KUTSAL TABUT - KUTSAL EMANETLER VE GENÇLİK!
14-20 Nisan tarihleri arası Kutlu Doğum Haftasıdır. Müftülüklerimiz ummalı şekilde hazırlanıyorlar. Bu çabanın maksadı toplumun bireylerini ve özellikle de gençleri dinen kazanmak! Bu doğrultuda olmak üzere önemle belirtelim ki diyanet ile gençler arasında entegrasyon şarttır ve bunun da başarılması büyük ölçüde dikkat çeken ilginç konuların serdedilmesine bağlıdır. Böylesi haftaları iyi birer fırsat hükmünde saymamız gerekiyor.
Ele alacağım şu üç konunun içerik ve karakterlerini ilginç buluyorum.
Değerli okurlarım, adına “ Tabut-u Sekine” denen kutsal tabut Yahudiler tarafından yüzlerce yıldan beri aranmakta fakat bulunamamaktadır. Müslümanların kutsal emanetleri ise elimizde olup, İstanbul Topkapı Sarayında muhafaza edilmektedir. Bu iki emaneti sonuçları itibariyle birbirine mukayese yaptığımızda farklı iki sonuç karşımıza çıkar. Yahudilerin elinden kutsal emanetlerin alındığını, dolayısıyla hak yolda bir görevlerinin bulunmadığını düşünebiliriz. Buna karşılık Müslümanlarca kutsal kabul edilen emanetler ise biz Türklerin elindedir ve dolayısıyla bizim hak yoldaki görevlerimiz devam ediyor.
Bakın, Bakara /248. Ayeti Tabut-u sekine hakkında neler diyor: “Peygamber onlara şunu da söylemişti: – Talut’ un, Musa’ya verilen Tabut’u (sandığı) getirmesi padişahlığın alametidir. O Tabut’ da, Rabbiniz tarafından size manevi bir kuvvet ve Musa ailesiyle Harun ailesinin arkaya bıraktıkları Tevrat levhalarından arta kalanlar vardır. Melekler onu taşıyacaktır. Şüphesiz ki bu Tabut’un size gelmesi, peygamberin sözünün doğruluğuna delildir, eğer iman getirenlerdensiniz.”
Kutsal kitabımıza göre; Hz. Musa ile Hz. Harun’ a (as) 10 Emir’in levhaları verildi. O levhalar bir tabuta konulmuş olarak melekler tarafından ordunun önünde sancak gibi taşınmaktaydı… Ancak, Yahudilerin Filistin’den çıkarılıp, yeryüzüne dağıtılmaları sırasında kayboldu ve Yahudilerce, Mescid-i Aksa’ nın altında olduğuna inanıldığı için mabedin altına bugün fanatik Yahudilerce tüneller kazılmaya çalışılmaktadır.
İkinci önemli konu Hılf’ ul Füdul meselesidir. Peygamber Efendimiz henüz 20 yaşlarında bir genç iken böyle bir cemiyete katılmış ve görev ifa etmişti. Neydi konusu? Bozuk asayişi düzeltmek, huzuru ve adaleti tesis etmek! Mekke’nin asayişi, ahlakı çok bozuktu. Yağmalama, gasp gibi amış başını gidiyordu. Mekke ahalisi çok huzursuz yaşıyordu... Buna çare bulmak için Mekkeli gençler bir araya gelerek hılfül Füdul yani, “Erdemliler İttifakı” adlı bir cemiyet kurdular ve çok hayırlı işleri başardılar. Hz. Muhammed as. Peygamber olduktan sonra dahi, Cemiyet hakkında şunları söyleyecektir: “Abdullah bin Cud’ a’ nın evinde yapılan yeminleşmede ben de bulundum. Bence o yemin kırmızı tüylü develere sahip olmaktan daha sevimlidir. Ben ona İslamiyet devrinde bile çağırılsam yine icabet ederim.”
Hılful Füdul cemiyetini bugünün Sivil toplum teşkilatlarının nüvesi (çekirdeği) kabul edebiliriz. Demek ki Müslüman olan herhangi birimiz, “ Bana ne!” duyarsızlığında olmayacaktır. Gençlere bu konular dini yönden hatırlatılmalı, toplumda pasif durmalarının önüne geçilmelidir.
İslam’da bir de “Mescid-i Dırar” olayı var. Buna “Ayrılık mescidi" deniliyor. Medine’de münafıklar Müslümanları bölmek için sinsi bir plan düşündüler, maksatları Kuba cemaatini bölmek, Peygamber Efendimizi öldürmekti. Hz. Peygamber Tebük’ e giderken Medine’ye bir saat uzaklıktaki Ziyevan köyüne gelindiğinde münafıklardan bir heyet gelerek: "Ey Allah’ın Resulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine gelemeyenler için özellikle yağmurlu gecelerde namaz kılmak üzere bir mescid bina ettik. Teşrif edip burada namaz kıldırsanız, hayır ve bereketle dua buyursanız" dediler. Hz. Peygamber bunun dönüşte olabileceğini söylemişlerdi. Bunun üzerine Tebük dönüşü bu sözü Allah elçisine hatırlatıp yeni yapılan mescide gelmesini rica ettiler.
Bu mescid Ebû Âmir Fâsık adlı bozguncu münafık ve fasığın teşviki ile münafıklarca Kuba Mescidinin cemaatını bölmek niyetiyle yapılmış ve Hz. Peygamber’e suikast düzenlemek üzere içi silâhla doldurulmuştu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazırlanırken Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi. Kur’an-ı Kerîm’de bu mescidden şöyle söz edilir:
“Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlamak üzere bir mescid yapanlar; ‘Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk’ diye yemin ederler. Allah da şahittir ki bunlar yalancıdırlar" (et-Tevbe, 9/107). ‘Ey Muhammed! Bu mescidde asla namaz kılma. Şüphesiz ki, başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kılman daha hayırlıdır. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah temizlenmek isteyenleri sever" (et-Tevbe, 9/108; bk. 109, 110). Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-ı kiramdan Mâlik b. Dehsan ile Ma’n b. Adiyy (r. anhümâ)’yi Mescid-i Dırar’ı yıkmak üzere gönderdi. Bu sahabeler mescidi yakıp yıktılar. Böylece kötü amaç için bina edilen bir mescid ortadan kaldırılmış oldu.
İşte böyle birbirinden ilginç konularla gençlerin karşısına çıkmak gerekiyor.