Bir öğretmenin hatıraları arasında...

ZOR GEÇİTTEN GEÇMEK / 31 Temmuz 1994 Bir gün bütün teller kopabilir, bütün duvarlar yıkılıp bütün camlar kırılabilir.Hava kirlenir, sular yağlanır, toprak kurur, ateş yangına dönebilir. Her felakette bir ders vardır. Her nimette ise şükretme vesilesi. Şükretmeyen felakete şaşırmasın. Felaketten korkan ise şükrederek haberci emarelerden mana çıkarsın. Büyük olmak, baş olmak kolay mı? Çocukla çocuk, gençle genç, kadınla kadın, ihtiyarla ihtiyar olmak?.. Hele kadınla kadın olmak ne mümkün? Zor geçitten geçmek nasıl acaba? Gazetede bir haber:12 yaşlarında bir çocuğa böbrek için 1,5 milyar lazımmış. Aman Allah'ım o Boşnak çocuklar ve kadınların yok oluşunda bu ticaret de mi var? İşte feryadın zamanıdır: "Bu nasıl bir dünya hikayesi zor, / Zamanı bir vehim, mekanı satıh./ Bütün bir kainat muşamba dekor / Bütün bir insanlık yalana teslim." Bu kadar yalan ortasında doğruyu bulmak nasıldır? Galiba gözyaşları ile ömür tüketen velileri yavaş yavaş anlamayı anlamaya başlıyorum. Allah'ım, kaldırabileceğimden fazlasını yükleme.Küçük oğlumun yüzümdeki gerginliği azaltma tavsiyesinde bir hikmet bulmalı.. Bir de sitem oklarına durabilecek bir sabır kalkanı, susmanın altın parlaklığındaki irade farkını gümüşten ayırt edebilsem. Herkesin yapabildiğinden farklısına doğru bir hamle, bir hamle daha.Ya Rabbim sen büyüksün.. Beni dar geçitlerde bırakma. Bazı akıllara da ferahlık ver. TELEVİZYONDA BİR AKŞAM.28 Ağustos1994 Dün akşam bir televizyon kanalında arkadaşım Dr. Said Beşer'le ve program sunucusu ile beraber Nihad Sami Banarlı'yı 20. vefat yılında andık. Yaklaşık bir saat süren programda rahmetlinin hocalığı, edebiyat tarihçiliği ve Türkçeyi koruma mücadelesini anlatmaya çalıştım. Eve dönünce de videoda seyrettim. Canlı program olduğu için hatayı düzeltme imkanımız yoktu. Birkaç kelime tekrarı ve duraklama dışında, iyi bir program olmuş. Televizyon çok etkili bir alet. İyi kullanıldığı takdirde insanlar üzerinde yapıcı tesirler var. Mikrofon karşısında toplulukların önüne defalarca çıktım ama uydu yayınıyla bütün Türk dünyasına açık bir programda konuşmak bir nasip işi.Allah'a hamdolsun. İnşallah bu, hayırlı bir başlangıç olur ve ileride daha değişik vesilelerle kendimi hizmet erbabı arasında bulurum. Hazırlıklı olmakla rahat olmanın paralel tarafları var. Ancak dile ve konuya hakimiyet ile prova yapmanın önemi de inkar edilemez. Tecrübe; mekana ve insanlara alışmakta gecikmemek ve yapacağının şuurunda olmaktır. Hatta esneklik payı baki kalmak üzere konuyu kendi planladığın mecrada götürmek de tecrübeli olmanın tabii bir sonucudur. 27 Ağustos Cumartesi akşamı 19-20 arası Çamlıca yokuşlarındaki temiz ve bakımlı bir binadan dünyaya çehrem ve sesimle selamlar ulaştırdım. Allah'a hamdolsun. BİR FM KANALINDAN SESLER / 2 Eylül 1994 Zeytinburnu'ndan yayın yapan bir radyo kanalında Gazi Altun Bey'le birlikte Türk Edebiyatı Dergisi'ni tanıtan bir saatlik bir program yaptık. Mikrofon korkusunu yeneli çok oldu ama canlı yayın başka bir şey. Söylediğiniz her şey doğrudan binlerce seyirciye dinleyiciye ulaşıyor. Yaptığınız her hatanın sorumlusu oluyorsunuz. Programı sunan Ali Fırat Bey bana derginin hazırlanışı, tekniği, kapağı ile ilgili sorular ve telif ücretleriyle ilgili sorular yöneltti. Kısa