50 yıl önceki bir üniversiteli gencin devran ile sözleşmeleri…
6 Mayıs 1972 / Cumartesi
TUTUKLU
İnsanın umulmadık hakikatlere vakıf olmasının hayatında olumlu tesirler yaptığı da vaki oluyormuş. Dört duvar arasında kalmış tutuklu gibi dünyadan bihaber yaşamışım bunca zamandır.Gizli saklı hallerin, manidar nazarların mahiyetini çözememişim.Kendi iyi niyetimle ördüğüm alemime çekilmiş ince eleyip sık dokumağa devamda kusur etmemek için için kafa patlatmış, zihin yormuşum. Oysaki kazın ayağı öyle değilmiş azizim!.. Fakat yine de karlı sayılırsın. Bakış alanım genişledi, ağzındaki baklayı gevezeliğinin oyununa gelerek çıkaran bir garib adem, bakış tarzımın değişmesinde bana yardımcı oldu. İnsanlara değer biçerken enine boyuna tanımanın ehemmiyetini idrak ederek metot ve tavır değiştiriyorum. Belirli hislerin mahkumu olmaktan kurtularak hür düşünmenin rahatlığı içerisinde hayata bakış tarzımı düzeltmeli, değiştirmeliyim.Tekamül ederek değişme ve manalı hayata yöneliş önemlidir, diye düşünüyorum.
11 Mayıs 1972 / Perşembe
KİRPİ VE İNSAN
Kirpi, üzerine gelen yabancı cisimlere karşı hazırlıklı oluşun timsali sayılsa yerindedir. İnsanların da kirpinin bu haline benzeyecek tarzda tehlikelere karşı siper arayışları ve sığınma ihtiyaçları olduğu aşikardır. Çünkü insan korunmak ister. Emniyet duygusundan uzak olmak onu endişeye sevk eder. Bu sebepten tabiatın çetin iklim şartlarına karşı mağaradan, baraka, ev, şato ve apartmana kadar giden yerleşme yerleri bina etmiştir. Bazı fikirler de vardır; insanı çemberine alıp fena akıbetlere sürükler, hayat ırmağının akışını ters istikamete sevk eder. Bazı hisler de vardır; insanoğlundaki şuur ve iradeyi kündeye getirerek gözü kapalı, karanlık ve dar sokaklardan saraylar ve cennetler vadederek saadet teklif ederek oyalar, boşa zaman geçirtir. Kirpi de , oklarıyla rakibini sezer ve durdurur ilerlemesini. Bu kirpiyi ben uyanıklığa ve iradeye benzetsem yeri değil midir ?
13 Mayıs 1972
DÜŞÜNMEK Mİ ? GÖRMEK Mİ?
Kendisinden hoşnut olmayan insan başkalarından farklı veya digergam olabilir mi? Kendi aç olan insan gayrısının tokluğuna ne der ? Her haliyle insan bir tatminsizlik çemberi içerisindedir. Bu çemberi aşmak için dolanır durur. Bu irade çemberi değil midir ki , kişiye göre değişir. Şurası var ki, aşmak istiyoruz bir şeyleri ama zaman bizim üzerimizden aşıyor. Geceler gündüzleri, güneş ise adeta ayı kovalıyor. Biz ise kendimizdeki musallat fikirleri ne kovalayabiliyor ne de küçültebiliyoruz. Habire büyüyor endişeler; kar topunun kardan adam gibi büyümesine benzer bir çoğalış.Yaşayacağımız hayatın sınırı belli değil ama gelecekler için tasarılar kurarız. Bugünün tadına varamayız. Acaba tasarladığımız gelecekleri yaşayabilecek miyiz? İlerisi için nedense haylice ümitvarız. Dağın ardını düşünmemek, görmemekten beter!
