"Dinsel Okuryazarlık"
Oğlum, ilkokul üçüncü sınıftaydı.
Matematik ödevini yapıyor, " 2 liraya simit aldım. 3 liram kaldı. Cebimde kaç lira vardı ?" türünden problemleri çözüyordu.
Kendisine, bilinmeyene "x" diyerek, "x-2=3" gibi bir denklemle çözme yöntemini gösterdim.
Yıllar sonra bana, "Baba, birgün denklemleri anlatmıştın, hatırlıyorum, güzel de anlatmıştın, ama, ben bir türlü o "x"in ne olduğunu anlayamamıştım" dedi.
O yaştaki çocuklar, fasulye, kürdan gibi somut nesneler kullanarak veya parmaklarıyla hesap yapabiliyor ama bilinmeyen bir "x" onlara soyut geliyor, anlayamıyorlar.
Aynen Jean Piaget'in açıkladığı durum!
JEAN PİAGET VE BİLİŞSEL GELİŞİM
Piaget'ye göre, çocukların bilişsel gelişimi 4 aşamada ilerliyor (1).
Birinci aşama, 0-2 yaş arasında bebekler, çevresindeki nesneleri dokunarak, görerek, emerek, sallayarak algılıyor.
2-7 yaş arasında, ikinci aşamaya giren çocuklar, duyuların ve sınırlı hareketlerin ötesine geçerek, dünyayı kelimeler, imgeler ve çizimlerle anlamaya başlıyor.
"Somut işlemler dönemi" denen üçüncü aşama, 7-11 yaş arasında gerçekleşiyor.
Bu evrede çocuklar, somut örnekler üzerinde mantık yürütebiliyor.
11 yaşından sonra soyut düşünebilme, varsayımlarla düşünebilme yeteneği ortaya çıkıyor ve dördüncü aşama olan "soyut işlemler dönemi" başlıyor.
Jean Piaget'nin bu kuramı gelişimsel psikolojinin temel direklerinden biridir.
BİLİŞSEL GELİŞİM VE DİN EĞİTİMİ
Farklı inançları kapsayan, geniş bir din tanımına göre, din soyut bir kavram (2).
O nedenle, çocukların algıladığı din, yetişkinlerin din anlayışından farklı.
Çocuklar " Yağmur yağınca Tanrı da ıslanır mı?" gibi sorular sorabiliyor (3).
Birçok araştırmacı, çocukların, din, Tanrı, dua gibi kavramlara bakışının, bilişsel gelişim evrelerine paralel gittiğini gözlemlemiş (4).
Örneğin dua eylemi, sırayla, ezberlenmiş sözler ve hareketlerden; şeker, bisiklet gibi somut isteklere ve sonunda "doğru yoldan ayrılmama" gibi soyut isteklere evriliyor.
Son günlerde sosyal medyada çıkan "sıbyan" okulları ile ilgili yazılar ve ders kitaplarındaki abartılmış cin, cehennem tanımları, bu konuyu açmama neden oldu.
Pedagoji formasyonu olmayan kişilerin, hurafelerle korkutarak, küçük çocuklara yaptığı sözde din eğitimi, yıllar süren psikolojik rahatsızlıklara yol açıyor.
Din korkuyla değil, sevgiyle öğretilmeli.
Amacı iyi insan yetiştirmek olan din, ancak soyut kavramların anlaşıldığı yaşlarda etkili olabilir.
Bu noktada benim turnusol kağıdım, cebir problemleri.
Bir çocuk eğer cebir problemlerini çözebiliyorsa, din eğitimine hazırdır.
Babamın anneannesi, Ayşe nine, Tintinpınar caddesindeki evinde, mahallenin çocuklarına Kuran okuma dersleri verirdi.
Ayşe ninem temiz inançlı bir kadındı, korku hikayeleri anlatan bir kişi değildi.
Fakat çocukken, sağdan soldan duyduğum hikayelerden aklımda kalanlar nedeniyle, oğlumun gülüp geçtiği doğaüstü olaylarla ilgili filmler, gördüğüm fen ve tıp eğitimine rağmen, hala tüylerimi diken diken edebiliyor.
Çocukları bu etkilerden korumamız gerekiyor.
İNANÇ DUYGUSU
İnanç gelişimi konusunda James Fowler, adı en çok geçen araştırmacı.
Yazının altında linkini verdiğim (5) numaralı kaynak, onun kuramını açıklayan bir sunum.
Burada Dr. Scott Peck'in yorumunu özetleyeceğim (6).
Dr.Peck, inanç açısından insanları dört gruba ayırıyor.
Gruplar arasında ileri doğru geçişler olabiliyor.
"Kaotik/antisosyal" grup ilk aşama.
Bu evredeki kişilerin belli prensipleri yok, sadece kendi çıkarları var.
İnanıyormuş gibi, seviyormuş gibi yapıyorlar.
Hırslarının peşinde, prestijli mevkilere gelip, güç sahibi olabiliyorlar.