cevaplarla gaf yapmadan meseleyi layıkıyla anlatmaya çalıştım. Gazi Bey güzel ve olgun açıklamalar yaptı. Akşam alacasında binadan ayrılarak yola düzüldük. Eve vardığımızda hayli geçti. Yorgun argın yattım, uyudum. ÜSKÜDAR'DA BİR ŞİİR GÜNÜ / 4 Eylül 1994 Üsküdar Belediyesi'nin düzenlediği Katibim Şenliği'nde bir şiir programı da vardı. Takdimi ben yaptım. Kan ter içinde üç saatlik bir program sunduk. On kadar şair katıldı ve 20-30 civarında şiir okundu. Fon müziği eşliğinde 200-300 kadar seyirciye sunulan program istediğimiz gibi olmasa da bir tecrübe idi. Sonraki çalışmalar için ders oldu. En azında telaşımı, heyecanımı kontrol etmeyi öğrendiğimi görüyorum. Ben ne zaman ki yaydaki oku atmamayı öğreneceğim veya uygun okları hedefe hazırlamaya alışacağım, işte o zaman bir çok mesele adım adım çözülecek.Allah yolumu aydın ede.. AŞIKLAR ŞÖLENİ / 7 Eylül 1994 Üsküdar Şemsipaşa Meydanı bu gece yarısına kadar sazla sözle coştu. Yer, gök ve deniz; pastan, kirden, bulanıklıktan kurtuldu. Arı-duru ve tertemiz, dalgalı, pırıl pırıl seslerle yıkandı, gönüllerdeki Türk-İslam nakışları daha bir canlandı, parladı. Yedi aşık, yedi renkle asumana doğru yüründü. Önde Çobanoğlu ve Taşlıova hemen ardında Ergani, Poyrazoğlu, Şahinoğlu.gittiler. Ben bu güzel programı sunarken her biri candan dost bu sevgili insanların binlerce kişiyi gece yarısına kadar orada tutan sanatlarındaki sırrı da anlamaya çalıştım. TATLI SERT / 14 Eylül 1994 Kime ve neye göre nasıl? Ölçeceksin, biçeceksin, tartacaksın, ona göre tavır alıp davranacaksın. İnsan ne bitkiye benziyor ne hayvana. Bitkinin cinsi kadar hayvanın da cinsi önemli. Fakat her ikisi de zeminini bulmazsa helak olabilir. Cins bir yayla atı, bozkırlara mı yakışır, Paris'te bir çöp arabasına mı, sebze satıcıya mı? Ya gül tohumu toprağını bulamazsa açar mı dersiniz? El sanatlarına yatkın bir insan ses sanatçısı olmaya zorlanırsa yahut futbol meraklısından iyi bir edebiyatçı olur mu? Ya aslına çekmek dedikleri nedir? Siz istediğiniz kadar güzel yollara aydınlıklara çekin: yarasa karanlığı, mağaraları özler. Ahımı göklere, denizlere döksem yeridir. Yana yana gezip de attığım oklar hedef dışı kaldılar. Artık ne yay kaldı ne de ok? Allah'ım mucizene muhtacım. YA ALLAH BİSMİLLAH / 17 Eylül 1994 Artık işe sıfırdan başlamanın zamanıdır.Bütün rakamların iflas ettiği, mantığın kullanılamaz hale geldiği, nefsimin beni yerden yere vurduğu bu noktada sığınılacak bir besmele bir de zavallı gönlüm. Ve gönlümde tahtı olan ebedi sevgili Allah. Ne diyor Necip Fazıl:"Beni kimsecikler anlamaz madem, öp beni alnımdan sen öp seccadem!" "Birileri benden geçmeden ben onlardan geçeyim. Vazgeçeyim. Varsalar yok sayayım." diyemezsiniz. Yunus'un: "Sen bu cihan mülkünü Kaftan Kaf'a tuttun tut." diye başlayan şiirinde ne hikmetler varsa düşüneyim. Bazı insanları zaman değirmeni adam eder bir gün. Ne çare ki giden gelmiyor. Sağlığına ve kendine çok dikkat etmenin, dümdüz ve çok kıvrak bir zekayla çok gergin ve çok esnek yaşamanın tam zamanıdır. Masalda öyle yapıyorlar, nedense: "Atın önüne eti, itin önüne otu" koyuyorlar. Az konuş, az uyu, az ye; çok düşün, çok sabret, çok sakin ol ve çalış, dua et, yılma. Sen dengeli, çalışkan, sevgi dolu, hayatı seven, insanlarla barışık bir adamdın. Seni kimsenin bozmasına izin