KIRIM ÖZERKLİĞİ? KÜRT ÖZERKLİĞİ!

  Özerklik, bir devlete bağlı fakat ondan yasal çerçevelerle biraz ayrılmış yarı bağımsız devlet idaresi demektir. Kırım Özerk Cumhuriyeti, Ukrayna’na bağlıydı. Toprak büyüklüğü 26 bin Km2, nüfusu 2,5 milyon. %60’ ı Rus asıllı olduğu için Rus devleti; soydaşlarının hayati tehlike içinde olduğunu ileri sürerek yarım adanın tamamına asker yaydı, işgal etti; silahların gölgesinde bir referandum yaparak ilhakı sağladı. Rusya kısa sürede işgalde ve ilhakta başarılı olan bir Büyük devlettir. İşini yarım bırakmadı. Tüm bunlar, 20 gün içinde olup biterken dünya bir güzel seyretti; Türkiye, bu “seyirci devletler” in en başında geliyor. Demek ki, Özerklikte bazı inisiyatifler mevcuttur ve istenildiği takdirde bir devletten kopmak, bir başka devlete bağlanmak zor değildir. “Halk böyle istedi” diyebildiğiniz an geriye pek problem kalmamakta, yapılacak iş güzelce bir hukuk elbisesi dikmek, diktiğini giyebilmektir. Kıbrıs konusu, Kırım’a benzemekteydi. Orada soydaşlarımız vardı, hayatları tehlikeye girmişti ve biz de garantör devlet idik. Tamamı, Kırım’dan 1/3 oranında küçük olan ( 9 bin Km2) Kıbrıs’ a 1974 harekâtı yaparak önce % 5’ine asker çıkardık, sonra ikinci harekât yaparak %33’ne sahip olduk. Tam problemli bir askeri harekât olmuştu. Bir de çok güzel bir şehir olan Maraş’ ı pazarlık konusu yapmak için boş tuttuk ve aradan geçen 40 yıllık sürede başarılı da olamadığımız gibi bir şehri kendi ellerimizle öldürdük. Türkiye Kıbrıs’ da başarılı değildir çünkü güttüğü politika büyük devlet politikası değildi.   Özerklik konusuna dönelim. Bölücü Kürt siyasi hareketi Doğu ve Güney Doğu Bölgesinde Özerklik ilan edeceğini sürekli tekrar etmektedir. Verdikleri tarih 2015 yılıdır ve beraberinde APO için de kurtuluş yılı olacak imiş... Özerklikte aşamaların sahneye konması kolaydır ve dış güçlerin el atmasına açık kapı bırakmış oluyorsunuz.  Haliyle Kuzey Irak Yönetimi ile entegrasyon her zaman söz konusudur. Olur mu, olmaz mı diye bir görüş belirtirsek, “Olabilirlik” oranının çok yüksek olduğunu kabul etmek zorundayız, zira Kürtler bu isteklerini her fırsatta tekrar etmesine karşılık, iktidar kanadına daima bir sessizlik hâkim olmaktadır. Şu sualler bizi doğru analize götürebilir: Başbakanımız, Kürt Özerkliği konusunda neden sessizdir? Başbakanımız, Bölgeden Kolluk kuvvetlerini neden çekmiştir? Başbakanımız, bahanesi ne olursa olsun APO posterlerine ve PKK bayraklarına neden rıza göstermektedir? Başbakanımız, Suriye sınır bölgelerinde kurulan 3 kanton Kürt devletçiği için neden kör, sağır ve dilsizdir? Başbakanımız, Kırım’ın ilhakını nasıl sindirebilmektedir?   Olup bitenler ya da oldu-bittiler Beni çocukluk yıllarına götürüyor: Mahallemizin kabadayı abileri vardı. Bize karşı bıçkın, keskin, korkusuzdu; korkardık onlardan… Eğer öteki mahalle gençlerinden dayak yerlerse bir kompleks ile gelir biz küçükleri döverlerdi. Buna benzer olarak; İstanbul’da, Ankara’da, halkına, gençlerine tazyikli su, gaz bombası atarken çok cesur, çok atak olan iktidar; sıra Diyarbakır’a, Van’a, Hakkari’ye geldi mi ayrılık şarkılarına ve gösterilerine tam teslimdir. Doğuda olmayan devlet Batı’da tüm heybetiyle vardır.  Bir taraftan Kırım’da, Güneydoğu’da sessizlik yaşıyorken, diğer taraftan da Kıbrıs’tan kurtulmak gibi bir niyet sezinliyoruz. Asıl Türkiye bu mudur? Türkiye, şu an itibariyle boğa yılanının sarmalına gelen ceylan yavrusunu andırıyor. Her nefes alışında biraz daha ölüme yaklaşan bir yavru...Türkiye bu noktaya çekilmiştir. Bir vatandaş olarak ne kadar zorda olduğumuzu görüyor, hissediyorum. Bu dehşetengiz tablo karşısında çare olarak inanmaktayım ki, “Vurdum Duymaz Kör Ayvaz”  uygulaması içinde olan bu iktidardan behemehâl kurtulmadıkça, sıkıştırıldığımız bu fasit dairede her gün, her nefeste bir adım daha ölüme yaklaşmış olacağız.