TARZ-I SİYASET

       Abdülhamid Hanın   saltanat yılları . Osmanlı  İmparatorluğunun  içinde bulunduğu durumdan mustarip olan  aydınlar kurtuluş için  fikirlerini açıklıyor, tartışıyor. Bir yok oluş yaşamaktansa  köklü bir değişiklikle  devleti geleceğe taşımak ?     Tarihçi Yusuf Akçura´da, üç tarz siyaset belirliyor. ? Osmanlı Ulusu meydana getirmek,  İslamcılığa dayanan  bir devlet yapısı kurmak  ve ırka dayalı bir Türk siyasal  ulusçuluğu  oluşturmak.. Osmanlılık görüşünün ana fikri  cins, din ve mezhep  anlayışı gözetmeksizin  Osmanlı halkları  hak ve ödevler bakımından  eşit hale getirilecek böylece ortak bir vatan etrafında  Amerikan ulusu gibi  bir Osmanlı Ulusu  oluşturulacaktır. Akçura bu fikir  Fransa´nın liberal devlet anlayışına göre  II. Mahmut devrinde  başlamış, Abdülmecid devrinde  gelişmiş, Ali ve Fuat  paşalar  döneminde en yüksek düzeye ulaşmıştır.  Akçura  Osmanlı ulusu oluşturmanın  yaralı olacağını düşünürken  sakıncalarını da  sıralar. İmparatorluk halklarının örgütlenip  bir ulus halinde  getirilmesinde  devletin kurucuları  ve yöneticileri olan Türkler eriyip gidecek  egemenlik Arap çoğunluğun eline geçecektir.Der ki ? Zannımca  artık Osmanlı Milleti  meydana getirmekle uğraşmak  boş bir yorgunluktur.?        İslamcılık ise  dünyadaki Müslümanlarda  bir İslam birliği meydana getirilmesi  fikri ve eylemidir.  Bu fikirde Avrupa çıkışlıdır. Avrupa siyaset yazarları buna Panislamizm demişlerdir. Abdülhamit Panislamizm´i fikir halinden  eylem haline getirmiştir. Akçura İslamcılığı azametli bir tasarım olarak görür.  Güçlükleri ise Osmanlı toplulukları arasındaki hukuksal eşitlik  ortadan kalkacak , dinsel ve mezhepsel düşmanlıklar çoğalacak, Müslüman tebaa ya sahip  büyük devletler buna karşı çıkacaklardır.  Akçura  din esasına dayanan  halife etrafında birleşen güçlü bir Müslüman birliğinin   kolayca oluşturulabileceği  ama yerleşmesinin uzun zaman alacağına işaret eder. Ayrıca  imparatorluk içindeki milliyetçi akımlardan en son ortaya çıkan ve halifeliğin Türklerden Araplara geçmesinden yana  olan  Arap milliyetçiliği vehabiliğin de  buna engel  olacağını söyler.       Türkçülük Akçura´ nın  tezinin son bölümüdür.  Özetle Türk birliği anlamına gelen  bu fikir çok yenidir.  Tarihte örneği yoktur.  Ne Osmanlı döneminde  nede daha önce  izine rastlanmamıştır. İmparatorluk sınırları  dışındaki Türkler arasında  siyasal Türkçülük yoktur yada belirsizdir.  Bu fikrin  sakıncası  Türk olmayan unsurların  imparatorluktan ayrılabileceği,  ve yoğun Türk  nüfusuna sahip Rusya´nın  bunu engellemek isteyeceğidir. Yüz yıl önce  bir imparatorluk parçalanırken  kurtarma çabalarına  fikirleriyle katılan Yusuf Akçura  yazdığı  Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesinde  Osmanlı İmparatorluğunun nasıl bir siyasetle kurtulabileceği üzerine  ortaya koyduğu fikirlerden; Osmanlı milleti  yaratmayı  kimi yararları kapsasa da eylem dışı olarak  görürken,  İslamlık ve Türklük siyasetlerinden  hangisi yürütülmelidir  sorusu ile  aydınları düşünmeye davet ederek  tezini  bitirmektedir.       Tarih,  bağlı bulunduğumuz  insan topluluğunun  belli zaman ve alanda  çıkarını sağlayacak  bilgi, düşünce ve duygu verebildiği için  önemlidir der Akçura. Bu nedenle tarih  bilinmelidir ve öğretilmelidir. Yukarıda yazılanlar geçmiş gibi görünse de bakın bu gün yasadıklarımızı  anlamamıza nasıl hizmet ediyor. Akçura´nın  birbirinden ayırdığı bu iki  siyaset birleştirilerek  Cumhuriyetimizin siyasi tarihinde   Türk- İslam sentezi   kavramı ile eşleştirildi. Aslında Türk kimliğinin  ayrılmaz bir parçası  Müslümanlıktı.  İkisi bir arada  bu iki fikir savunucularını  bir araya getiriyor ve güçlendiriyordu. Türk Milletini büyük çoğunluğu Müslüman olduğuna  göre Türk- İslam sentezi  fikrine karşı çıkanlar  hem milli   hem de dini değerlere  karşı çıkmış olacaklardı .Millilik yada milliyetçilik  sömürülmeye karşı bir duruştur.  