İnsan için en bahtsız ahvâlden biri de çoğu zaman kendi olmayı başaramamasıdır. Öyle ya... Kişi, kendi olmayı başarabildiği ölçüde öz saygınlığını muhafaza edecektir. Adamlık, şahsiyet gibi şeyler insanın kendi olabildiği durumlarda gelişir. Birini şahsiyetsizlikle itham etmek aynı zamanda onu "kendi olamamakla" suçlamak anlamına da gelebiliyor.
Fertlerin kendi olarak yaşaması nasıl ki şahsiyet bulmasını kolaylaştırıyorsa, milletin de kendi olması, milli şahsiyete sahip olması anlaşılabilir bir durum olarak ortaya çıkar. Yâni, milletler de insanlar gibi bir karakter, bir üslup, bir kimlik sahibidirler ve milletlerar arenasında bu kimliğiyle yaşarlar.
Böyle olması gerekir çünkü millet denilen şey tıpkı canlı organizmaya benzer. Aksi halde yeryüzünde barınamaz, başkalarının himayesine girersin. Başkalarının himayesine girmek, "Gece Türk yatıp, sabah ingiliz olarak uyanmak" Demektir. Hızla yükselen kapitalist kültürün içimize nüfus eder hale geldiği ve pek çok ahlaki ya da estetik aidiyetimizin yavaş yavaş erimeye yüz tuttuğunu göz önüne alındığında kendimiz olarak varolmanın ehemmiyeti daha bariz olarak anlayabiliriz.
Bize yabancı olan ve iliklerimize işlemeye başlayan her unsur git gide bizi daha da çürütecek ve zımnen kendini inkar anlamına gelen her davranış modu, bizi biraz daha kendimizden uzaklaştıracaktır. Kendi milli varlığımızdan uzaklaştıkça yani, çürüyene ve kendine yabancılaşana saldırı hem daha çetin olacak hem de mağlubiyeti getirecektir.
Her alanda medeni vasıflarımızı yüceltmek zorundayız. Kültür emperyalizmi denen korkunç bir hastalık dün olduğu gibi bugün de yeryüzünden eksik olmamıştır. Bu hastalıktan kurtulmanın yolunu Atatürk, medeni vasıflarını yükseltmesini Türk milletine tavsiye etmiş, çalışılmasını öğütlemiştir. Avrupa ya da Batı Medeniyeti gibi.
Devletler arasında kültür alışverişi başka birşeydir ve gayet doğaldır. Kültür ithal etmek ise üzerinde defaatle düşünmemiz gereken bir başka meseledir. Belki de ikiyüz yıldır aydınlar eliyle yapılan da budur. Kültür kopyalamak bizi onlara benzetmez, kopya sadece aslını yaşatır. Otobüslerde yaşlılara yer vermeyen gençler, sokağa tükürenler ya da artık her gün ard arda gelen şehit haberlerine bile alışmaya başlayan bir toplum, kendimize yabancılaşmaya başlamış olmanın ayak sesleridir.
Milli kimliğimizi kendi penceremizden bakıp olusturamıyorsak,"Neye layıksanız öyle yönetilirsiniz" diyen ilâhi ikazın kapsama alanındayız demektir. Kadim zamanlar da ne zaman kendimiz olduk, o zaman varolduk... Şahsiyetimiz dosta güven, düşmana korku verdi. Eskiden dünyaya nizam veren millet şimdi dünyanın nizamına muhtaçmış gibi duruyorsa, bu noktada derin bir tefekküre ihtiyaç var demektir.
Arslan, ormanda olursa şahsiyetlidir. Halbuki birileri "arslanı kafeste" görmek istiyor