...Prof.Dr. M. Mehdi ERGÜZEL,, Gerçek, ince ayrıntılara girmeyi gerektirir. Su, hava, tuz; deyip geçmemek, üzerinde tekrar tekrar düşünmek, inceleme yapmak lâzımdır.

Tuz kelimesini bazı tarihi metin sözlüklerinden günümüze doğru incelediğimizde, ilk yazılı belgemiz Köktürk Yazıtları'nda bu kelimeye rastlamıyoruz. Ancak Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü'nde kelime iki manada geçiyor: Tuz ve ağ, ilk sözlüğümüz Divanü Lugati't-Türk'te değişik kullanımlar var. Bugünkü anlamının yanı sıra tuz ayrıca güzellik, sevgi karşılığında da geçiyor. "Tuzgu" "yoldan geçen hısımlara ve tanıdıklara armağan olarak çıkarılan yemek"tir. Kutadgu Bilig'de geçen şu mısralar kelimenin bugün de yaşayan iki değişik manasının bin yıl önceki benzeridir: "Bu sözke tanukı bu şair sözi / Bu şair sözi sözke kattı tuzı", "Negü tir eşitgil közi tok kişi / Tuz etmek idisi akı er başı" Dede Korkut Kitabı'nda da yakın manada bir kullanım vardır. Yeni Tarama Sözlüğü'nde tuz, "güzellik, şirinlik" manasındadır. "Tuzluca" kelimesi ise "tatlı, güzel" demektir. "Tuzluk" tuz elde edilen yerdir. Tarihi Kıpçak Türkçesi metinlerinden İrşadü'l-Müluk'ta "Eğer teyemmüm kılsa tuz birle kaçan kim suf tuzı bolsa reva bolmas ve eger tag tuzı bolsa reva bolur" tarzında geçen cümle kelimenin bugünkü manasının aynısıdır. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü'nde günümüzdeki manasıyla dokuz Türk şivesinde de bu kelime küçük fonetik farklarla geçmektedir. Azeri ve Türkmen şivelerinde "duz", Başkurt ve Tatar Türkçelerinde "toz", Türkiye, Uygur, Kazak, Kırgız ve Özbek Türkçelerinde ise "tuz" şeklindedir. Türk Dil Kurumu'nun yayımladığı Türkçe Sözlük'ün son baskısında tuz kelimesi ilk manasıyla "kokusuz, suda eriyen, yiyecekleri korumada ve tatlandırmada kullanılan billursu madde"dir. Kelimenin diğer manları, gündelik konuşmalar, deyimler, atasözleri, bilmeceler, türküler ve maniler arasında ortaya çıkıp canlanmaktadır. Bilmecelerimiz tuz kelimesini şu ifadelerle soruyor, arıyor düşündürüyor: Hayatta en tatlı şey Suda doğar sudan korkar Tohumsuz biter dünyaya yeter Zerre zerre dökülür / denizlerde çok olur Sanma ki sofralarda / o olmadan çökülür Ve nihayet deyimlerimizde: Tuz, bir taraftan sözlükteki ilk manasıyla küçük parçalar halindeki kristal maddedir, yemeklere tat verir; yemekler tuzsuz ise tatsızdır. Bozulmaması gereken bir besin de tuzlanır ki kokmasın. Ancak bu manalardan hareketle tuz, insani münasebetlerde mecazi özellikler kazanmaya başlar. Huzursuzluk anlatılcaksa o yerin artık "Ne tadı vardır ne tuzu", iyilik gördüğü kimseye hainlik yapan "tuz ekmek düşmanı" sayılır; üzüntüyü, kusuru atrıtacak bir duruma yol açan kimse "yaranın üstüne tuz biber ekmek"tedir ama birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerinde bulunan "tuz ekmek hakkı"nı unutmaması gerekir. Eğer