Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL, 1968 yılının Aralık sonuna doğru, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nun konferans salonundayız,
M.Akif'i anma programı var. Hazırlık sınıflarının Lise sondaki 120 kadar öğrencisiyle Fen ile Edebiyat Fakültelerinin muhtelif bölümlerinden gelen gençlerle salon tıklım tıklım dolmuş. Konuşmacılar arasında ilk defa gördüğümüz ve dinleyeceğimiz ünlü yazar Ahmet Kabaklı ile Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün sevilen hocalarından Dr.Necmettin Hacıeminoğlu da var. Her ikisi de Yüksek Öğretmen Okulu mezunu. Okul müdürü Ayhan Doğan'ın açış konuşmasından sonra rahmetli hocaları tek tek, not alarak, dikkatle dinledik. Son konuşmacı genç, Türkoloji son sınıf öğrencisi imiş. Salonda çıt yok. 15-20 dakika kadar, bir metne bakmadan, sakin bir eda ile konuştu, konuştu, herkes pür-dikkat, ilgiyle dinledi. Sonunda salon dalgalandı ve bir alkış tufanı koptu. Hocalar genci tebrik ettiler. Hocaların yanında bulunan bu Fakülte son sınıf öğrencisi Edebiyat Öğretmeni adayı gencin adını ve mütebessim ciddiyetini hafızalarımıza kaydettik : Necmettin Turinay...
Onu zaman zaman okul mescidinde görüyorum. Oraya gelenlerin Necmettin Abisi, etrafını saranların her birine sabır ve sükunetle cevaplar veriyor, hal hatır soruyor, meseleleriyle ilgileniyor, yaşının üzerinde bir derviş mahviyetkarlığı içinde gülümsüyor. Sanki şahsında bize has ama alışmadığımız farklı bir misyonu temsil ediyor.
Haftalar, aylar geçiyor. 1968'in Hazırlık Sınıfı bizim devre, üniversiteyi kazanabilme mücadelesi içinde gece gündüz çalışıyor. 1969'un Haziran'ında lise mezuniyetimizi takiben girdiğimiz Üniversiteye giriş sınavı sonuçlarını iki ay sonra alıyor ve gönlümüzdeki bölümlere kayıtlarımızı yaptırıyoruz. Artık ben de Üniversiteliyim, yaş 17, ömrün çeyreği olmalı. Sevgi ötesi duygularla bağlandığımız mavi çinili, ihtişamlı, tarihin yadigarı okul binamızın geniş, gösterişli ve ferah, salon güzelliğindeki Türkoloji odasının yeni mensuplarından biri de ben olacağım. Odaya gittiğim gün, nasıl olduysa, Necmettin Abinin Fakülteden mezun olması dolayısıyla boşalttığı masa, bana nasip oldu. Millet Caddesine bakan, aydınlık, pencere kenarı.Önümdeki masada -kulakları çınlasın- bir devre büyüğümüz, Antalya yörüğü Muharrem Yellice var. Necmettin Abi de Afyon'un Sandıklı'sının bir köyünden bir başka yörük esmeri.. O zaman ne bileyim ki, ben de 500 yıl kadar önce Balkanlara iskan edilen Karamanoğullarının, Rumeli diyarından 1924 Mübadelesi ile dönen yörük ailelerinden birinin torunu imişim.Necmettin Abi, bana masasını devrederken, güler yüzle ve "hayırlı olsun" temennileriyle küçük bir kitap da verdi. O küçük hediyeyi okudum ve yıllarca sakladım : Doç.Dr.Nihat Keklik'in yazdığı "Manevi Kalkınma ve Ortanın Sağı". Ön masadaki Muharrem Abinin "Hoş geldin hediyesi" de heybetli görünümlü bir haftalık siyasi dergi: Milli Hareket.Benim son nefesime kadar şahsiyetimden ayrılmayacak fikri istikametimin sembol hatıralarıydı bunlar. Birbirinden ayrılamaz "Türk-İslam Terkibi." Bir ay sonra da üslubunu beğendiğim Nurettin Topçu'nun "Hareket" dergisine abone olmuştum.
