Yaz mevsiminin artık son günleri.

Eskiden okulların açılması demek yaz tatilinin de bitmesi demekti. Özellikle öğretmen ve öğrenciler için böyleydi. Tüm dünyamızı tehdit eden Covit-19 salgını nedeniyle şimdi durum farklı.Yüz yüze eğitim gecikmeli başlayacak.Buna rağmen online eğitim interneti gerekli kıldığı için eve dönüş kaçınılmaz oldu. Biz de Enez'in uçsuz bucaksız kumsalını,bazen çam,bazen de yosun kokan ve insanı mest eden serin rüzgarlarını,genelde sabahları sakin, günün vedasına hazırlanırken efkarlı ve yorgun dalgalarıyla yeşile çalan denizini arkada bırakarak Enez'e elveda dedik. Virüsün kol gezdiği bu koronalı günlerde denizle vuslatımızı sınırlı tutsak da Enez'i sevmemize engel değil bu. Sitemizin konumu güzel,yazdan yaza görüşebildiğimiz komşularımız güzel,havası güzel,limanı güzel,ormanı güzel.Her türlü imkansızlıklara,Bakanlıkların ihmaline,insanlarımızın vandallık ve hoyratlığına rağmen Saroz Körfezi cazibesinden bir şey kaybetmiş değil. Belediye samimi olsun ve bu işe gönül koysun ,yemin ediyorum bu güzelliklere yenilerini ekleme mutluluğunu birlikte yaşayacağız.Fakat böyle bir gayreti göremediğimi de belirtmeliyim. Başkanın iyi niyetinden şüphem yok.Ama bu yetmiyor. Önemli olan işi bilmek,donanımlı olmak,gerekiyorsa bir sonraki seçimde kaybetmeyi göze alarak doğru ve kalıcı hizmetlere imza atmaktır. Sayın Valimize hitaben geçen yıl iki köşe yazısı yazmış,özellikle sahillerin işgalden kurtarılması için yasaların uygulanmasını talep etmiş,bazı işletmecilerin halkı bezdiren kaba ve yasalara meydan okuyan zorbalıklarına mani olunmasını istemiştim.Bu tür işletmecilerle Belediyelerin tek başına başa çıkması mümkün değildir.Çünkü konunun devletimizdeki muhatabı da birden çok bakanlıktır.Yani bir anlamda yetki kargaşası vardır. Vatandaş derdini anlatmak için muhatap bulamıyor. Her kurumdaki bir yetkili sizi bir başka kuruma yönlendiriyor.En son Cimer'e yapılan başvuru mutlaka cevaplandırılıyor ve çözüm için Valiliklere yazı gönderiliyor. Ama ne oluyorsa orada oluyor ve Titanik orada batıyor. Biz Enez'de yine de halimize şükretmeliyiz diye düşünüyorum.Çünkü Erikli'de,Yayla'da işletmecilere kiralanmış ve tel örgüyle kapatılmış alanlara vatandaş artık parayla girer hale gelmiş.Evinin önündeki kumsala gidemeyen vatandaş,uzun bir güzergahı yürümek mecburiyetinde bırakılıyorsa bunun bir mantıklı izahı olmalı. Halbuki yanılmıyorsam sahiller vatandaşındır ve suyun kenarından 200 m. mesafeye kadar kumsalda hiçbir yapıya izin verilemez,sahiller işletmecilerin şemsiye ve şezlonglarıyla kapatılamaz. Tabi yasalara saygı duyuluyor veya yasalar hakkıyla ve herkese eşitt biçimde uygulanabiliyorsa. Meselenin bir başka boyutu da var elbette. Özellikle günü birlikçiler ve görgü kurallarından nasipsiz bazı aileler maalesef çocuklarının kirli bezlerini,içtikleri biraların bazen kırılmış şişelerini,yediklerinin artıklarını,salgında kullandıkları maskeleri bile kumda bırakmakta ,her türlü tehlikeye davetiye çıkartmaktadırlar. Tezata düşmüş gibi olacağım ama, işletmecilerin alanlarında ya bunlara izin verilmemekte veya görevli elemanları tarafından hemen temizlenmektedir. Bunu da dile getirmezsem tarafsızlığıma gölge düşürmüş olurum. Yani bu temizliği belediyenin öncülüğünde bizler çevre gönüllüleri olarak sağlayamıyorsak bu rantiyecilere de fırsat yaratmış olmuyor muyuz? Bunu hepimiz düşünmeli,yetkililer de ortak bir çözüm için kafa yormalıdır. Enez'e ait ne zaman bir yazı yazsam Semadirek'e bakarken göğsümdeki dalgalar gözlerimin sahillerinde ıslanır. Abdürrahim Karakoç'un Mihriban'ı aklıma gelir, "Suları Islatamadım" şiirini hatırlarım. Burnumuzun dibindeki adalarda ve kayalıklarda gezinen palikaryayı ve Yunan bayraklarını gördükçe huzuruma kan doğrandığını hissederim. Bunlar yetmiyormuş gibi, başta şeytanla ittifakın öncüsü ABD olmak üzere,sahte hümanist çakalların AB'si ve Ehl-i Beyt'e kan kusturan ,Türk'ün düşmanlarıyla ve Siyonist eşkıyalarla beraber olmaktan utanmayan cibilliyetsiz,onursuz,ahlaksız Arapların yeni Sevr hazırlığına tanık olmak da ruhumda başka kıvılcımları ateşledi. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda ay yıldızlı bayraklarıyla,İzmir marşlarıyla Enez'de sahili coşturan tekneler inancımı tazeledi. Bir defa daha anladım ki; her Türk bir ATATÜRK olmaya karar verdiği anda düşmanların sayısı hiç önemli değil.Vallahide, billahide. ------Ahmet Acaroğlu------