Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL

Yavuz Bülent Bakiler, Türkiye'nin en güzel konuşan fikir ve sanat adamlarından biri olarak bilinir. Adıyla birlikte ilk hatırlananlar; duygulu, milli hassasiyetlerle zengin Türkçesi, dinleyende derin tesirler bırakan samimi üslubu, üzen ve düşündüren muhtevalı konulara sizi alıp götüren doludizgin gerginliği , salonlar dolduran gür ve heybetli hitabetidir. Onun bir konuşmasını dinleyip de hafızasında yıllarca saklamayacak kimse olacağını zannetmiyorum. Yavuz Bey, anlattıklarını yaşayan ve yaşatan insandır. Şair tarafı öne çıkıyormuş gibi görünse de o aslında usta bir nasirdir ve yazdıklarının çilesini yaşamış bir fikir adamıdır. Dört nesillik ömrünün yarısını, yirminci asır Türkçesinin tefekkür burçları olan Arif Nihat Asya, Osman Yüksel, Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı, .gibi değerlerin yakınında ve daha öncekilerin kitaplarında okuma ve dinlemelerle hazırlayan Bakiler, son iki nesillik 40 yılda verdiği eserlerle milli edebiyatımızın güzide kalemleri arasında yerini almıştır. Şiirleri ve nesirleri, Türkçenin yüz akı mesabesindedir. Şiirlerinde "Anadolu Gerçeği"nden Turan'a doğru "Harman"lanan milli-İslami-insani renkler parıldar. Orada "ak yazmalı analarla sonsuzluk namazları"na durursunuz, Yasin'lerin ruh ferahlatan seslerine dalarsınız, Sıvas'ın Ulu Cami avlusunda, buz gibi soğukta, fırça bile tutamayan küçücük ellerini hohlarken "Boya cila yimbeş."diye müşteri bulmaya çalışan çocuğun fakirlik ve çaresizliğine yanarsınız. Sanki şimdi benzerleri olmuyormuş gibi ilgisiz kalamaz, memleketin haline üzüle üzüle sayfaları çevirirken o sizi "Anadolu Gerçeği" ile yakmaya devam eder: "Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla ? .... Bozbulanık ırmaklarda çimdin mi ? .. Seferberlik yıllarını dinlerken ürpererek Tandır başlarında uyudun mu hiç ? .. Kış günleri trenlerle geçtin mi uzak köylerden, Gördün mü dehşetini tipinin, karın ? Çektin mi hiç acısını istasyonlarda Tandır ekmeği satan, yumurta satan Yarı çıplak çocukların ?" Bu mısralar merhamete çağrıdır, içinde yaşanılan hakikatlere uyandırma çığlığıdır. Birileri ve bilhassa milli şairler bu resimleri bize göstermeseler uyanacağımız yoktur ve hatta kamil manasıyla uyanmış da sayılmayız. Yavuz Bey; Seninle, Duvak ve Yalnızlık adlarıyla ayrı ayrı yayınladığı şiirlerini 2002'de "Harman"ladı bir araya getirdi, birkaç baskı yaptı. Harman'da yer alan yüz yirmi şiiri dışında başka manzumeleri hususunda seçme ve yayın tercihi şüphesiz kendisinindir. Harman şiirleri milli edebiyatımızın klasikleri arasına girmiştir. Türkçe ve edebiyat öğretmenleri öğrencilerini bu şiirlerle beslemiyorlarsa Yunus'a, Fuzuli'ye, Yahya Kemal'e, Arif Nihat'a nasıl köprü kuracaklardır ? Yavuz Bülent'e, Bekir Sıtkı'ya, Niyazi Yıldırım'a uğramadan nasıl Necip Fazıl'a, Faruk Nafiz'e, Nedim'e ve Dede Korkut'a gidilir ? Bunların her biri Turan Türkçesinin, İslam Türkçesinin yakın akrabalarıdır. Çocuklarımıza bu şairlerin gür kaynağından içirmez, onlara milli romantizmin tadını aldırmazsak, şiirden şuura nasıl geçilecektir ? Yavuz Bey'in nesirleri, konuşması kadar