Aylar ayları kovaladı. Art arda 1968, 69, 70'in gergin günlerini yaşadık. Kavgalar, gürültüler, çatışmalar, bombalar, kan ve gözyaşı sellerinden geçtik. Güya, tarafsız baktığını sananların ifadesizliği ile "sağ sol çatışmaları".yaşanıyordu. Üniversite gençliği ile oynanıyor, "Yollar yürümekle aşınmıyor." "İnsanca, hakça bir düzen kurmak" için "tek yolun devrim olduğu" iddialarına, mitinglerde "Marks-Lenin-Mao" flamaları eşlik ediyor. Fetih haftasında Patrikhane önünde yakılan haçların akıbetine Balat evlerinin pencerelerinden sarkan Türk bayrakları dolaylı destek veriyor, Ankara Tandoğan'da onbinlerin katıldığı "9 Işık Yürüyüşleri"nde Anadolu çocukları Çankaya sakinine kaşlarını çatıyor, İstanbul Saraçhane'de "Milletim Uyan" yürüyüşüyle milli mesajlar veriliyor, 18-19'undaki yeni genç, toy üniversiteli Mehmet Mehdi, sağdaki bu yürüyüş ve toplantıların hepsinde yer alıyor. Milli kültürle ilgili faaliyetlere katılıyor, MTTB'deki konferansları takip ediyor, Mücadele Birliği'ne gidiyor, TMTF'de görev alıyor, Ülkü Ocakları'nın İstanbul Şubesi'nin açılışında hazır bulunuyor. Bir taraftan da Fakültedeki derslerinin yanısıra Çapa'da ünlü hocaların yürüttüğü akşam seminerlerini ihmal etmeden takip ediyor, okuyor, dinliyor, düşünüyor, yazıyor.
Bütün bu dağdağa içinde Çapa mescidinde sık sık karşılaştığımız Necmettin abi, Fakülteden mezun olmasına rağmen -zannederim meslek derslerini beklettiği için- atanmasını geciktirmekte, bir milli dernek ve yayın faaliyetinin "beyin takımı" içinde yer almaktadır. Bir gün elimize ne zamandır çıkacağı söylenen bir "mecmua" tutuşturuldu: Yeniden Milli Mücadele..1969 sonları olmalı. Kanaatlerine değer verdiğimiz abiler, yazıları çize çize okumamız gerektiği hususunda ısrarlı telkinlerde bulunuyorlar. Biz de "büyük sözü dinlenir." dedik okuduk, okuduk ama "mecmua"dakiler, o zamanki yaşımıza ağır gelen yazılardı. Halbuki ben Safahat'ı yeni almış, Yahya Kemal'in Aziz İstanbul'unu yarılamış, Beş Şehir ve Nesillerin Ruhu'nu sıraya koymuştum. Vakit namazları sonrası, mescitte yarımşar saat ayırarak, H.B. Çantay'ın Kur'an Mealini, S.Konrapa'nın (Peygamberimiz) Siyerini, Ö.N.Bilmen'in İlmihal'ini münavebeyle okumak suretiyle bilgi zaaflarımı telafi etmeye çalışıyordum. Bir taraftan da siyasi gerginlikler bizi kendine çekip duruyordu.
Bir gün nezaket ziyareti niyetiyle "Yeniden Milli Mücadele Dergisi"nin Cağaloğlu'nda MTTB'nin karşısındaki idare merkezine gittim. Necmettin abiyi görecektim. Beni her zamanki mütebessim ciddiyetiyle karşıladı, derginin hazırlıklarını gösterdi, harıl harıl çalışıyorlar, "ideolojiler kavgasında" aziz milletimizin şuur uyanıklığı içinde tutulması için fikri-siyasi yayın yoluyla bir milli mücadele yürütüyorlardı.Türkiye'nin insanlarının istikbalimize kasteden tehlikeler karşısında alması gereken milli-İslami tavrın fikri temelleri burada atılıyor, haftalık mecmua, N.Fazıl'ın Büyük Doğu'su gibi iddialı, ses getiren bir yayıncılık yürütüyor. MTTB hareketi aylık Milli Gençlik dergisini, TMTF Türk Gençliği dergisini, Ülkü Ocakları da haftalık Devlet dergisini büyük şehirlerden başlayarak yurt sathına yayıyor. Sol hareketler ve fraksiyonlar, ortalığı tozu dumana katıyor ve ne yazık ki Devr-i Süleyman, memleket evlatlarına layıkıyla sahip çıkamıyordu. Ufuklar kararmış. Yer demir gök bakır. Bomba ve silah seslerinin olmadığı zamanlar adeta yadırganıyor.
