´BEYA´mız ´LO´ olmasın!

TRAKYALILIK ÖLÜYOR         Tüm manevi değerlerimizin yitirilmeye, kültürümüzün ve medeniyetimizin ölmeye, geçmişle olan gönül bağlarımızın kopmaya başladığı; acı veren, göz yaşartan ve yürekleri paramparça eden bir döneme şahitlik ediyoruz. Yitirdiğimiz, kaybettiğimiz veya terkettiğimiz bu manevi değer ve kişiliklerin içinde bir de ´´TRAKYALILIK´´ var.         Çeşitli kültürleri, aksanları, gelenek ve görenekleri içinde barındıran güzel yurdumıuz; Ata mirasımız Türkiye´mizde, bir de kendine özgü Trakyalılar vardır; mutlu, samimi, insan dostu, güvenilir ve hayat dolu Trakyalılar... Bu gidişle, yıllar geçtikten sonra ´´Trakyalılar vardır´´ mı diyeceğiz yoksa ´´Trakyalılar vardı´´ mı diyeceğiz, bundan pek emin değilim.           Bir Trakyalıyı görünüşünden tanıyamazsınız fakat Trakyalı konuşmaya başladığı an belli eder kendini. Dillerinin süsü olan birçok kelimeleri vardır; fakat bir de süslerin süsü vardır, ´´Beya´´. Trakyadan uzaklaştığınızda bu kelimelere rastlanmaz ve bu kelimelerin anlamları açıklanamaz. Memleketimizin diğer bölgelerinden insanlarla tanıştığımızda, Trakyalı olduğumuzu söylediğimizde hemen samimice bir ´´Beya´´ dökülür dudaklarından ve o kişilerin gözlerinde Trakya ve Trakyalıya olan sevgisini, samimiyetini görürüz. Bugünlerde, bizi öldürmekte olan sorun da tam burada zuhur ediyor: ´´Beya gidiyor´´, ´´Lo´´ geliyor            Eski Trakyayı anımsadığımızda, yüreğimizde; elde olan bir değerin yitirilişinin hüznü oluşuyor. Bir zamanlar vardı; o dönemlerde komşu kızına yan gözle bakılmazdı. Çocuklar, komşuya emanet edilir, gönül rahatlığıyla sağa sola gidilirdi. Pek samimiyetimiz olmayan komşumuz bile sokakta oynayan çocuğumuzla konuşsa, sevse bundan rahatsızlık, hoşnutsuzluk duymazdık. Gerçi, samimiyetimizin olmadığı komşular da pek olmazdı. Aynı sofralarda yemek yer, sokak sohbetleri edilir, gece yarılarına kadar oturulurdu. O zamanlarda komşu demek geniş aile demekti. Alevi ile Sünni aynı sofrada yemek yer, etek giyenle türban takan arkadaş olur, farklı siyasi görüşe mensup olanlar birbirlerini severlerdi. Dini ve siyasi konular dostluk, komşuluk masalarına yansımaz, yansısa da tartışmalar kimsenin kalbi kırılmadan, dostluklara zeval getirilmeden sonlanırdı. Sokakta oynayan çocuğumuza yiyecek bir şeyler verdiğimizde, diğer çocuklara da verirdik ve bunu bir erdem karşılamazdık. Çünkü bu, olması gereken, sıradan bir durumdu. Gülmeyi, sevmeyi ve paylaşmayı bilirdik; Trakyanın kanunu; önce manevi zenginlik, sonra maddi zenginlik idi. Trakyalılar, iş gücünden faydalanmak için 15 çocuk yapma peşine düşmezlerdi. Birkaç çocukları olur, onları da sevgi, saygı dolu bireyler olarak yetiştirirdi. Gaye maddi zenginlik değil, hudutsuz manevi zenginlikti.           Bir de Trakyalı diyince insanın aklına gelen bir şeyda daha vardır ki Trakyalıların çoğu o olmadan edemezler; İçmek. Eskiden beridir Trakyalılar içmeyi pek severler. Gençler bir sokağın kuytusuna otururlar, gazete kağıdına sarılı şişesinden içerler fakat aynı zamanda etrafı dikkatle kolaçan ederlerdi. Çünkü büyüklere saygı duyulurdu, bir büyüğe içerken denk gelmek Trakyalı gençler için utanç sebebiydi. Gençler içkilerini bitirir, başlarını öne eğer, eve gidip mümkün oldukça kimseye görünmeden, kimseye konuşmadan yatılırdı. Alkol aldıklarını belli etmek istemezlerdi. Bu gençleri gören büyükler görmezden, aileler duymazdan gelirdi. Alkol Trakyalıyı coşturmazdı, sustururdu. İçerler, eğlenirler fakat taşkınlık etmez, çevreye rahatsızlık vermezlerdi. O zamanlar, en kötü alışkanlığımız alkoldü, onu da tadında içince hayatımıza bir renk ve bir neşe gelirdi, o kadar.            Bugünkü gibi bonzai vb. uyuşturucu sokulmamıştı Trakyamıza ve nifak tohumları ekilmemişti aramıza. İçimize yabancılar, kötü niyetliler girmemişti. Uyuşturucu kaçakçıları inlerinden feveran etmemiş, köyünde namus bekçiliği yapan fakat köyünden bir adım dışarı attıklarında ruhlarındaki sapkınlılıkları meydana dökenler göç etmemişti aramıza.              Din tüccarlığı olmaz, din sömürgeciliğine göz yumulmazdı. Kızlarımız sokaklarda gezer; kimi türban takar kimi etek giyerdi fakat kimse onları eleştirmeye kalkmazdı ve kalkamazdı. Sokaklar; yıllarca ahırda tutulup da meraya salınmış hayvanlar gibi ne yapacağını bilmez serseriler ile dolu değil idi. Bir, iki haddini bilmez çıkıyorduysa da hemen oradan geçenler çocuklarımızı sahiplenir, her ne pahasına olursa olsun korur korurlardı.           O zamanlar, kibir yoktu, kin yoktu, saygısızlık, nefret şiddet, tecavüz, gasp... gibi insanlık ve ahlak düşmanı suçlar yoktu. En fazla kendi aramızda kavga ederdik o da müzikle beraber bitiverirdi.           Dünyada, hiçbir suçun işlenmediği, her şeyin ve herkesin dosdoğru olduğu hiçbir memleket yoktur. Fakat çok az olan vardır, geçmişte burası Trakya idi. Fakat artık Trakya, eskisi kadar masum ve mamur değil. Trakya artık, doğal güzelliğini ve sadeliğini kaybetmiş, dışarıdan aldığı göçlerle sosyo kültürel, ekonmik, siyasi, dini... anlamda özlüğünü kaybetmiş durumda.           Trakya; kültür, turizm, tarım, hayvancılık kentidir. Göçler durdurulsun, göçlere mahal verilmesin, ´´BEYAMIZ LO OLMASIN´´