"Formal/kurumsal" aşama denen ikinci gruptaki kişiler, din, tarikat gibi yapılara girip, kendilerini o kurumlara teslim ediyorlar.
Bu kurumlarda, son derece tutucu ve şekilci davranıyorlar.
Tanrıyı, içlerinde hissetmek yerine, dışarıdan baskı yapan bir otorite gibi görüyorlar.
Dr. Peck, dindar gözükenlerin çoğunun bu aşamada olduğunu yazıyor.
Üçüncü aşama, "şüpheci/bireysellik" aşaması.
Bu evrede, kişiler alışılmış anlamda dindar değil, ama toplumsal sorunlara duyarlı.
Çevreci hareketlerin, sivil toplum kuruluşlarının, omurgasını oluşturuyorlar.
Bilimsel düşünceye sahip, doğruyu arayan, soru soran kişiler.
Sevecen, iyi ebeveynler oluyorlar.
Son grup "Mistik/toplumsal" aşamasına ulaşanlar.
Bu evrede kişiler, yüzeysel görüntünün altında, bütün varlıkları bağlayan bir bütünlük seziyorlar.
Doğanın gizemini kabul ediyorlar, paradokslardan korkmuyorlar.
Bu aşamaların bilinmesi, bir yol haritası gibi, iyi-kötü örnekleri görünür hale getiriyor ve doğru hedeflerin seçilmesine yardımcı oluyor.
DİNSEL OKURYAZARLIK
"Okuryazarlık" terimine, bilim okuryazarlığı, finansal okuryazarlık gibi ifadelerde rastlıyoruz.
Bir alanda "okuryazar" olma, o alanın temel kavramlarını bilme, tartışabilme ve günlük yaşamda uygulayabilme becerisi şeklinde tanımlanıyor.
Stephen Prothero "Dinsel Okuryazarlık" başlıklı kitabında (7), Amerikalıların dindar görünmelerine rağmen, din konusunda pek bir şey bilmediklerini iddia ediyor ve bilinmesi gereken,100 anahtar kavramı açıklıyor.
Listede, İslamiyet, deizm ve diğer dinlerle ilgili kavramlar da var.
Yazar, bu konularda bilgili olmakla, günümüzün problemlerinin, edebiyatın ve tarihin daha iyi anlaşılacağını ileri sürüyor.
Sevgili arkadaşım Hasan Erge de, ülkemizde laiklerin, "dinci"lerin argümanları ile baş edecek kadar, din konusunda bilgi sahibi olmaları gerektiğini hep söyler.
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'ye uygun, din eğitimine temel olacak, bir "dinsel okuryazarlık" çalışması yapabilir; partililer Atatürk'ün Nutuk kitabını vatandaşlara dağıttıkları gibi,Türkçe Kuran dağıtabilir.
Sosyal medyada İlber Ortaylı'ya atfedilen "Herkes Kuran'ı Türkçe okusa (...) şeyh, tarikat falan kalmaz." gibi bir söz var.
Haksız sayılmaz.
BİR ANI DAHA
1960 yılında,Tekirdağ Namık Kemal İlkokulunun dördüncü sınıfındaydım.
Haftada bir saat din dersi görüyorduk.
Derse, okul müdürü giriyordu.
Bir gün, sınıfta "Kimler kelime-i şehadet getirmesini biliyor ?" diye sordu.
Bildiğini söyleyenler, sınıfın bir yanında kalıyor, bilmeyenler sınıfın öteki yanına geçiyordu.
Sıra bana geldiğinde " Ben Türkçesini biliyorum " dedim.
Müdür bey, hangi tarafta olacağıma karar veremedi, sınıfın ortasında kaldım.
Tesadüf, Kelime-i şehadetin Türkçesini birkaç gün önce, otobüslerde satılan bir "namaz hocası" kitabında okumuştum.
Öğretmen "Hadi anlat bakalım, ne demekmiş?" diye üsteleseydi, tamamı olmasa da birkaç söz söyleyebilirdim, ama sormadı, ucuz atlattım.
(1)https://www.psikolojiagi.com/piagetin-bilissel-gelisim-kurami-gelisim-donemleri-ve-temel-kavramlar/
(2)https://courses.lumenlearning.com/zelirel100/chapter/reading-defining-religion-2/#:~:text=While%20there%20are%20many%20specific,different%20cultures%2C%20times%20and%20places.&text=Yes%2C%20each%20person%20will%20experience%20religion%20in%20a%20different%20way.
(3) R.Coles. "Wird Gott nass wenn es regnet? Die religiöse Bilderwelt der Kinder" Hoffmann und Campe.Hamburg. 1992.
(4) R.W.Hood.Jr. "The Psychology of Religion". Guilford Press. New York.2009
(5)https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/355/mod_resource/content/2/9._hafta-Inanc_Gelisimi.pdf
(6)S Peck. "Further Along the Road Less Traveled".Simon & Schuster. New York.1993
(7) S.Prothero. "Religious Literacy". Harper Collins. New York.2008