Yeniden Milli Mücadele mecmuasını 40. sayısından sonra okuyamaz oldum. Memlekette kan gövdeyi götürüyor. Ruhi Kılıçkıran ve Mustafa Bilgi'nin şehadetinden sonra Ankara'da, Süleyman Özmen ve Dursun Önkuzu ve İstanbul'da Yusuf İmamoğlu'nun şehit edilmeleri, gençlerin tercih istikametlerini derinden etkiledi. Hakim kanaat şuydu: Bir dava için ölünebiliyorsa orada yer alınır, tarafsız ve pasif kalınamaz, ricat edilemez.
Necmettin Ağabey, Yeniden Milli Mücadele ve Pınar dergilerindeki yönlendirici rolünün yanında, okuldaki Talebe Cemiyeti faaliyetleriyle de yatıştırıcı ve uzlaştırıcı vasfıyla bir müddet daha müspet tesirler icra etti. O günlerde okul mescidinin bombalanması ile dengeler altüst oldu. Okul kapatıldı. İstanbul'da devletten başka kimsesi olmayan yatılı öğrenciler, milli derneklerin sahiplenmesiyle Fatih'teki otellerde misafir edildi.
Yıllar akıp geçti.12 Mart 1971 Muhtırası ile, ara dönem hükümetleri geldi. Hür siyaseti susturmalar, eğitimde güya normale dönmeler, uslu akıllı olmalar, etliye sütlüye karışmamalar dönemine girildi. Bizden üstteki devrelerden mezuniyetler ve Anadolu yollarına koyulmalar devam etmektedir. Devlet Baba, yatılı okutmayı taahhüt ettiği seçme, çalışkan Anadolu çocuklarına sahip çıkmamış, neden sonra, okulu merkezden uzaktaki Ortaköy Öğretmen Okulu binasına taşıtmıştır.
...
Necmettin Ağabey'in sesini yıllar sonra Ankara'da duyarız. TRT'de görevlidir. Programlar yapmakta, edebi, fikri muhitlerin içinde yer almaktadır. Divan diye bir derginin yazı kadrosu içinde ismi ve yazıları dikkat çekmektedir. Bu arada, Erzurum Atatürk Üniversitesinde -yine Yüksek Öğretmenli- Rahmetli Orhan Okay'ın danışmanlığında Abdülhak Şinasi Hisar'la ilgili bir doktora tezi hazırlamaktadır.
1990'ların başındayız. Dr. Necmettin Turinay, Özal hükumetleri döneminde kurulan "Aile" ile ilgili kurumun ilk Genel Müdürüdür. 1992'de bir yabancı dil kursu vesilesiyle bulunduğum Ankara'da kendisini ziyaret ettim. Hoşbeşten sonra bana "Türkçe cümle yapıları üzerinde yapılmış lisans üstü tezler olup olmadığını" ve araştırıp kendisine bilgi verirsem memnun olacağını söylemişti. Özel sohbette bile gündemi vardı. O görevi sırasında aileyle ilgili bir yığın kitap yayınladı. Aile Hikayeleri derlemelerinin yanısıra, makale ve bildirilerden oluşan ciltlerce kitap, üniversite ve şehir kütüphanelerine ulaştı.
Necmettin Bey, yetiştiği İstanbul ile bağlantısını hiç koparmadı. Galiba 1998'de Yazarlar Birliği İstanbul Şubesinin salonunda "Yazı Hayatının 50.Yılında Prof.Dr. Orhan OKAY" la ilgili, takdimini benim yaptığım toplantıda hocamızla ilgili hatıralarını anlattı. Kendisiyle en son 2006'da Belediyenin T. Zafer Tunaya Kültür Merkezinde aynı kürsüde buluştuk. Yaşıtı ve okul arkadaşı Rahmetli Mustafa Miyasoğlu'nun 60. yaşı münasebetiyle Abdurrahman Şen'in yönettiği Sarmaşık dergisinin özel sayısı için hazırlanan, İ.Pala, İ.Kurt, N.Turinay ve yanıbaşında benim yer aldığımız bir toplantıydı. Orada rahmetli Miyasoğlu ve eserlerine dair düşünce ve hatıralarımızı anlattıktan sonraki çay sohbetimizde o günün ikindisini bulmuştuk.
