ORD.PROF.DR. ENVER ZİYA KARAL
ORD.PROF.DR. ENVER ZİYA KARAL
(1906 ? 18.01.1982)
İbrahim BİRELMA
Enver Ziya Karal 1906 yılında Kosova´nın Osmaniye Kasabasında doğmuştur. Yüksek öğrenimini ve doktora çalışmasını devlet bursuyla Fransa´da yaptıktan sonra 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi´nde Tarih Doçenti olarak göreve başlamıştır.
-1942 yılında Profesör olarak geldiği Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi´nde Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü´nü kurmuştur. 1960 yılında ordinaryüs profesörlüğe yükseltilen Karal, İstanbul Harp Akademisi, Ankara Harp Akademisi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Gülhane Askeri Tıp Akademisi´nde Türk İnkılap Tarihi; Amerika Birleşik Devletleri´nin çeşitli üniversitelerinde ve İngiltere Manchester Üniversitesi´nde konuk profesör olarak Yakınçağ Osmanlı Tarihi dersleri vermiştir.
-1953 yılında eşi tarih öğretmeni Fatma Karal ile birlikte devlet tarafından Atatürk´ün Selanik´te doğduğu evi müze haline getirmekle görevlendirilmiştir. Çeşitli devlet görevleri ve yurtiçi-yurtdışı devlet temsilciliklerinin yanı sıra 1960-1961 yıllarında Kurucu Meclis üyeliği, 1961 Anayasasını hazırlayan komisyonun başkanlığı ve Türk Eğitim Derneği Başkanlığı yapmıştır. UNESCO Milli Komisyonu, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu üyeliklerinde bulunan Karal, 1972 yılından 18.1.1982 yılındaki ölümüne kadar Türk Tarih Kurumu başkanlığını yürütmüştür.
-Beş ciltlik Yakınçağ Osmanlı Tarihi başta olmak üzere Atatürk, Türk Devrim Tarihi,Osmanlı Tarihi üzerine pek çok sayıda yapıtı bulunan Karal, evli ve iki çocuk babasıydı.
Vefatının 36. Yıldönümünde Prof. Dr. Enver Ziya Karal´ı ?Atatürk? hakkında görüşlerini anımsatarak anmak istiyoruz.
- Atatürk bir halk çocuğuydu. Kendisine ailesinden ne servet, ne şöhret, ne de silinmez eğitim birikimi kalmıştı. Annesine ve babasına bir hayat borcundan başka borcu yoktu.
-Hayat kendiliğinden ne iyidir ne de kötü. Hayata anlam veren insanın başarılarıdır. Atatürk´ün de hayatı başarılar ile dolu olacaktır.
-Atatürk´ün askeri kişiliğinin oluşmasında bir başka etken de, hayatın düşünce dinamizmine ayak uydurması, ömrü boyunca bir okul öğrencisi gibi okuması ve bir öğretmen gibi çevresindekileri eğitmesidir.
-Atatürk´e göre savaş, ne Tanrı´nın belası , ne insanlık için bir erdem, ne de cennet karşılığı mücadeleydi. Savaş, insan iradesinin bir verimidir, oluşumu bakımından da bir cinayettir. Savaşı bir cinayet görüntüsünden çıkaran, gerekli, zorunlu kılan ve haklı bir düzye yükselten tek etken, ulus hak ve hayatının savunulması için yapılmasıdır.
-Kendi çağdaşlarından birçoğu, hayattaki başarılarının sırrını talihte, ilhamda ve mistik eğitimde ararken, Atatürk her başarının temeli olarak fikri görmüş, olayları da daima fikir yönünden incelemiş ve başarısının sırrını fikre bağlamıştır.
-Atatürk´ün bütün bu hareketlerinin hepsi hesaplı idi ve belli bir amaca yönelmişti: Türk halkını kendi öz benliğine kavuşturmak, küsmüş bulunduğu doğa ile barıştırmak, anlamını bilmediği hayatın anlamıyla tanıştırmak idi. Onun insan olarak ülküsü: İyilik, güzellik ve doğruluk idi. Siyaset adamı olarak ülküsü de: Emek, eğitim ve barış idi. Bu ülkülerini gerçekleştirmek sorumluluğunu içinde duyduğu için cesaretle, imanla ve bilgi ile çalıştı. Yalan ve yanlış üzerine kurulan örgütleri yıktı.
-Atatürk´e göre özgürlükten amaç, yalnızca siyasal özgürlük değildir. Bu, aynı zamanda, toplumsal özgürlüktür. Yani, Anayasa yurttaşlara özgürlük verebilir; ama toplum bu özgürlüğü kullanması için ona elverişli bir ortam yaratmazsa özgürlük kağıt üzerinde kalır.
1918 ile 1938 yılları arası Mustafa Kemal, vatanın, kendisinden beklemekte olduğu hizmetleri başarı ile yerine getirdi. Bunlar tarihe ? Türk Devrimi? veya ?Türk Mucizesi? diye geçti. Şu da var ki, Türk Devrimi´nin etkileri Üçüncü Dünyanın kapılarının açılmasında büyük rol oynadı. ( Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Atatürk ve Devrim, Gözden Geçirilmiş 8.Basım, ODTÜ Yayıncılık, Ekim