yardımsever biri iseniz sizin de "çorbada tuzunuz" bulunmalıdır. Kazancınız iyi, işleriniz yolunda ise "tuzunuz kuru"dur. Birisine sitemle düşüncesinde aldandığını yahut aklının yeterince ermediğini anlatacaksanız amiyane bir tarzda "tuzlayım da kokma" demeyi düşünebilirsiniz. Yaptığınız bir iş pahalı gelmişse "tuzluya mal olmuş" veya "tuzluya oturmuş"tur. Yeter ki bu kırılabilir bir eşya gibi yere düşerek "tuz buz olmasın". İbrahim Şinasi Efendi atasözlerimiz için "halk hikmetleridir, halk felsefesidir, dilinden çıktıkları milletin nasıl düşündüğünü, fikirlerinin ne mahiyette olduğunu anlatırlar" diyor. Orta Asya'da eskisi gibi hala sav denilen atasözlerimiz için yakın zamana kadar darbımesel tabirini de kullandık. Milli Kütüphanemizin kurucusu Adnan Ötüken'in 1000 Temel Eser dizisinde yayınladığı ilgili kitapta on bin civarında atasözü var. Bu sözlerde "Bir vaka veya oluşumun geçmişte tıpkısının yahut benzerinin cereyan ettiği göz önüne konularak insanlara nasihatte veya tavsiyede bulunulur" bazen de teselli payları çıkarılır. Bu eserden tarayıp tespit ettiğimiz yirmi kadar sözün ancak yarısında hüküm ifadesi vardı diğer yarısı deyime daha yakındı. Bu sözlerin en dikkate değer tarafı tuzun bir lezzet unsuru olduğu kadar nimet ve iyilik sembolü olarak sunulmasıdır: "Her taamın lezzeti tuzdan çıkar. Tuz ekmek hakkını bilmeyen akıbet gözden çıkar." sözünde her iki anlam birleştirilmiştir. Benzer şekilde "tuzdan leziz, sudan aziz bir şey olmaz" hükmü verilerek belki "Tatsız çorbaya tuz, akılsız kafaya söz kar etmez." düşüncesine zemin hazırlanmıştır. Haddini bilmeyenler ise bir başka sözde dolaylı olarak uyarılmıştır: "Tuz gibi her aşa girer." Minnettar olma sıralamasında ekmeğin, suyun değeri var ama tuz hiç de önemsiz sayılamaz: "Ekmeğin hakkı varsa tuz onu komaya." Acaba "Ev sahibi çorbanın tuzsuz olduğunu bilir!"se sebebi ne ola? Evin halini iyi anladığından mı yoksa bir özel ihmalden mi? Şu "Bakkalın peyniri tuzdan yenmez" sözü henüz oturmamış bir hüküm tesiri bırakıyor. Argo yüklü "Babamın öleceğini bilseydim tuz ile değiştirirdim" ifadesi de bizce olgun bir mana taşımıyor. Fakat "Açık yaraya tuz ekilmez." cümlesi tam bir atasözü kuvvetindedir. Tecrübeyle sabittir ki acılı insanların teselliye ihtiyaçları vardır, kederleri açılmaz, dert üstüne dert eklenmez. Eğer maksat, huzur kaçırmak ise "tuzun azı da birdir çoğu da." Kültürümüzün kaynaklarına girildikçe kavram incelemeleri yapıldıkça yeni yorum yapma ve sentezlere ulaşma imkanları bulunmaktadır. Halkımızın sesi, deyim ve atasözlerinin manzum sözdaşı manilerimizde de kavram araştırmaları için anlamlı ipuçları vermektedir. Biz beş bin beş yüz civarında Türk manisinin söz varlığını incelediğimiz bir çalışmamızda bazı kavramları dizinlerden yola çıkarak yorumlayacağımızı düşünmüştük. Maniler dizininde "tuz" kelimesinin