Maddi manevi her türlü değerini   emperyalizme karşı korumak, kendi kaynaklarını kendi bekası için kullanma alt yapısı vardır.  Dolayısıyla milliyetçilerin  hedefi emperyalistlerdir.  Fakat siyasi tarihimizde   milliyetçilerin hedefi hiçbir zaman emperyalizm  olmamış, tam tersi  zaman zaman  dinsiz komünistlere karşı koruyucu bir dost olarak ta  görülmüşlerdir.  Dolayısıyla Türk ? İslam sentezi ne Türklük davasına ne de  İslam´a  hizmet etmemiş sadece  hedef şaşırtarak  içi boşaltılmıştır. Bu gün bu iki kimliğimizi birleştirerek siyaset yapanlar, yine iki kimliği birbirine boğdurarak istenilen hedefe ulaşılmasını  önlemektedirler.Türk Milliyetçiliğinin tek dayanağı Türk Milletidir. Türk Milleti   bin yıldır Müslümandır. Din zemininde yapılan siyaset   milletin ayrışmasına ve parçalanmasına  neden olur. İnançlar emperyalistlerin en sevdiği enstrümandır. Bu gün Ortadoğu da  olanların hepsi güya din adınadır. Türk milliyetçiliği  İslam lafzı bahsi ile  Arap düşüncesi ve felsefesine  bağlanmaya çalışılmıştır.  Oysa ki Türkiye  güney Müslümanlığından sıyrılarak  kuzey Müslümanlığı ile  bağlarını sıklaştırıp kendi kökleriyle de  bir yeni dönem sentezine girebilirdi, olmadı. Bu gün bunu  ABD siyaseti düşünüp  İslamiyet´i  yalın  yorumlayarak  asyanik  İslami cemaireleri de  işin içine katarak  emperyalizmin  yeni bir tuzağı  olarak önümüze sunmaktadır. Türklük ve Türk Milliyetçiliği tektir.  Bunun içine inanç  boyları  ile ilgili  farklı katman ve  kademeleri yerleştirdiğimizde  bu bağlar gevşemez. Çünkü Türkler İslamiyet´i   bölüm bölüm  kabul ederek  aşama aşama sunnileşmişlerdir.  Bu gün bile bu aşama merhalesinde  Türkiye´de Türk vardır.  Eğer  bunu en erişilmez noktaya  ruhbanlaştırarak  taşındığı müddetçe  bu kademelendirme ve ayrıştırma  devam edecektir. Hz. Mevlana ile Hz. Yunusun  Müslümanlığı arasında iman açısından hiçbir fark yoktur.   Ama devrin siyaseti  bunu kabul etmez ve  ayrıştırır.  İnançlar  iktidar ve nimetlerinden  uzak tutulduğu müddetçe   saflık ve temizliklerini koruyabilirler.  Çünkü    nafaka kavgası dervişin  mendil içine koyduğu harını söndürür.          Son yıllarda  dünyada ve  çevremizde  gelişen olaylar  gösteriyor ki  yeni bir dünya düzeni kuruluyor.  20. Yy. planlayan güçler  yine sahnede 21. Yy. kurguluyorlar. Toplumların hafızasını  yüz yılda bir silerek  travmatik köksüz toplumlar  oluşturulmasına devam ediyorlar Sırça köşklerinde  oturarak  mertçe mücadele etmeden toplumları birbirlerine boğduruyorlar. Yüz  yıl evvel Arap´ı Türk´e düşman eden zihniyet, bu gün Kürdü Türk´e  düşman ederek  aynı tezgahı kuruyor.  Bu açmazın içinde   yüz yıl evvel de   mücadele ederek    Osmanlı imparatorluğunun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti kuran  bu uğurda  her şeyi göze alan  bu milletin  has evlatlarını Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını  saygıyla ve minnetle anıyoruz. Onların o günkü duyguları neyse  bu gün tün milletin fertleri olarak  bunları ortaya çıkarıp yeniden kazanmak mecburiyetindeyiz. Toplumun önderleri olan  her biri bir devlet düşüncesine sahip Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin  zor durumda hangi feyz ve düşünce ile  hareket edeceklerine dair  eğilimleri  bu günkü öncü neslin  şiarı olması gerekir.  Kuşçubaşı Eşrefler, Mehmet Akifler, Ziya Gökalpler, Medine Müdafii Fahrettin paşalar Plevne Müdafii Osman Paşalar ve daha kimler?.  Oldukça zor günler geçirdik ve  geçirmeye devam ediyoruz. Yeni düzende Türkiye´nin gerek içte  gerekse dışta   kuracağı  düzen ve  uygulayacağı   siyaset nasıl olacaktır sorularının cevabı ülkemizi yeni bir yüzyıla  taşıyacaktır.  Bu yüzyılı kaçırmadan  güçlü Türkiye´yi   inşaa etmek  bu ülkeyi  vatan bilen herkesin borcudur.