Nereden nasıl başlayacağınızı şaşırtan gündemlerle karşı karşıyayız.
Neler olup bitiyor anlamakta zorlanıyoruz. Ama bazı gelişmelerden irkildiğimi söylemek durumundayım. Eğer biz bir hukuk devletiysek, kanunların herkese eşit ve adil biçimde uygulandığını da görmek isteriz. Maalesef bazı kurum ve şahısların söz ve davranışlarında yasalara ve yönetmeliklere rağmen pervasız, sorumsuz, jakoben tavırlarının devam ettiğini görüyoruz. Yasaları sana bana göre eğip bükersek orada güven duygusu kalmaz. Bir iktidar toplumu bu şekilde kategorize edip ayrıştırırsa, "biz ve onlar" diye kutuplaştırırsa o ülkede milli birlik ve beraberlikten söz edilebilir mi?
AKP nihayet geçen hafta kongre sürecini tamamladı. Partiden yapılan açıklamada 17.000 kişinin katılımıyla yapılan kongrenin teması "güven ve istikrar"dı. İçerisi de dışarısı da yine lebalebti. Yani ağzına kadar dolu. Sayın Erdoğan böyle olmasından çok mutluydu. Canlı yayınlardan ve otobüslerdeki partililerin görüntülerinden anlaşılıyor ki ne maske var bir çok kişide, ne de sosyal mesafe. Bugün kongreye katılan bir milletvekilinin de koronaya yakalandığını öğreniyoruz.
Kongreler partilerin bayramıdır. Ne kadar kalabalık olursa o kadar umut verir partililere. O nedenle büyük salonlar tutulur, hatta bazen statlar düşünülür daha fazla katılım sağlansın diye. Çünkü bu bir gövde gösterisi gibi sunulmak istenir. Nihayetinde adı sanı duyulmamış bir parti veya bir cemaat bile 20-30 bin kişiyi kolaylıkla yığabilir oraya. Normal zamanlarda bu coşku bir terapidir aynı zamanda. Ama aylardan beri bir salgınla baş etmeye çalışıyor ülkeler. Tam yeneceğiz derken yeni mutasyonlarla sarsılıyor toplumlar. Hafta sonu kapanmalar bile çare olmuyor bildiğiniz gibi. Yani tehlike büyük. Devlet tedbirleri sıkılaştırıyor, uyarıları cezalara dönüştürüyor. Böyle vahim bir süreçte bir parti nasıl bu kadar sorumsuz davranabiliyor?! Sağlık çalışanlarının bunca emeklerine, insanlarımızın bunca sabır ve gayretine saygısızlık değil midir bu? Sağlığımızın, alacağınız oylar, oturacağınız koltuklardan daha değerli olduğunu ne zaman kavrayacaksınız? Sahi ne yapmak istiyorsunuz siz?
Bakın sendikalar, dernekler, hak isteyen işçiler, maliyeti karşılamayan, bankaların rehini olmuş çiftçiler, dayanma gücü kalmamış yüz binlerce esnaf hakkını aramak için,feryadını duyurmak için bile bir araya gelemezken,pandemi gerekçe gösterilerek toplanmalarına izin verilmezken AKP ve MHP kongrelerine nasıl müsaade edilebilir?! Sokakta yürüyen garibana veya yaşlılara maske çenesine sarktığı için ceza uygulayan bir devlet bu kongrelere niçin müdahale etmez!
Güven ve istikrar, öyle mi? Bu uygulamaları yapan bir iktidara ben nasıl güvenebilir, nasıl inanabilirim ki ? Sana her şey mübah, bana her şey haram! İcraat yani uygulamalar sözlerle çelişirse inandırıcılığınızı da kaybedersiniz. İki yılda dört kere Merkez Başkanı değiştirilen bir ülkede siz hangi güven ve istikrardan bahsedebilirsiniz ki? Fert başına düşen milli gelir bu kadar gerilemişken, her sabah uyandığında cebindeki paranın biraz daha kemirildiğini gören vatandaşa siz istikrarı anlatabilir misiniz?
TBMM'de bütün partilerin oy birliğiyle geçmiş İstanbul Sözleşmesini bir gece yarısı Cumhurbaşkanı'
nın imzaladığı bir kararname ile iptal ederseniz, Meclis başkanı Şentop ;"Cumhurbaşkanımız isterse Montrö Antlaşmasını bile iptal edebilir." derse, Andımız MEB'in itirazı üzerine yeniden yasaklanırsa, Devlet korolarından Türk ismi kaldırılırsa (buna Edirne de dahildir), dün İhvan, Mursi derken bugün Sisi'ye güzellemeler yaparsanız , ömrünü Türkmenlerin özgürlüğü için mücadeleye adamış Erşad Salihi'yi Irak Türkmen Cephesi Başkanlığından alıp yerine kime hizmet ettiği bilinmeyen birisini getirirseniz, Ankara'yı ziyaret eden Çin Dışişleri Bakanı'na şirinlik yapalım derken Doğu Türkistan Milli Meclis başkanı Seyit Tümtürk'ü pandemi ve test bahanesiyle Kayseri'deki evinde tutsak edip, Çin'i protesto mitingine katılmasını engellerseniz , sayın Erdoğan; "Kamuda taşıt alımına sınırlama getiriyoruz." diye açıklama yaparken TBMM , eğer doğruysa, aylık bir milyon lira ödeme yapılacak 69 araç kiralıyorsa ben sizin hangi sözünüze, hangi istikrarınıza güveneceğim ey Cumhur ittifakı!
Gün geçmiyor ki, Atatürk ve Türklük aleyhinde bir saldırı bir inkar, bir hakaret olmasın. Hafta sonu benzer bir çirkinlik yaşandı Tekirdağ'da. Kimliği belirsiz bir densiz veya şerefsiz Marmara Ereğlisi ve yeni Çiftlik'de üç okulun bahçesindeki Atatürk büstüne boya püskürtüp yazılar yazmış. Atatürk'ü kafir ilan etmiş. Beyni yıkanmış robotlar, bu çağda deve sidiğinde şifa arayanlar,İslamı kendi tekkelerine ve şeyhlerinin sümüklü mendiline hapsedenler, hilafet rüyaları görüp Cumhuriyet düşmanlığına uyananlar, Milli Mücadelenin kahramanları bağımsızlık için canlarını dişine takıp mertçe savaşırken düşmanla işbirliği yapanlar, Kuvvacılar memleketimin dağlarında destanlar yazarken İngiliz uşaklığına soyunanlar, Hakk'a tapan Türk milletini Amerikan mandasına ve emperyalizmin vahşi canavarlarına peşkeş çekenlerden zaten bugün de , yarın da başka bir şey bekleyemem. Ama bu tür pervasızlıklar toplumun sinir uçlarına dokunmaya devam ederse hiç hesap edilemeyen tepkiler yarın çığa dönüşebilir. O nedenle bu alçaklar savsaklanmadan yakalanmalı ve yargılanarak en ağır cezalar verilmelidir. Bunlar ve bunlara göz yumanlar içimizdeki Truva atlarıdır ve Türk milletinin düşmanları, ümmetin sürtükleri, sahte şeyhlerin zavallı meczuplarıdır.
Atatürk'ün bunların sevgisine de zaten ihtiyacı yoktur. Sevgide zorunluluk da olmaz. Ama milli kahramanlarımıza hakarete de bizim tahammülümüz yoktur. Herkes şunu bilsin ki; "Bu ülke tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür, sonsuza dek TÜRK olarak yaşayacaktır." Atatürk'e sözümüz var. ------------- Ahmet Acaroğlu------