KÖYLERİ BOŞALTMAKLA İYİ Mİ ETTİK?
Tabi ki çok kötü oldu...
Köyleri boşaltınca gıda ürünlerinin tamamında dışa bağımlı hale geldik.
AB üyeliği sevdasıyla hareket etmenin sonu budur.
Tüm adımlarımızla çukura yuvarlanmakta olduğumuzu gelin itiraf edelim.
AB, Türkiye´ de köy nüfusunun %5-6´ lara inmesini istemişti ve o istekleri kısa zamanda yerine getirildi.
TUİK´ e göre; ?Kent nüfusu, köy nüfusunu ilk kez 1985 yılında geçti. Söz konusu yılda il, ilçe merkezi nüfusu 26 milyon 866 bin kişi, köy, belde nüfusu 23 milyon 799 bin kişi olarak hesaplandı.?
Bugünse köylerde yaşayan nüfus %7, yani 6 milyon civarındadır.
Biraz geriye gidelim:
Rahmetli Ecevit´ in Köy Kentleri, Türkeş´ in Tarım Kentleri projeleri AB isteklerine karşı kale duvarı gibi en büyük bariyerdi. Sistemin amacı kırsaldaki nüfusu korumaktı. Bu sistem kurulabilmiş olsaydı köy nüfusu yine cazibe merkezi köylerde kalacaktı.
1989´ da sadece 2 ilde başlatılan Taşımalı Eğitim Sistemi tehlikeli bir başlangıçtır. Sistem daha sonra giderek genişletildi.Şehirlerin dış mahallelerine varoşlar denir; köyden şehre gelenler ne köylü kaldılar, ne şehirli oldular. Dolayısıyla varoş kültürü diye yeni kültür oluştu. Köy kültürüne, örfüne dayalı ama şehir havasını da koklayan "Yarı köylü, yarı kentli" toplulukları meydana geldi. Böylece kentlerimizdeki proplemler bir o kadar çoğaldı. Eş zamanlı olarak Bölge Okulları açılsaydı köyler korunacaktı; ancak, yapamadık.
Daha sonraları... 5+3 yıl mecburi eğitim sistemi devreye sokuldu. Son olarak, 4+4+4=12 yıl mecburi eğitime geçince göçler daha bir hız kazandı. Tarlayla ilgilenecek, hayvanları bakacak gençler yoktu artık. Ardından ana babalar da ayrılmaya başladılar.
Güzelim yayla gibi haneler, arpalıklar insansız kalmıştı. Evlilikler köylerde değil, şehirlerde gerçekleşiyordu. Sağlık evleri, Tarım Kredi Koop´ lar, okullar, terke bırakıldı. Milyarlar değerindeki kamu mallarını heba ettik. Ve en büyük darbe Büyükşehir yasalarıyla geldi. O yasalar sadece; İstanbul, Ankara, İzmir gibi ?Bütün Şehir? lerde uygulanması gerekirken ilçeler ve köyler arasında uzun mesafeli illeri de aynı girdabın içine soktuk.
Şimdi diyeceksiniz ki; köylerde yaşamak ideal hedeflerden biri midir? Hayır ama kırsal kesim ile şehir nüfusu arasına bir denge koymak şartını dikkate alma gereğini düşünmedik. Mesela; %70-30 gibi. Oranı bozarsanız; eti, sütü, samanı, çöpü, her şeyi dışarıdan almak zorunda kalırsınız. Köyden şehre göçle varoş mahalleleri kurunca bu kez şehirler de bozulmaya başladı. Bugün geldiğimiz nokta ile GDO´ lu ürünlerin kıskacında adeta can çekişiyoruz.
SGK bütçesi sağlık giderlerimize yetmiyor. Batı dünyası, bizim köy nüfusunun %5´ lere düşmesini dayatmışsa bunda bir derin plan yok muydu? Her ne kadar geç kalmışsak da yine düşünelim!
Bundan 45-50 yıl evvel bugünleri görüp Halk sektörü ile Millet sektörünü Türk halkı için sistem haline getiren Ecevit mi, Türkeş mi bizden daha ileriymiş, yoksa bugün biz mi onlardan daha geride kalmışız?
Buyurun fikir jimnastiğine!