İbrahim BİRELMA - 18.8.2020

-Jean Paul Sartre, "Kendi yaşamınızı inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur" der. -Kızıldereli bilge kişi Don Juan Matus: " Tereddüt ettiğin zaman duygularını dinle, duygularının saflığından emin olduğun zaman o yönde yürü!" -İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadar iletişim kurarak yaşar. Sadece konuşmayla olmaz, beden dilimizle de, yazışarak da iletişim kurarız. Günümüzde her şey harf denilen sembollerle yazıya dökülerek ifade edilir. -Yasalar önünde eşitiz, tüm insanlar eşit, ama evlere girmiyor o yasalar. Evlerde geleneklere dayalı bir düzen var. O dört duvar arasında eşitlik yok. Aksine tam bir eşitsizlik var, güçlü ve güçsüz var. Güçlünün koyduğu kurala göre yaşamak zorundasın. Kaderin yaratıcıları da gücü elinde tutanlar oluyor. Güçlüler kendilerine güzel, güçsüzlere de kötü kaderler yazıyorlar. Yani sözü edilen kader bir yerde güçsüzlere sunulan uydurulmuş bir yalanmış gibi geliyor bana. -0-5 yaş arasında insanın temel varoluşu büyük ölçüde yapılanıyor. Bu anlamda bir insanın ruhsal anavatanı çocukluğudur. Ve anne, çocuğunun yalnız öğrendiği dilin değil, psikolojik vatanın da anasıdır. -Türkiye "yetişkin çocuklar" ülkesi. Bu söz hem kadınlar, hem de erkekler için geçerli. Hepsinin ortak bir özelliği vardır: duygusal olgunluğa erişememişlerdir. Bir erkeğin "yetişkin çocuk" olması ne demektir, kısaca bir göz atalım. 1-"Kendi gözüne hesap vermeyi, vicdanın sesini dinlemeyi hiç öğrenemediği için çok rahat yalan söyler." 2-Bedenen aslanlar gibi gelişmiştir, ama duygusal olgunluğu sekiz-dokuz yaşındaki bir çocuğunki kadar olduğundan, istediği olmayınca sille tokat kadını döver. 3-Çağdaş giyinir, ağzı iyi laf eder, güler yüzlüdür. Ama dışarıya. Dışarıdakilerin kendine saygı göstermesine ve sevmesine önem verir, ona göre davranır. Duygu ve düşünce olarak gelişmemişliğin tüm olumsuzluklarını evdeki güçsüzlere kusar. 4-Onurlu, kendine saygısı olan, güçlü kadını çekici bulur; onu elde etmek için her türlü numarayı yapar. Kendilerine bağladıktan sonra ise onun onurunu, kendine saygısını ve gücünü yok etmek için çabalar. 5-Aynı çelişkiyi çocuklarıyla ilişkisinde de görürsünüz: çocuklarını seven gerekirse onlar için canını tehlikeye atar ama onların olgun, gelişmiş, özgür, bağımsız bireyler olması için parmağını kıpırdatmaz. Onlar ders çalışırken açılan kitap, defter sayfalarının hışırtısından rahatsız olur, kızar, bağırır, onları odadan kovar. 6-Karısını elleriyle, çocuklarını gözleriyle, sözleriyle döver; ilişkilerinde tek bir duygu hakimdir: "Korkutmak." 7-Çok "ben merkezci"dir. Ne kendisi topluma katkıda bulunmak için bir çaba da bulunur, ne de eşinin topluma katkı için gönüllü olmasına izin verir. 8-Kadına muhtaç olmamak erkekliğin şanındandır; erkek olarak kadından istediği ve kadının vermeye mecbur olduğunu düşündüğü bellidir ve o verilmeyince müthiş öfkelenir ve cezalandırır. -Eğitimde, kültür faaliyetlerinde, devlet yönetiminde Batı uygarlığını örnek almış bir toplumuz ve "modern" "çağdaş" dediğimiz zaman genellikle Batı uygarlığını kastederiz. -Peki, Batı uygarlığı kadın erkek ilişkilerinde adil bir düzeni başarmış mı? Yani kadın-erkek ilişkilerimizi daha saygılı kılmak için Batı ülkelerine örnek alabilir miyiz? -Türkiye'yi "Batılılaşma süreci içinde bir toplum" olarak görüyorum. Olmaya çalıştığımız modelin temel felsefesini ve süreçlerini iyi anlarsam, Türkiye'yi yönetenlerin neyi model aldığını ve nereye varmak istediklerini daha iyi anlarım diye düşünüyorum. -"Batı Zihninin Tutkusu" kitabında "Batı uygarlığının en temel eksikliğinin erkeklerin egemenliğinde kurulmuş bir uygarlık olduğu söyleniyor. Erkek egemenliğinin yarattığı haksız düzen gözler önüne seriliyor. -Yazar şu soruyu soruyor: Batı uygarlığı şimdiye kadar erkek baskın bir uygarlık olduğunun farkına neden varamadı? Yanıtını Hegel'de buluyor: Bir uygarlık olgunlaşmadan kendinin farkına varamaz, kendi manasını bulamaz. Bu tür bir farkına varış, o uygarlığın gerçekten olgunlaştığının yani sürecin sonuna yaklaştığının habercisidir. -Benim anladığım o ki; kadın erkek ilişkilerinde adil bir düzeni Batı uygarlığında şimdiye kadar göremedik. O nedenle, orada görerek kopyalayıp buraya getiremeyeceğiz. -Bizim kendimizin; kadın ve erkeğin insan insana, özgürce, onurlu yaşayabileceği adil bir toplum hayatın temel değerlerini keşfetmemiz ve bu değerler üzerine yaşam felsefemizi oluşturmamız gerekiyor. -Emin olduğum, kesinlikle söyleyebileceğim şu: Kadınlarına insanca, onurlu ve özgür, adil bir yaşam sunamayan toplumlar insanların hiç yere öldüğü savaşlar ve haksızlıklarla dolu bir geleceğin tohumlarını atarlar. -Bu kitapta anlatılan Saniye Çelik'in yaşamı umarım bu yönde bir bilinci oluşmasına yardımcı olur.(Doğan Cüceloğlu, Bir Kadın- Bir Ses, Remzi Kitabevi,11.Baskı,Aralık2015 kitabından derlenmiştir.)