İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.
Felsefe öğretmenliği, Milli Eğitim müfettişliği, genel müdürlük ve sekiz yıla yakın bir süre Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. İş Bankası Kültür Yayınları'nı kurdu, yönetti. (1955 - 1960) Köy Enstitüsü'nün kurulmasını (1940), dünya klasiklerinin Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayımlanmasını (1941) sağladı. Yurttaşlık bilgisi, edebiyat ve mantık ders kitapları dışında inceleme, mektup, gezi, makale ve sohbet kitapları yayımladı. Şiirleri kitaplaşırken kimi dizeleri bestelendi. "Hem aşkım hem ümidim" ile "Gözlerinden içti göynüm" şarkılarını Sadettin Kaynak besteledi. 1997'de UNESCO doğumunun 100. Yıldönümü nedeniyle 1997'yi "Hasan Ali Yücel Yılı" olarak kutladı. (Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler, Hürriyet Kitap, 2018)
Hasan Ali Yücel, Cumhuriyet'in 22. Eğitim bakanı. İlk Maarif bakanının atandığı 4.5.1920'den Yücel'in göreve geldiği 28.12.1938'e dek, 188 yılda 21 bakan görev yapmış. Yani - bakanların ortalama görev süresi bir yıl bile değil. 5.8.1946'ya kadar 7,5 yıla yakın görevde kalan Hasan Ali Yücel bir istisna, ondan sonra da durum değişmemiş. 1920'den günümüze, 100 yılda 75 bakan göreve gelmiş. Böylece eğitim politikamızda neden istikrar sağlanamadığı anlaşılabilir. (Metin Celal, Hürriyet Kitap, Sanat, 5.2.2021)
Vefatının 60. Yıldönümünde, Hasan Ali Yücel'i saygı ile anarken, O'nun bazı görüş ve düşüncelerini anımsatmak istiyoruz:
Yüzde yüz doğru olduğunu iddia etmeyecek, kendisinden başka düşünüşlerde de hakikat olması ihtimalini hesaplayacak olanların kuracakları rejime demokrasi derler.
En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbest ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir.
Yüzü geriye dönük olanlar elbette rahatsızlık duyacaklardır. Hayvanına ters binmiş bir yolcu gibi bunların başı döner; geriden uzaklaştıkça eşyayı küçülmeye başlar görürler; sıkıntıdadırlar, ıstıraptadırlar ve bazen bunda samimidirlerde yüzü istikbale dönükler, uzakta küçücük gördükleri ideallerini ona yaklaşmak için sarf ettikleri emekle her zaman büyütmekte görürler; onu, daima daha aydın, daha canlı bulurlar. Onun için iyimserdirler, bahtiyardırlar, hayatları daima verimli olur. Yürürler ve beraberlerinde başkalarını da yürütürler. Yeni insanlar, kendi yarattıkları tanrıların insanlarıdırlar. Bu türlü ideallerin doğduğunu duyanlardır ki, Kahraman diyoruz Onlar yeni hayata acıkmış yoldaşlarına göğüslerini yarıp kendi elleriyle ılık kanları dolu yüreklerini yiyecek diye verebilenlerdir. Fedakar olmadıkça, özgeci olmadıkça bu sırra ermeye, bu mertebeye yücelmeye yol yoktur. (A. M. Celal Şengör, Hasan Ali Yücel ve Türk Aydınlanması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2016)
Yazı, bir türlü ölümü ortadan kaldırmayan insanoğlunun ölüme karşı bulabildiği tek çaredir. Yazı, zekanın fotoğrafıdır. Çağlardan çağlara, ellerden ellere geçe geçe, bütün tarihi aşıp gelir. Onda, insan hayatının her yaprağı üstünde gezen gözlerin ışıkları, düşünen kafaların gölgeleri bulunur.
Kendinden büyüklerin ne düşündüklerini öğrenmek için onların yazılarını okumak, öğretmenlerimizin sayısını çoğaltmaktadır. Okulda insanın olsa olsa on hocası olur. Halbuki kitap okuyan için her özlü yazıcı bir değerli öğretmendir.
Kitap, en gerçek bir dosttur. Dalgınlığa vurmadan okunan güzel bir kitaptan sonra, tıpkı çok sevdiğimiz bir arkadaşla konuşmaktan aldığımız tadı duyarız. Ona her an davetli gibiyizdir. Çağırmasına gitmezsek bile o yine darılmaz, bıkmadan usanmadan bizi bekler.
Okunacak şeyin ne değerde olduğunu kitapsız, gazetesiz kaldığımız zaman çok iyi anlarız. Hele yalnızlıkta.
Bir an kendinizi tek başına bir odaya kapatılmış olarak düşünün. Biraz ekmek ve su bulduktan sonra ilk arayacağınız şey, dilinizden anlayan, konuşacak bir insandır, değil mi? Bu his, içinde yaşadığınız cemiyetten uzak kalmanın verdiği manevi açlığınızın giderilmesini istemekten ve başka insanlarla olan bağınızın koparılması kaygusundan başka ne ifade eder?
Yalnızlıkta, dost ve arkadaş yokluğunun yerini ancak kitap tutabilir. Bulabildiğiniz kitabı yazan, sizin bu tek başına kaldığımız anda konuşabileceğiniz tek arkadaş değil midir?
Yazık okumaya alışmamış, onun tadını olmamış olanlara. Onlar, ıssız bir alemde, yapayalnız yaşayan mahkumlardır. (Hasan Ali Yücel, 15.3.1935, Pazartesi konuşmaları, İstanbul 1937, Güzel Yazılar Denemeler, Türk Dil Kurumu, Ankara, 2014)