16 Mayıs 1972
ÇOCUKLUĞUMUN KOPUK SAHNELERİ
Kızakta kayınırken kışın yokuş aşağı; sivri bir buz parçası sol avucumu nazikane yarıvermiş ve avucuma kızıl bir sıcaklık yayılmıştı.Önce şaşırmış sonra koşarak eve gitmiş ve annemin yardımına başvurmuştum. Yaşım 9 ya var ya yoktu. Boyum ufacık, yüzüm toparlak, gözlerim kara mı karaydı, akı ise bembeyazdı. Şimdi ise kah sararıp kah kızarıyor. Sarıp sarmaladığım elceğizime acıyarak bakarken sağ elim sağlamlığından ötürü böbürleniyor, arkadaşının sargılarını düzeltiyordu. Amasya'nın Sofular Mahallesindeki annemin Hilmi Amcasının evinin arkasında daracık, tenha bir sokak vardı. Oraya arkadaşım "Savaş"la gider, bilye, "kındak, enek" oynar, maymun "topaç" çevirir, çizgiden atlardık. Kiremitleri üst üste kor, 9 adım ilerden ona top atar, yıkılırsa başında bekleyen "ebe"nin bizi vuramayacağı uzaklıklara kaçardık, topu eline alıncaya kadar.
17 Mayıs 1972
DAĞINIKTAN KAÇIŞ
İnsan, dağınığı düzeltme ve ayıklama kabiliyetine sahiptir. Fikirler vardır zihninde üstüste yığılıdır. Konuşan yahut yazan kimse bu yığından işine yarayanları alır sırasıyla kor ve tertiple yazar, konuşur; ama tepeleme yığılmış pilavın üzerinden kaşıkla alır gibi, zihindeki malzemeyi de almaya kalkışarak kuru bir malumat olur, onun da canlılığı ve istifade derecesi az olur. Fikir maddeden farklıdır. Fikir ve düşünce insanın kafasındaki haliyle, hafızadaki karışıklığıyla değil ayrılıp, arınıp ayıklanarak ifade haline geldiği zaman kıymet kazanır. Hoş sohbet olmak kadar tertipli ve biçimli konuşmak da ayrı bir meziyettir. Sadece güzel konuşan öğretmenler değil, bilgisini bir plan içerisinde öğreten hocalar daha ziyade tutulur, beğenilir. Fikir tertibi irade ile yakından alakalıdır. Zihni sevk edip düzenliyi bulmak aşkına ne kadar gayret gösterilse yeridir..
HAMARAT
Eli her işe yatkın, tiril tiril temiz ve titiz kimseler için ve bilhassa ev hanımları için bu tabir kullanılır. Hamarat olan kimsenin elleri hünerli, tavırları düzgün, gidişatı ölçülüdür. Hamaratlar bir koltuğa iki karpuz sığdıran becerikli insanlar kadar, on parmağında on hüner bulunan geniş teşebbüslü kimselere de haylice yakındır becerikli olmada.Onların ellerine aldığı işler gayet ustaca nihayete erer. O kimseler hayatla ve eşya ile halhamur olduğu için hamarattırlar. Hamarat ve tertipli olmağa çok gayret etmiş, kısmen de bunu yapabilmiş isem de kafi bulmuyorum bu kadarcığını.Gözüm daha iyisinde, daha pratiğinde, daha zevk vereninde, daha manalısında, daha canlısında, daha, daha.Yetmiyor bana içinde bulunduğum muhit ve şartlar. Daha iyi ve yenilerini özlüyorum.
20 Mayıs 1972
GÜLLE KARANFİL
Hani bülbülü altın kafese koymuşlar da Ah! Vatanım! demiş. Ben de bahçeden üç körpe çiçeği ince yeşil saplarıyla birlikte tutundukları daldan koparıp elime süs edindim. O canlı ve tazecikler, aradan geçen dakikalardan sonra boyunları bükük nasıl da soldular. Masamın kenarına bir yere iliştirdim; hiç de koparıldıkları yerdeki kadar hoş durmuyorlar. Oysa, o yeşillikler arasında birer pırlanta; tam manasıyla birer çiçek idiler. Demek ki her şey kendi yerinde güzel duruyor. Bu yerli yerinde olmayış bizim hayatımızda pek yer etmemiş mi, neden; bir düzensizlik almış yürümüş.Şu "al gülüm ver gülüm" dünyasında karanfillerden daha mahzun ve garibiz. Arzular, hayaller ve dev gibi yolumuzu kesen realite arasında, ellerinden silahları alınmış yorgun bir savaş eri gibiyim.