Necmettin Turinay Bey, 75. Yaşına ulaşmış. Allah nice hayırlı yıllar nasip etsin. Erken yaşlarımızda tanıdığımız bazı istisnai şahsiyetlerin üzerimizdeki müspet tesirleri ömür boyu devam eder. Necmettin Bey benim için o değerde insanlar arasındadır. Sakarya Üniversitesinde bölüm başkanımız olan, yardımcılığını yaptığım, evine gidip geldiğim, sohbetlerini dinlediğim, rahmetli Orhan Okay gibi, "doktora akrabası" Necmettin Turinay da sakin, mütebessim, mütefekkir tavırlı, içteki gerginliğini dengeleyip yumuşatarak dışa yansıtan, üslup sahibi, okuyan, düşünen, "fenafilmillet" edalı ve bilhassa konuşması dinlenen, yazdığı okunan bir fikir ve edebiyat adamıdır. Sloganlarla değil, bilgiyle, belgeyle ve dengeyle hareket eder. Dr.Turinay, ilim adamı veçhesinin yanında "gelenekten geleceğe uzanan" ana caddede yürüyen vasıflı bir "essah muallim"dir. Ömrünün muhassalası yıllar içinde düşünen, okuyan, yazan, anlatan, eser veren, etrafında edebi ve fikri bir muhit oluşan, iradeli, sabırlı, tavizsiz, ciddi, kibar ve saygılı bu mütevazı adam, kader elverseydi asırlık hasretlerimizin gerçekleşeceği daha stratejik görevlerde bulunabilirdi, "keşke / vahayfa" diye düşünmekteyim. Olup bitende hayır vardır. Yılların bana öğrettiği gibi "Dünya bir hasret diyarıdır. Dünyada vuslat yoktur, hayali vardır.." Belki böylesi daha doğrudur diye fikretmekteyim.
Dr.Turinay, bir konuşmasında gençlere "Kendi cümlelerinizi keşfediniz." diyor. Kendimize mahsus cümlelerin peşine düşmemizi, bir meseleye olan ilgi ve aşkımızı "meşk usulü" ile geliştirmemizi tavsiye ediyor. Gökalp'in "Biz sadece kendimizden ibaret değiliz." sözünden hareketle, başka fikir ve eserlerle de zenginleşmemizi tavsiye ediyor. "Zayıf bir dille sanat yapılamaz." derken Tanpınar'ın ".Dilden kelime atmak, çerçeveyi daraltmaktır." görüşünü de desteklemiş oluyor. "Sanatçıların, bir merkezde yoğunlaşmanın sırrını bulan insanlar olduğunu" ve yazı yoluyla edebi eser ortaya koyanların "duyguların, hayallerin ve fikirlerin resmini yaptıklarını" hatırlatıyor. Yunus misali "Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır." inceliğine ulaşmadan hikmet erbabı olunamayacağını, "yazdıklarımı herkes anlasın sığlığı ile" bir yere varılamayacağını söylüyor. Sani-i Kudret'i anlama yolculuğunun, insanın yaratılış gayesine yönelmek olduğunu düşündürüyor.
Gençlere ve edebiyat tahsil etmiş orta nesle tavsiyemiz, Turinay Hoca'nın deneme yazılarını ve doktora tezini okumalarıdır. Bu yazılarda ve satır aralarında, bizim ve bizden bir önceki neslin, bütün namüsait şartlara rağmen; köyden, kasabadan gelip de nasıl büyük şehirde ezilmeden şahsiyet olabildiklerinin dramatik hikayesini bulacaklar, her şeye rağmen neden "emanet olan davadan vazgeçmemek" gerektiğini bir daha düşüneceklerdir.
Necmettin Bey, Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda, hepsi birer değer olan fakir ama gururlu, çalışkan, vatansever Anadolu çocukları arasında, üst sınıflardaki her gençte ortak olan vasıflarıyla, benim "ağabey" tanıdığım, efendi tabiatlı, milli bir şahsiyet olarak temayüz etmişti. Afyon-Sandıklı, böyle bir evladını Türkiye'ye kazandırmakla, ismine güç katmıştır. Şehirler; mimari, zirai, tarihi değerleri kadar yetişmesine vesile oldukları evlatları ile de iftihar ederler.
Dr.Necmettin Turinay Hoca'ya, sağlık ve afiyet içinde nice hayırlı çalışmalar yapacağı yıllar nasip etmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ederiz efendim.
Erenköy, 15 Mayıs 2021