yirmi değişik yerde geçtiğini tespit ettik. Hareket noktası kabul ettiğimiz eser bu konuda yapılmış en güvenilir derlemelerden biriydi. Yirmi maninin on beşinde ilk manasıyla geçen tuz; aş, kebap ve çorba için tat unsurudur, turşunun yapımında temel malzeme, etin korunması için vazgeçilmez madde, tereyağı için de çeşni vasıtasıdır. Aşağıdaki manide tuz mecazlaşır, gönül yarasını acıtan, keder artırıcı sebep olur: Bu dert beni meletir / Yarama tuz eletir Ağlatman beni dostlar/ Figanım velveledir. Bir başka manide kızlar, dullara gitmemeleri konusunda uyarılır, yoksa hayatımızın tadı tuzu kalmaz, denilir. Huzurun kaynağı tuz tadıyla anlatılır. Bir diğer manide ise aşk yüzünden çekilen eziyet "tuz gibi erime" sözüyle anlatılır: Çıktım dağın başına / Parladım yıldız gibi Parlamaya sen bakma / Eriyorum tuz gibi Atasözü, deyim ve manilerimizde tuz kelimesi hangi gramer özelliğinde geçmektedir? Belirttiğimiz metinlerde elli altı değişik yerde bulunan tuz kavramı sekiz yerde yapım ekiyledir: tuzlu (3), tuzsuz (3), tuzla- (2), kırk sekiz yerde yalın veya kelime grubu halindedir: yaraya tuz ek-, tuz ekmek bil-, tuz vur-, tuz buz ol-, tadı tuzu kalma-, çorbada tuzu ol-, tuz biber ek-; tuz ambarı, tuzun azı, bakkalın tuzu, kebabın tuzu, tuz ekmek hakkı, tuzu kuru, tuzdan leziz, kar üstünde tuz, çorbaya tuz... Sözün özü; "Türk Kültüründe Ayrıntılar" üzerindeki çalışmalar devam etmelidir. Masaldaki küçük kızın tuz kadar sevdiği hükümdar babasını ikna edebilmesi zor da değildi, kolay da... Bütün mesele lezzetin kaynağı tuzun ayarını tutturabilmesindeydi. Biz dilimizin inceliklerinin edebi metinlerde gizli olduğuna inanıyoruz. Engin bir edebiyat dünyamız var. Kavram incelemeleriyle ve özellikle indeksler yoluyla bütün metinlere ulaşıldığında yeni düşünce ve yorumlama fırsatları, kolaylıkları doğacaktır. Tuz deyip de geçmemeli. Bunlar havadan, sudan konular değildir. Havasız, susuz ve sevgisiz bir hayatın tadı tuzu mu olurmuş? Tuz; atasözü, deyim ve manilerimizde Türk insanının hayata bakış tarzına dair hatırlatmalar yapmaktadır. "Tadı tuzu olmayan yavan sözler" söylememek için didinmeli, "çorbada bizim de tuzumuz olsun" diye uğraşmalı, kültürümüzü yakından tanımalıyız. Tuz sözünün geçtiği bazı maniler: Koyun-kuzu yanında / Dökün tuzu yanında / Anam beni n'edecek / Oğlu-kızı yanında Yanarım kuzu gibi / Kebabın tuzu gibi / Ben yarimden ayrıldım / Sabah yıldızı gibi Anamın kızı benim / Aşının tuzu benim / Gidin anama deyin/ Gülmedik kızı benim Deniz suyu tuzludur / Mart ayında buzludur / Temmuz gelmeden grime / Havalar ayazlıdır Derelerin kunduzu / Koyuna verin tuzu / Tuzu koyun n'eylesin / Bekara verin kızı Turşu kurdum tuz ile /Ay doğar yıldız ile / Yarimden haber geldi / Ala gözlü kız ile Davulumun da derisi / Şu üç-ayların serisi / Bir aydır ramazan tuttum / Tuzlu da çıktı gerisi