SON KARMAŞIKLIK
Aldı eline kalemi ve düşünmeğe koyuldu. Hayatın gayesini, kinleri, sevgiyi, haşinliği, yumuşaklığı, tatlı dillilikle iğne dilliliği, geniş kalplilikle sıkkın sabırsızlığı, endişeyi, elle gelenin düğün bayram olacağını, saçmayla mantıklıyı, insani ile yabaniliği temsil eden, sertli yumuşaklı insan hayatına girmiş haletleri bir bir gözlerinin ve izanının sınırlarına koydu.Yorgunluktan kızaran gözlerini, gözlüğü yukarı kaldırarak kalem tutmayan diğer avucuyla kapadı ve "feleğin çarkı"nda döndüğünü hissetti. Değirmen taşlarının arasına girip buğdaylara eş oldu, un ufak oldu bedeni. Ruhu ferahladı, genişledi, yayıldı. Gemilere tayfa oldu, filikalarla denize inip dalgalara kapıldı, adaya varamadan suların gövdesine gömüldü. O, bin başlı ejderin bin birinci başı olarak ağzına dolan hayatın zehirleriyle ağulanıp hiçlik teknesinde arkadaşlarını boşuna bekletti. Ayaklarına sordu: Ne için, kime yürüdünüz? Elleri saklandı ceplerine, bakacak yüzleri yoktu. Hangi mahzuna uzanmış, hangi zavallıya yardım etmişlerdi ki övünebilsinler. "Hep banacı" sahiplerinin zinciri onları ve diğer uzuvları bu bencillik zindanının dışına çıkarmamıştı."Rind, derviş, geniş ve sabırlı gönül lazım bana içimdeki hırsları ve basit kinleri yenebilmem için. Nefsimi yenebilip de kendimden başkaları için de yaşayabilmem için. Hele hele şu rekabet düşüncesini bir kiri atar gibi üzerimden silkip atmalı, yolun kenarından sakin ve düzenle yürümeliyim." diyordu. Düşüncelerin mayhoş tadı; öfkeden kaçış, denge arayış, aldırmazlık, endişe, hayallere saldıran realiteydi.
8 Mart 1972
DUMAN
Hayatı toz pembe görenler için hayal-perest derler. Duman da hayale düşkünlerin sığınağıdır. Gerçekleri bir sis perdesine bürüyerek sunanlar da bu sınıfa dahil edilirse yeridir. Yangınların sebebini örten engel de o kara duman değil midir? Bir köz düşer kilime, alev olur dumanı çoğalır, rüzgara dayayıp sırtını gözlere meydan okur. " Duman duman üstüne" dökülen sular pek de işe yaramaz yangında. Zira ateş bacayı sarmış, yükselen kara kara duman kümeleri bulutlarla cenge gider gibi bir fiyaka vermiştir kendine...Tutuşan kalplerden çıkan dumanı gören göz var mıdır, bilmek güçtür ama hayli başkaca bir yoğunlaşışı ve dolaşışı vardır gönülde her halde! "Karlı dağları duman bürür / Nazlı yarlar beklenir sabırla / Sigaranın dumanına yarin imanı" kafiye yapılır, duman edilir köşe bucak.
9 Mart 1972
ZONKLAMA
Bir kaç gündür sabahları şiddetli baş ağrıları ile uyanıyorum. İki hafta evvel yakalandığım soğuk algınlığı hafif hapşırmalı nezle şeklinde başladı, baş ağrısı ve ateş ile devam etti. Nihayet gözlerimi alın bölgesi ile birlikte ağrılara garketti. Burnumdaki seyelan şöyle dursun, gözlerim yaşlarla doluyor şıpır şıpır; yanan yüzümde kuruyordu...On beş gün durdurmak için ağrıları, 8 Gripin ile 2 Optalidon içtim ama na-kafi!.. Nihayet durumumdan dert yandığım akraba ve arkadaşların ekserisinin tavsiyesine uyarak " terlemek " üzere Fatih'teki "Sofular Hamamı"na gittim. On-onbeş dakka uzandım terledim. Sonra keselendim, saçlarımı "izona" ile sabunladıktan sonra o hoş sıcaklıktaki kurnadaki suyu dökündüm baştan ayağa... Sonra tellak havluları verdi, başımı ve omzumu da diğer havlularla sarıp sarmaladıktan sonra kabine anahtarı ve sabun kutuları ile hafiflemiş olarak dışarı çıktım, odama geçtim. Yeni havlular geldi kurulandım. Uzandım sedire. Limonlu çay söyledim. 5-10 dakkalık dinlenmeden sonra giyindim. Aşağı indim. Ayakkabıyı giyerken uzun kulplu bir çekecek uzandı elime; aldım ve ciddiyetle iskarpinlerin topuğunu çektim. Sonra kasaya yöneldim. Yeşil onluğu uzattım. Geriye gelen paranın yarısını sıraya giren müstahdemlerden ikisine bahşiş olarak verdim. Sayılarının arttığını görünce ciddi adımlarla kapıya yöneldim. Akşam ezanı okunuyordu. Cami hemen bitişikte... Girdim içimden gelen bire hisle... Namazdan sonra Aksaray durağına; balıkçı ve manavların çarşısından seyirle geçerek 84 nolu otobüse atladım. Çapa'ya revan oldum. Hafif bir düzelme var. Sabah ola hayrola!
