MAHMUT GÜRLEN HOCA VE SONRASI...

Mahmut Gürlen Hoca Tekirdağ İl Müftümüzdü. Geçen haftalarda emekliye ayrıldı, Tekirdağ´a yerleşti. Çanakkalelidir. Son ikamet yeri için bana da görüş sormuştu; Tekirdağ´da kalmasını söyledim. Bugün, İl Müftülük katına çıktığımda saat 16.00 gibiydi. Mesai bitimine daha 1 saat vardı. Bir genç memur haricinde in cin top oynuyordu. Alt katta Şaban kardeşimiz vardı, neşeydi. O da emekliye ayrılmış yerine yeni tayin olan Karslı genç bir memuru koymuşlar. Selam verdim, girdim, sandalyeye oturdum. Bilgisayarda bir şeyler yazmaya çalışıyordu memurumuz. İstifini hiç bozmadı. Konuşacağım, lakin yan dönük, elleri klavyede, yüzü ekranda: "Sen konuş ben dinliyorum" Diyor. Çok olsa 30-35 yaşında gibi. Yüzüme baksa bir amcası, bir babası yaşında birinin geldiğini anlayacak! Yer müftülük.  Beyefendi hem yazacak, hem de beni dinleyecek; görüyor musunuz büyük kabiliyeti(!) Tepem attı bir anda: ?-Delikanlı! Ya ben gideyim sen yaz, ya yazmaktan vazgeç, beni dinle! Şu anda buraya Vali yardımcısı gelseydi, yine böyle yan dönüp yazmaya devam edecek miydin?? Deyince şaşırdı, toparlandı, gözüme dik baktı. Çaresiz dinlemeye koyuldu. İşte Tekirdağ´da biz bu tür şaşkın ördek konumunda olan yabancılara sürekli karşıyız, adam olanı da baştacı ederiz. Kaynaşan, tebessüm eden, buyur! Diyene öz canımız  gibi davranırız. Devamla... Karslı gence öğüt verir gibi şunları söyledim: ?-Tekirdağ´da olmak bir nimettir. Burada gurbettesin, gelen adamı tanımıyorsun, tanımadığın birini böyle davranarak kaybedeceksin. Yeni geldiğin için tanıdığın Tekirdağlı da yok; yine kayıptasın! Şu anda sahip olduğun nimet yarın elinde olamayabilir!? Dedim. Sonra,  ?eyvallah!?  bile demeden yanından ayrılıp gittim. Anladım ki; ne alt katta, ne üst katta neşeden, sıcak heyecandan zerre kalmamış; öksüz hissettim kendimi! İşte o anda Mahmut Gürlen´ i aradım, andım, gür, tok sesi, babacan gülüşleri, sevgisi, saygısı kulaklarda çınlıyor! Heyhat! Ne Müftülüğü? Mahmut Hoca hoşsohbet kişiydi. Şakalarıyla huzur veriyordu. Ne zaman yanına gitmişsek bir okulun sınıfına, bir öğretmenin huzuruna çıkmış gibi oluyorduk. Hem dinler hem de dinletirdi. Kısaca, ilim irfan sahibiydi Hocamız. Devlet gibi olsam, böyle müftüleri 65 yaş diye ayırmam; Üniversite Sağlık Kurulu raporuyla bir 5 yıl daha arkama bakmadan çalıştırırım. O gitti, artık yerinde eminim yeller bile esmeyecektir. Kim doldurur yerini, ne kadar doldurur; o şimdilik meçhul. Uzayda boşluk dolarsa orası da dolar belki diye tasavvurlar ediyorum. Boşa dememişler:? Bir Âlimin Ölümü, Bir Âlemin Ölümü Gibidir.? Bir Münir Özkul vardı unutulmazlar içinde; lakabı: Mahmut Hocaydı. Bir de sen sevgili, gerçek? Mahmut Hoca!? Yeni emeklilik hayatında Allah sana sıhhat, selamet versin. Kaybeden sadece Müftülük camiası olmamış anladığım kadarıyla... Biz cemaat de kürsüsünü, neşeli makam odasını, hocamızı kaybetmişiz meğer. Ancak güçlü bir tesellimiz var: Bize bir telefon kadar yakınsın. Hürmetlerimizle!