İslamın kutsal emanetleri bizdedir. Türklerin elinde kutsal emanetler var olduğu sürece Allahın seçkin milleti (Maide 54) olma özelliğimiz devam edecektir.
TABUT-U SEKİNE HİÇ KONU EDİLMEZ; NEDEN?
Önce ayeti okuyalım, Bakara suresi, 248.
"Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır."
Ayetin sonunda dikkati çeken bir cümle var: "Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır." Burada bizden istenen ibret almamızdır. Ancak kastedilen ibreti ve alametim anlamını bilmek zorundayız. Her iman sahibine yüklenen bir şuurlu olma gereği ve alınacak bir ibret var ise hoca efendilerin vaaz ve nasihatlarda üzerinde özellikle durması gerekmez mi?. Durulmuyorsa, sebebini sormak biz Müslümanların en doğal hakkıdır.
Bakara 248 ayete destek veren 2 ayet daha var; Tevbe süresi, 38 - 39 ayetler. Diyor ki;
"Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda seferber olun" denilince yerinize çakılıp kaldınız; (...) Eğer toplanıp seferber olmazsanız Allah sizi elem veren bir azapla cezalandırır, yerinize başka bir topluluk getirir ve siz O´na zerrece zarar veremezsiniz. Allah´ın her şeye gücü yeter."
Tabut-u sekine içinde İslam öncesi kutsal emanetler var; 10 Emir tabletleri, Davut mührü, belki tevrat ve İncil´ in aslı... Buna dair Kur´an´da özel bir ayet olduğuna göre gelecekte mutlaka ortaya çıkacak ve o günün insanlığı buna şahitlik edeceklerdir.
İsrailoğullarının peygamberleri aynı zamanda birer kraldı. Krallarına tabut-u sekine gelmişse onun peygamberliğine alamet sayarlardı. Tabut-u sekine kutsal emanetler sandığıdır. Hz. Musa´ dan başlayarak sırayla gelen tüm peygamberler bu alametle karşılaştılar. Melekler tarafından taşındığı için taşıyan görünmüyor ve tabut Ordunun önünde uçar gibi giderdi. Askerler onu gördüklerinde zaferin kendilerine nasip olacağına inanır ve coşarlardı.
Buradan hareket ederek diyebiliriz ki, İslamın da kutsal emanetleri var. Bu emanetler hilafet makamı ile birlikte Bağdat´ dan Mısır´a, Mısır´dan İstanbul´a muhafaza edile edile geldi. Bir ayrıntı daha var burada; kutsal emanetler Bağdat´ da 500 yıldır muhafaza edilmekte iken Moğol baskılarından kurtarmak için, Memlük Sultanlığına (Mısır) Selçuklular tarafından taşınmıştır. Orada da 500 yıl muhafaze edilmiş ve Mısır´dan Osmanlılar alıp daha güvenli yer olan İstanbul´a getirmişlerdir. O emanetler halen Türklerin (Türkiye´ nin) muhafazası altında bulunuyor. Gel de böyle Yüce bir milleti her fırsatta anma!
Tabut-u sekine ellerinde iken İsrailoğulları, Bakara 122 ayetinde açıklandığı gibi seçilmiş kavimdiler. ( Ey İsrâiloğulları! Geçmişte size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın) Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Süleyman, Hz. Davut gibi (Kral-Peygamber) silsilesine sahiptiler. Bir peygamber gelecekse kendi soylarından gelirdi ve de gelmeliydi. Hz. Muhammed´ in peygamber olduğunu biliyor ama soylarından gelmediği için tasdik etmiyorlardı. Problemim esası soydu.
Konuya devam; MS. 70 yılında o tabut-u sekine gayp olunca seçilmişlik de ellerinden gitti. Gayp, kayıp anlamında değil gizlenmiş anlamındadır. İnancımıza göre Kur´anda sözü edilen o Tabut-u sekine ahır zamanda ortaya çıkacak; ak-kara tamamıyla belirgin hale gelecektir.
İslamın kutsal emanetleri bizdedir. Türklerin elinde kutsal emanetler var olduğu sürece Allahın seçkin milleti (Maide 54) olma özelliğimiz de aynen devam edecektir. haçlı seferleri dahil dün ya da bugün dünya bize karşı birleşiyorsa bunun altında birtakım ilahi hikmetlerin var olduğunu düşünmek gerekir. Tabut-u sekine olayından Yahudiler Siyonizm´ i icat ettiler. Arz-ı mev´ud yani Vaat edilmiş topraklar ideallerinin kaynağı bu noktaya dayanır. Türkler için de Allahın yeryüzündeki gölgesi denir ve Tanrı tarafından görevlendirilme (Kut almış) inancı yine bu kaynağa inhisar eder. Görüldüğü üzere Yahudilerle Türkler birbirine anot ve katot gibidir.
Netice olarak bizim ülkümüzün kaynağı buradan beslenmekte ve bu milli hasletlerimizle tarih boyunca biz yerinde duramayan bir yeryüzü milleti olarak yaşayarak geliyoruz. İlahi görevlerimiz var. Emanetler bizde, kutsal sancak bizde, görev bizde, fakat hal böyle iken üzüldüğümüz tek bir şey var: Diyanet bu asil milletin adını neden telaffuz etmez, neden hutbelerde zikretmez?