verme. Silkin, ayağa kalk, kendine dön! Allah büyüktür. DENGELERİ MUHAFAZA / 28 Mayıs 1995 Konuşmak zor iştir. Anlaşılır şekilde konuşmak daha da zordur. Konuşurken sakin olmak önemlidir. Ses tonunu ayarlamak, arabanın trafiğe göre hızını ayarlamaktan farksızdır. Hızlı bir yolda yavaş, sıkışık bir yolda hızlı gidemezsiniz.Ve odada bağırarak salonda mırıl mırıl konuşamazsın. Tanımadığın insanlarla tanıdıklarından yola çıkarak münasebet ayarlaması yap. Tanıdıklarınla ise üst üste aynı üzüntüyü yaşama.Ziyaretlerinde uzun süre kalma, habersiz gitmemeye çalış. Başkalarını sık sık affet ama gönlünde açtıkları yaraların tekrar kanamasına fırsat ve izin verme. O yarayı unutma, arasıra acıyı yokla ki zamanla iyileşsin. "Hak şerleri hayr eyler."diyen herhalde bu hakikati yaşamış olmalı. Unutma kötü söz sahibinindir. Kötü sözle yarışılmaz. Susulur ve iyi sözle mukabele edilir. Taşa gülle mukabele kimin karıdır? Ve en sonunda Allah'a sığın. ERKEN UYARI SİSTEMİ GİBİ TAVIR ALMAK / 28 Mayıs 1995 İnsanlar göründüğü gibi değil. Kimin ne zaman ne yapacağı ve ne söyleyeceği belli olmaz. Şaşırmamaya çalış ve alış. Herkesin aklı farklı. Bazan sen onları anlamazsın bazan onlar seni anlamaz. Gerekmedikçe ve istenmedikçe anlatmak için ısrarlı olma, zamana bırak yahut uygun fırsat ayarla.Huysuz, kaba, asabi ve zayıf karakterli insanların sana olur olmaz söz söylemelerine zemin hazırlama; elini ve dilini kaptırma! Namaz kıl, Kur'an ve Hadis oku, musiki dinle, gez.Fakat asla gergin konuşmalara katılma, uzaklaş.Şaka da olsa, iğneli sitemli konuşma. Sana öyle sözler gelirse sabret, hoş gör, kötü söz sahipleri hatalarını kendileri anlasınlar. Gönlündeki kırıkları onarıcı manevi çareler ara.Senin için üzülmeyenlere sen niye üzülesin? Allah hepimizin yardımcısı olsun. Hepimizi Allah arz etmiş, yaratmış, yollarımızı açmış, inşallah bundan sonra da yardım eder.Allah'tan ümidimizi kesemeyiz. SAĞLIK OLSUN/ 8 Haziran 1995 Gece Yarısı.Elini, dilini, yüzünü, gözünü her türlü durumlar karşısında iyi idare edebilen insanlar sağlıklıdır. Sağlıklı olmayan davranışlar karşısında akıllıca tavır almak gerekir. Sel gelir, mantığı yoktur, yıkar götürür. Ama selin geleceğini tahmin etmek tecrübe ve akıl işidir. Ne doğru demişler: "Hayvanın alacası dışında, insanınki içinde!" Ne bilirsin kimin içinden neler geçer? Kimleri tanıdım ki ne huysuzdur aman Allah'ım, yaklaşmaya gelmez.Ve kimlerle karşılaştım ki kendimi bildim bileli; kurnazdır, hesapçıdır, sahtekardır, bir yığın oyunları iç içe, yan yana, ardı ardına dengeler ve kimler var ki akıllı olduğu halde sinirlerini idare edemediği için hayatını işkenceye çevirir. Yüzünde güller açtırmak varken meleği küstürür, şeytana sevinç çığlıkları attırır. MAYIN TARLASINDA YAŞAMAK Aynı gecenin doruklarında düşündüm ki her şey bir nasip meselesidir. Allah kime ne nasip etmişse o kadar olur. Ne bir eksik ne bir fazla. Sebeplere ve neticelere sarılmalı.Boğaz boğum boğumdur derler. Kelimeler dışa aksedene kadar epeyce pişmeli. Çehrede renkler, çizgiler yumuşamalı, asap gerilmemeli.Tekrar tekrar düşünülmeli, bir daha düşünülmeli. Türlü ihtimal ve tecrübe dikkate alınarak hareket edilmeli.Taşı aşındırabilen dalgalar, onu yıllar yılı yalayan sular, çırpınan köpükler. Gülün açtığı yerde sayısız dikenler var ve nice kumlar nice sularda