10 Mart 1972
GELEN GÜNLE GERİLİMLER.
Sabah oldu olmasına ama hazreti-i ser, ağrımaktan vazgeçmemiş, direniyor inatçı bir kale kumandanı gibi. Sinirli tavırlarla yemeğe gidip bir bardakcık çaydan sonra kantinde sandviç yedim ve Mediko'ya gittim. K.B.B. doktorunun yazdığı reçete ile Şehzadebaşı'ndaki Öztürk Eczanesi'nden ilaçları aldım. Güneş doğmuş, hava gayet güzeldi. Yürüyerek Üniversite lokantasına gittim. Nefis yemekleri müteakip Sahaflar'a uğrayarak okuldaki bir ablanın sipariş ettiği B. Russel'ın "Saadet Yolu" kitabından kendime de alarak A. Maurois'in "Yaşama Sanatı"nı da ekleyip okula döndüm. Neşeli bir kaç dakikalık sohbetten sonra yine baş ağrısı geldi. Yukarıya çıktım. Son sınıflardan bir ağabey tırnak makasını istedi. O da hormonlarının fazla çalışmasından şişmanlama illetine yakalanmış. Ameliyat geçirmiş, derdini anlattı merakla dinledim. Bir şeyler daha öğrenmiş oldum şu belli cüsseli vücudumuza musallat olan görünmez mikroplu canavar illetler hakkında. Timurtaş Hoca'nın gece dersinden sonra sinirlerim gerildi. Kendime hakim değilim. Zihnime karışıklığın nizamı hakim oldu. İnfilak etmem bir közün temasına bağlı adeta. Yapacak çok şeye karşılık zamanın heba olmasına hayıflanıyor, kahroluyor, çatlıyorum. Sakin ol be kardaşım ! Sahiden öfkelisin sen! Dur bakalım fren yap biraz. Kendini dinle. Şeytanın değil huzur ve akıl melekesinin içindeki sesine kulak ver. Allah'a dayan! O en büyük sığınak ve yegane affedici ! Moral kaynağı, hoş gören ebedi ferahlık nişanesi. O'ndan geldik O'na gidiyoruz... Sıyrılmalı ihtiraslardan, karışıklıkları kovmalı zihnimizden... Sade ve basit olanın koltuğuna yaslanıp sırmalı, süslemeli veya zıddı olan çirkefliklere dönüp bakmamalı bile. Sade ve sakin. Temiz ve duru. Zihnimde anarşi var. Bu anarşinin ayaklanmaya ve yıkıma sebep olmaması için galiba sıkıyönetime ihtiyaç var. Neler yapacağımı fazla sıkmayan yumuşak planlarla adil bir şekilde tesbit edeceğim zararlı düşünce ve hareketleri de yok edeceğim ve ezip zararsız hale getireceğim. Yani içimdeki yanıltıcı şeytani zikzakları ve nefsimin şahsiyetimi körelten isteklerini idam sehpasına gönderip benliğimdeki susan, uysal, iyilik ve ferahlık meleğini uyandıracağım, hayatıma şekil ve mana vermesini temin edeceğim. Mantığımla uyuşacağım, anlaşacağım, uzlaşacağım, ihmalin çukurlarından ayağımı sakınacağım ve ben yeni Mehdi eski Mehmet bir defa daha kendimi otokritik ediyorum. Allah yardımcım ola.
HATIRA DEFTERİMİN KÜÇÜK ÖZETİ
*Tahammül, gayret, geniş kalb, hoşgörü, temizlik, sıhhate itina, sevgide ölçü, ilme saygı, okuma zevki, intizam, dengeli hürriyet arayışı , hayallerin gerçeklerle çatışması, iç murakabe ve muhasebeler.