güzeldir. Üsküp'ten Kosova'ya kitabını okuduğumda 1980'in gergin ve kanlı günleriydi. Elimden bırakamadım, her arkadaşıma da söyledim "okuyun okuyun ve ağlayın." diye. Bu eseriyle bize Balkanların o zamanlar pek de bilmediğimiz kapılarını açıyordu. Bir Mübadil "Evlad-ı Fatihan" torunu olarak beni sarsmaması mümkün değildi..Sonra o şehirleri tanıtan aynı duygu ve fikir kesafetiyle yüklü televizyon proğramları, belgeseller yaptı..Daha sonra aile köklerinin geldiği Azerbaycan ve Orta Asyalara açıldı, gezdi, gördü, yazdı, heyecanlarını ve acılarını bizimle paylaştı. Zaten yazmasaydı, yazamasaydı perişan olurdu. Yazmak, derdini dökmek, anlatmak onun için hem bir vazife hem de bir mesuliyeti yerine getirme hazzıdır. Ud taksimi dinlerken bile "verem olacakmış gibi." mustarip, kederli bir ruh hali içinde kapılıp gittiğini bir sohbetimizde söyleyen Bakiler'in bu Orta Asya gezilerinden duygulanmalarla yüklü değerlendirme ve tespitleri, kaybedilenlere yanmalar ve kazanılanlara ümitlenmeler halinde "Türkistan Türkistan" adıyla kitaplığımıza dahil oldu, defalarca basıldı. Y. Bülent Bakiler, çok sevdiği ve son günlerine kadar yakınında bulunduğu A.Nihat ASYA'yı en iyi anlamış ve anlatmış olan kimsedir. Onun şiir ve nesirleriyle fikirlerinin, hatıralarının anlatıldığı hacimli biyografik eser, erbabının elinde bırakmadan okuyacağı güzellikte bir kitaptır. Arif Nihat Asya, bize göre Yahya Kemal, Akif ve Necip Fazıl'la birlikte yirminci asır Türkçesinin dört temel sütunundan biridir. Yavuz Bey eserleriyle bu dört üstadın arkasında ve bilhassa Arif Nihad'ın yanı başındadır, diye düşünmekteyim. Kendisini otuz yıldır, tanımakla, dinlemekle, eserlerini okumakla iftihar ettiğim Yavuz ağabey, bu cepheleri dışında uzun yıllar fıkra yazarlığı ve yurt sathına yayılan sohbetleriyle de istisnai bir insandır. Yıllarca Türkiye Gazetesinde yazdıkları; birkaç kitap dolduracak kadar onun hem fikir ve siyaset adamlığı cephesini hem de memleket meselelerine yalın kılıç, gözü kara bir cesaretle girişini gösteren iddialı, belge niteliğinde çalışmalardır. Sadece yurt gezilerine dair yazdıkları ve intibaları bile ayrı bir kitap olsa sezadır. Mesela yıllar önce Tokat ve Sivas gezisini anlattığı bir yazısını sınıflarda kaç kere okuduğumu ben bilirim.Yavuz Bey'i Türkocağında, Edebiyat Vakfında, Kubbealtında, Türk Dünyası Vakfında, Sakarya Üniversitesinde defalarca dinledim. Benim için güzel bir hatıra ve talih olan Sakarya'dan İstanbul'a dönüşte yolda ısmarladığı kuru fasulye ve pilavın tadı damağımdadır. Vakıf sohbetlerinden vapurla Kadıköy'e, oradan otobüsle Göztepe'ye ayakta gelişlerimizdeki o mütevazı ön sekiz yaş delikanlılığı latifeleri ve nezaketi, hafızamın mutena ve muteber köşkündedir.. "Türkçenin bu ezeli aşığı.." insanın, Türklüğün dertleriyle kaygılı, İslam'ın yangınlarıyla kederli bu samimi memleket evladının "Sözün Doğrusu" nu yazmak ve söylemek üzere hayatının yarım asrını adadığını, bilen bilir. Yunus'un dediği gibi "Bilenlere selam olsun." Allah, Yavuz Bülent Bakiler'e sağlıklı nice yıllar nasip eylesin, sürç-i lisan ettik ise hoş görülsün, samimiyetimize bağışlansın. M.Mehdi Ergüzel