Milletleri var eden, sahip oldukları değerleri korumaktır. Asırların örsünde dövüle dövüle kıvam kazanan millî değerler, zamanla o toplumu millet hâline getirir. Her topluluk millet olamaz. Ona bu vasfı kazandıran ? kendi olabilme, araya araya kendini bulabilme? kabiliyetidir. ?Arayan en sonunda Hakk´ı  bulur ? sözündeki incelik biraz  da budur. Millet olabilme vasfını kazanamamış kalabalıklar, başkalarının ve tesadüflerin rüzgârında savrulup giderler. Milletimiz, asırların kendisine öğrettikleriyle günümüze ulaşmıştır. Milletler mezarlığı hâlindeki ihtiyar dünyamızda eğer biz varsak, bu varlığın hikmetlerinin sebepleri üzerinde değerlendirmeler yapmak durumundayızdır. Her nesil kendisiyle bu ?var olabilme ve kendi kalabilme? hakikatinin muhasebesini yapmaya mecburdur. ?Biz kimiz, hangi tarihin varisleriyiz, nerelerden geldik, nerelere gidiyoruz, maksatlarımız nelerdir ?? Bu ve benzeri sorular, mensubiyet duygumuzu zamanla mensubiyet şuuruna yükseltecektir. Mensup olma, kendini idrak etmenin de ilk adımıdır. Kendi varlığının şuurundaki bir insan, tabii olarak içinde yaşadığı aileden, evden, millete  ve vatana yükselecektir. Âilesi için fedakârlık yapmayı, his ve bilgi olarak edinen biri, şahsiyet oldukça kabına sığamayacak, kendini de aşma duygusuyla milletsiz, vatansız, ezansız, bayraksız, devletsiz ve nihayet dilsiz yaşanamayacağını öğrenecektir. ? Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir Onu nefsimizden ziyade sever, uğruna canımızı feda eyleriz..? diyen Namık Kemal, ?Vatan makalesi?nde  devrinin aydınlarını ve gençlerini ?vatanın bağrına düşman hançerini dayadığında?, ?yerin altıyla üstü arasında fark olmadığını? haykıracak, içinden yetiştirdiği kahramanları imdada çağıracaktır. O takdirde ;?Eğer uğrunda ölenler varsa ancak orası vatandır..? gerçeği,  30-40 yıl sonra Mithat Cemal´in mısralarında ifadesini bulacaktır. Vatana kastedecekler her devirde çıkabilir. Önemli olan bu ihanetleri fark edip önleyecek kahramanların her devirde yetişip yetişmediğidir. ?Kahramanlık ruhu? diri tutulmalıdır. ?Bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa girenler? olmasaydı, bizim için  bu topraklar yaban eller olurdu. Bir vatana sadece ?şehitlik ruhu? ile de sahip çıkılmaz. O memlekette ilim, sanat, siyaset, ticaret kahramanları da yetişmek zorundadır. Fertten aileye, cemiyete, insanlık âlemine doğru genişleyen daireler, millî varlığı idame ettirebilmenin çok sayıda imtihanları ve mücadeleleri ile doludur. Başkalarından yardım ummak, millî varlığı hafife almaktır. Zafer ve başarı ancak ona doğru gidene gülümser. Hiçbir testi, taşıyıcısı ve  sahibi olmadan dolmaz. Sahiplenmek esastır. Başkalarından medet ummak, zavallı duruma düşmektir. Millî şairimiz Âkif´in ?Bir baksana gökler uyanık, yer uyanıktır / Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır !? sözü başka nasıl anlaşılabilir ki ? Yaşananlardan ders alınmalı, kazanılan acı  tecrübeler asla unutulmamalıdır. Bir fikir adamı ?unutmak, ihanettir? diyor ki haklıdır. Kendisine yapılan haksızlığı affeden eğer gafilse, milletine ve vatanına yapılan haksızlığı ve ihaneti affeden hain sayılmalıdır. Bize emanet olan vücudumuzu  korumamanın bedeli nasıl ağırsa, sağlığımızı kaybediyor ve yataklara hatta topraklara düşüyorsak,  tarihin emaneti olan vatan da eğer ihmale uğrarsa bedeli vatansızlıktır. Zamanımızdaki acınası örneklerden daha beteri olabilir mi ? Biz koca bir impatorluğu kaybedenlerin torunları olarak -Allah korusun- daha nasıl bir tecrübeye tahammül edebiliriz ? Tarih, ibretler aynasıdır, anlayabilene?Affetmek, Allah´a mahsustur. Dünya meseleleri  sağlam kurallarla açıklanır, esrarlı ifadelere  büründürülmez. Kanunların pençesi, caydırıcı gücü, her devirde herkes tarafından bilindiği kadar, devletin şefkatli kanadı ve koruyucu gölgesi de güven uyandırmalıdır. Bu hassas dengeler içinde yürüyen devlet düzeni de kolay kolay bozulamaz. Daimî muhasebelerle, murakabelerle vicdan ve hukuk ölçüleri içinde denetlenir, açık verilmesine, istismar edilmesine  fırsat bırakılmaz.