İSTANBUL AFADI VE YUNUS ALEHİSSELAM

Dün İstanbul tarihinin en büyük felaketini yaşadı.  Gündüz vakti toplanan bulutlar önce gökyüzünü kararttı, ardından da şiddetli fırtınayla gelen yağmur ve cevizden büyük dolu taneleriyle her bir semt yerle bir oldu. Peygamber kıssalarında okuduğumuz felaketlerinden birinin tekrarına şahitlik ettik. Kıssayı hatırlamanın zamanıdır... Yunus Peygamber Ninova halkının imana gelmesini istiyordu. Çok çaba harcamaktaydı ama ne yapsa her defasında kendisiyle alay ediyorlardı. Netice alamayacağına inanan Yunus Aleyhisselam sizler Allah ve onun peygamberi olan bana inanmıyorsunuz sizin başınıza 40 güne kadar çok büyük bir azap gelecek ve onun alameti de yüzlerinizin sararacak olmasıdır, akıbetinizi bekleyin dedi. Nitekim 37. Gününde yüzlerinin sarardığını görmeye başlayan halk korkuya kapıldı. Şehre uzak bir noktada da kara bulutlar toplanmaya başlayınca ?Eyvah, Yunus´ un dediği felaket geliyor galiba? Dediler ve durumun ciddiyetini kavrayıp Yunus´ a ve onun Allah´ ına iman etmeye karar verdiler. Ninova halkı şehrin yakınındaki bir yüksek tepeye çıktı. Orada Allah´ a ve O´nun peygamberi Yunus´ a topluca iman edip dua etmeye başladılar.  O zamana kadar işledikleri her türlü kötülük ve haksızlık için yakarıp yalvardılar, hatta öyle oldu ki, evlerindeki başkasına ait olan taşları söküp sahiplerine iade ettiler. Bunun üzerine Allah tövbelerini kabul edip, azabı üzerlerinden kaldırdı. Bu kıssa çok ibretlik olup, sıkça anlatılır. Dünkü İstanbul afeti bize Allah´ı; yaptığımız haksızlıkları, adaletsizlikleri hatırlatmanın yanında devletin de şehir yapılanmasındaki noksanlıklarını düşündürtmüş oldu. Sosyal medyadan takip ediyorum; birçok insan dinle, imanla alay ediyor. Güya, kadınların çıplak gezdiğini söyleyip çok basit, çok adice imani konulara göndermelerde bulunuyorlar. Bizler, bireysel veya toplum olarak Allah´ ın kudreti karşısında hiçbir gücümüzün olmadığını dün tüm dehşetiyle görüp yaşadık. Bir taraftan ?Allah korusun!? derken bir taraftan da belediyeye, devlete ver yansın çektik. Aslında; ?Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınızyüzündendir? Diyen Şura/30. Ayeti bize çok şeyi söylüyor. Bunun içinde zalimliğimiz var, tedbir almamaklığımız var, dürüst olmayışımız, ahlaksızlık ve namussuzluğumuz var; yani kötü olan her fiilimiz var bu ayetin içinde... Hal böyle iken biz hangi aklımızla, hangi vicdanımızla alaycılardan, küçümseyicilerden olmaya devam ediyoruz? Aziz dostlarım, dünkü felaketlerden fert olarak bizler, toplum olarak yine bizler ve kamu teşkilatlarımız çok büyük paylar çıkarmak zorundayız. Açık gezmek elbette ahlaki boyutta felakete davettir. Haram yemek aynı şekilde bir davettir. Devletin adil davranması mutlaka şarttır. Belediyelerin bir işi yaparken işi hakkıyla bilimsel verilere uygun yapması kaçınılmazdır. Düşünelim tüm hatalarımızı. Mesela, köprü altları niye göl oluyor? Su giderleri veya kanalları yok mu o geçitlerin? Varsa niye çalışmıyor, yoksa niye düşünülmemiştir? Kur´ an-ı Kerim gerçekten mucizelerle dolu bir kitap ve kıyamete kadar bize rehber olmaya devam edecektir; işte gökten inen kasırgalar, yıldırımlar, dolular ve bardaktan boşalırcasına gelen yağmurlar... Yer altından yükselen depremler ve yıkımlar... Her bir felaketi ikide bir yaşıyoruz. Günlerdir devam eden orman yangılarını söndürmeye gücümüz yetiyor mu? Hayır. İnanıyorum ki, 3 bin sene evvel yaşayan Ninova halkı bizden çok daha ilerideydi. Çünkü kusurlarını görebildiler.