları, ne demokrasi, ne hukuk olur. Ve gazete yazarı bu büyük suçun kaçınılmaz parçasıdır. Ben başka hiçbir ülkeyi sevmedim. Bu yurdun taşını, toprağını, sulaklarını, denizlerini, ırmaklarını, yaylalarını, kedilerini, kirpilerini sevdim, tanıksınız. Bir dal kesildiğinde yanarım. Benim gidecek başka yerim yok. Babam benim hocamdı. Bir tek gün olsun "Bugün yazın güzel" dememişti. O gün Hürriyet'ten çıkıp eve geldiğimde, babam uyumuştu, gazetenin benim yazımın olduğu sayfası göğsünün üzerindeydi ve eli hala sayfanın kenarını tutuyordu. Yanına sessizce oturdum, biraz sonra uyandı. "Geldin mi?" diye sordu, elimi uzatmamı istedi, sımsıkı tutup ilk kez şöyle dedi babam: "Seninle gurur duyuyorum oğlum. Yazıların çok güzel, ama asıl güzel olanı memleketini hiç unutmuyorsun." Çocuklar kadar çok sevinmiştim. Babam bunu ilk kez söylemişti. Yetişkinler, bizler, kendi hatalarımızın ve aptallıklarımızın kurbanıyız. Demek ki güzel günleri hak etmedik. Ama ya çocuklar?... Kadınların her zaman yüce, anaç, koruyucu yürekleri vardı. İyi ki yıllardır "Bin erkek dostum olacağına, bir kadın dostum olsun" deyip durmuştum. "Aldırma gönül" şarkısını çok severim ben. O şarkı Andree ile evlenmeden önce zor günlerimizin şarkısıydı. Tıpkı şarkının şairi Sabahattin Ali gibi kendimizi güzel bir kıyıda ama hapishanede hissettiğimiz zaman kanunum ile çalardım "Aldırma gönül"ü. Yazarın yüreğine bir kez o "yasaklı - bağımlı - kul - köle" duygusunu kazıdı mı yazgı, böyle oluyordu geceler.. Başımıza ne geldi? Her şey şöyle başladı: Köylüler birer televizyon aldılar, akşamları başına toplanıp baktılar televizyona. Erkekler; uzun bacaklı kızları, üstü açık arabaları, arkası çift yırtmaçlı ceketleri gördüler. Kadınlar; geniş mutfaklara, fırından çıkan kızarmış tavuklara, çamaşır makinelerine, buzdolaplarına baktılar. Çocuklar, gençler, bisikletleri, çikolataları, dondurmaları, öpüşen kızları - oğlanları izlediler. Tüm bunların olduğu yere "şehre" gitmeye karar verdiler. Ve köyleri boşaltıp hep birlikte şehre geldiler. Ama ne erkeklerin arabaları oldu, ne kadınların geniş mutfakları, ne çocukların çikolataları. O zaman kızdılar. Bunun çaresi olarak, sosyalizmi "dinsizlik" saydıklarından. Kapitalizm ise onlara oturdukları yerde ev araba çikolata vermediğinden. En kestirme yol "tevekkül ile şükredip, kadere sığınmayı" seçtiler. İşte o sırada Tayyip Erdoğan'a denk geldiler. AKP; kendini arayan köylülerin iktidarıdır... İşte şimdi bu noktadayız... Ben de köylü olduğum için bilirim; her şeyi berbat ettikten sonra aklım başıma gelir. Belki de gelmez. Yine de düşünüyorum ki: Yetişkinler olarak bizim yaşamlarımız, gelişmemiş bir ülkenin gelişmemiş yaşamları olarak heder oldu gitti belki.. Ama çocuklar? Onlar yanmasın. Cemaatlerin - tarikatların devleti ele geçirdiği, badem bıyığın referans sayıldığı bir geri toplumun utancını çocuklarımız yaşamasın. Mustafa Kemal'in Cumhuriyeti için "Erken yıkıldı" denmesin. Tüm bunlar için. Sözleri hiç aklımdan çıkmayacak o aydınlık yüzlü kadınların "Başın öne eğilmesin." (Bekir Coşkun, Başın Öne Eğilmesin, 8. Basım, Bilgi Yayınevi, Ocak 2011 kitabından derlenmiştir.)