nice yıllar iç içe kavrulmuş savrulmuşlar. Vücud hasta olur da ruh ve akıl olmaz mı? Hastaya şefkatle muamele gerekmez mi? Sabırla, ihtimamla ilgilenmek lazım gelmez mi a canım? Kolundaki ağrı, sızı, uyuşma ve karıncalanmayı fark ediyorsun ama aynı şey zihninde, mantığında olsa idi de fark edemeseydin nice olurdu? Çareler ara, parlayıp kızma, sineye çek! Unutma! Senin yaşadığın çevreler, artık birer mayın tarlasıdır. Dikkatli ol, dua et.! AY IŞIĞINDA / 12 Haziran 1995 Gece Atlası.Güzelim bir ay yükselmiş sessiz ve neşeli ışıklarını gönderiyor. Aldığını veriyor, inkar etmiyor. Çünkü o ışıklar Güneş'e ait. Bugün canımı sıkan meselelere dayanmaya çalıştım; oturdum, okudum, çalıştım, alış-veriş yaptım, gezdim, insanları ve çevreyi inceledim, tabiatı seyrettim, tv'yi takip ettim. Akşam ve nihayet gece oldu; yedik, içtik ve yattık, uyuduk. Hayatımız hep böyle devr-i daimlerle geçiyor? Ye, iç, yat, uyu, kalk, .Sokaktan bağırlı çağırtılar geliyor gecenin bu saatinde. İnsanlar ne kadar pervasız ve umursamaz . İngilizce çalışmalarım, arzu ettiğim seviyede değil. Zihnim üzüntülerden kurtulup da kendini veremeyince olmuyor. Üzüntü kansere yol açıyormuş, Allah korusun. Bu dünyadan zaten pek bir şey anlamadım. Ya sabır ya sabır. Tesbihle dolaşıyorum. Yakın ve uzak çevremizde bazı insanlar bir türlü yumuşak, güleryüzlü, hoşgörülü, anlayışlı olamıyorlar. Herkes sanki hep gergin, sinirli, tetikte. Allah herkesin yardımcısı olsun. ŞAKAYA GELİR GİBİ DEĞİL / 7-9 Temmuz 1995 Akıllı adam odur ki olabilecekleri önceden tahmin ederek erteye hazırlanır. Tecrübelerini büyük bir ustalıkla kullanır. Zaten çırağın acemiliği yeteri kadar bilmemek ve uygulama eksikliğinden gelir. Peki ya çırak bile olmayanlar! Allah çırak bile olmadıkları halde usta pozları takınanlardan korusun. Önce insan kendisine fazla üzülmemeyi, kahrolmamayı öğretmelidir. Hayata ve insanlara ibret nazarıyla bakabilmek ve tedbirli olmak bu öğrenme halinin sırrını da içinde taşıyor. Umulmadık zaman ve zeminlerde umulmadık hallerle karşılaştığınızda hızlı karar vermeden evvel tekrar düşünmek ve sonra tavır ayarlaması yapmak gerekiyor. Kimi insanlar o kadar perişan tabiatlı, huysuz, inatçı ve sığ olabiliyor ki onlara yaklaşmanın da bir usulünü bulmanız gerekebilir. Dilini tutmak kadar, konuşurken kelimeleri şeçmek de muazzam gayret istiyor. Ya çehreyi ayarlamak.Günün tespiti: "Görgüsüze görgüsüz denmez. Denirse görgüsüzlük yapar ve üzer!" Dolayısıyla: Anlayışsıza, dar düşünceliye, asabi, inatçı, sinirli, huysuz, kaba, tembel, haylaz, sulu, dengesiz, perişan.vb ne kadar menfilik varsa, bunların sahiplerine bu özellikleriyle hitap mahzurludur. Zira tez zamanda gereğini icra ederler, hayatı burnunuzdan getirirler. Belki onlara olumlu hatırlatmalar takdirler, teşekkürler, hoşgörüler, çok ileri sabırla ve bin türlü nazlarına tahammülle zamanla iyileştirme yönlendirme çalışmaları yaptırılabilir. En zor iyileşen hastalık, karakter hastalığıdır. Doktoru, ilacı maddi değildir. Maneviyat reçetesi uygulanarak, tecrübelerden yararlanılmalıdır. Gerilim azaltılmalı, söz yarışından kaçınılmalı, didişmeden uzak durulmalı, bin sabredilip gerekmedikçe tek söz dahi sarf edilmemelidir. Karakter kenesi gibi bünyeye yapışan, sinen, yakan kışkırtıcı kıvılcımlar sabır sularıyla söndürülmelidir.