Yaşamını, ?1935´te imtihan sonucu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi´ne yatılı öğrenci kabul edildim, Tarih bölümünde doktoramı tamamlayıp asistan, 1952´de profesör, 1972´de emekli oldum.? şeklinde özetleyen Halil İnalcık 7.9.1916´da İstanbul´da doğdu. Ailesi 1905´te Kırım´dan İstanbul´a geldi. İnalcık 8 yaşındayken ailece Ankara´ya göç ettiler. Gazi ilkokulundan sonra, Sivas Öğretmen Okulu, Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu´nu, AÜ, DTCF Yeniçağ Tarih Bölümünü bitirdi. 1942´de doktorasını verdi. 1972´de Chicago Üniversitesi´ne gitti  1993´te Bilkent  Üniversitesi´ne döndü, Tarih bölümünü kurdu.       25.7.2016´da vefat eden, uluslararası alanda  yer alan ilk tarihçimiz olan Halil İnalcık´ı, bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz.       -Tarih, insanın eseri olan gelişmeyi inceler. Bu gelişme, bir organizmanın büyüyüp gelişmesi gibi geçmişi daima içinde taşır, geçmişin izleri ile özgünlüğünü kazanır.  Yani modern tarih tüm geçmişi içinde taşır. Bunun içindir ki, tarihte geçmiş ile ilgisi kalmamış bir an, bir durum gösterilemez.       -Günümüzde, geleneksel toplumlar bunalım içindedir. Bu toplumlarda zihni yapı, maddi ve manevi görünüm, akla göre değil, dogmalarla oluşturulmuştur.  Zihin yapısı, özgür değildir.  Toplumda özgür, bilinçli güçler yoktur.  Toplum, kişisel çıkarların, keyfi, kontrolsüz oyununa bırakılmıştır. ? Bu çeşit toplumda tevekkül,  işleri kendi gidişine bırakma? eğilimi vardır; evrim iradesi yoktur.  ? Güçlü idarecilerin sömürüsüne boyun  eğer.?  Düşünce, dokunulmaz dogmalar biçiminde kristalleşmiştir.  Zihin, yeni fetihlere yönelemez. ? Geleneğe  dört elle sarılmıştır.? Bu toplumlarda insanın ana düşüncesi, öbür dünya,  ahiret düşüncesidir.  Tanrı her an yanımızdadır.  Bu toplum ?iradesiz, durgun ve kaygusuz? bir toplumdur.  Toplum, dogmalara körü körüne bağlıdır;  onları sorgulamaz, sorgulayamaz. Felaketleri tevekkülle karşılar;  güçlüklerin baskısını  alınyazısı  sayar,  kabullenir.  Gelenekçi toplum olarak Doğu, Batı´dan yalnız varlığını sürdürebilmek için en gerekli ögeleri alır. İki yüz  yıllık Osmanlı batılılaşmasında, kendini savunmak için Batı´nın yalnız teknolojisini,  silahını ve Tanzimat´ta  Batı´nın idare ve ekonomik düzeni  almakla yetinir.       -Çağdaş uygarlık, insanı, doğanın yıkıcı güçlerinden, bilinçli biçimde doğanın veya toplum hayatının darbelerinden korumaktadır;  hiçbir şeyi kadere bırakmaz.      -Türk hümanizmi dışarıdan bir dürtü ile başlamıştır,  Türk toplumu kendini yenilemeyi  istemiştir; bunu  varlığını sürdürmenin bir koşulu olarak duymuştur.  Bunda  ?Atatürk´ün koyduğu ilkeler?  başta gelir.  Kurtuluş,  sadece teknolojide değil,  ruhtadır (mentalite´dedir). Batı´nın yaşadığı tarihi deneyimi, bilinçli biçimde tekrarlamaktır.      -Atatürk devrimi  Batı´nın hümanist ve akılcı değerlerini benimsemiştir.       -Türk- İslam Sentezi fikri, menşeide, 19.yüzyıl ortalarında Namık Kemal ve Ziya Paşa kuşağına kadar gider. Yeni- Osmanlılar,  Batı´nın İlim ve teknolojisini almalı, fakat İslam dini ve ondan kaynaklanan örf ve adetlerimizi titizlikle korumalıyız, diyorlardı.       -Cumhuriyet döneminde Türk- İslam  Sentezi  fikri,  1960´larda hız kazanan solcu ideolojik akımlara karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Demokrat Parti´nin ılımlı İslamcı siyasetinden sonra milli kimlik ve milli kültür sorunları,  özellikle 27 Mayıs 1960  Devrimi´nin ardından Türk düşünce hayatında belli başlı bir tartışma konusu haline geldi, bu düşünce akımını önce,  milliyetçi üniversite hocalarından oluşan Aydınlar Ocağı formüllendirdi.       -12 Eylül 1980  darbesinden sonra Aydınlar Ocağı´nın görüşleri siyasi iktidar tarafından benimsendi.       -Türk-islam sentezcileri,  12 Eylülden sonra, orta- sağ partilerin temel fikirlerini oluşturmakta rol oynamıştır.       - Türkiye´nin  bugün de ana sorunu bir kültür- medeniyet sorunudur.       -Kopenhag  Kriterleri´ne göre uyum yasaları çıkararak tarihinin,  Tanzimat  kararları dönemindeki gibi,  bir dönüm noktasına gelen Türkiye, çok tehlikeli bir geçitten geçmektedir.  Kitlesel  işsizlik, fakirlik,  yenilemeyen enflasyon, iflası ancak borçla  giderme  zarureti  nasıl bir geçitten geçtiğimizi anımsamak için yeter. ( 1998´de yazılmıştır.)       -Bugün Türkiye, her zamankinden çok bir kültür bunalımı,  kültürce bölünmüşlük içindedir.  Ülkemiz,  belki  Tanzimat  Dönemi´nden  de daha kapsamlı,  topyekün bir kültür -siyaset bunalımı yaşamaktadır.  Temel sorun,  bir yandan küresel örgüt ve dinamiklere nasıl uyum sağlayabileceğimiz,  öbür yandan onları üniter devlet  hedefleri doğrultusunda nasıl kullanabileceğimizi belirlemektedir. ( Halil İnalcık, seçme eserleri- V, Rönesans  Avrupası, Türkiye´nin Batı  Medeniyetiyle  Özdeşleşme Süreci , Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2013)                                                                                                                                                                                  19.7.2019