EKONOMİDE ÜÇÜNCÜ SEKTÖRÜN KURULMASI

Her ülkenin 3 temel gücü var: Fert, devlet ve halk! Ve dolayısıyla her güç ekonomik sistem içinde müstakil olarak yerini almalıdır: Özel sektör, Kamu sektörü ve Halk sektörü (Millet sektörü) Özel sektör ile Kamu sektörü ekonomik anlamda bilinmekte, uygulanmakta, ancak Halk sektörü yeterince keşfedilmemiştir. Yakın geçmişte Ecevit ve Türkeş tarafından dile getirilmiş fakat arkası gelmediğinden, güncellenmediğinden kadük kalmıştır. (Mesela 9 IŞIK) İşte bu Üçüncü sektör, Üçüncü yol,  “Mahalli Kalkınmaya Yeni Yaklaşımlar”  başlığı altında tarafımdan vaaz edilecektir. Burada temel maksat; halkın organize edilmesi, teşkilatlandırılması, ekonomik sistem içinde kendine bir uygulama alanı verilmesidir. Sistem, yasalara, belki de Anayasal zemine muhtaçtır. 3. yol yenidir. Olmayan bir sistemden, düşünülmemiş bir gerçekten, varlığı gerçek olmasına rağmen sistem dışında tutulan bir güçten söz ediyorum. 3. Sektör mağaranın dışıdır, ışığın bulunduğu yerdir, bizler de mağara içinde sabit duran kişileriz.  Gerçekler bize, " Benim devasa enerjimden, kolektif gücümden niye istifade etmiyorsun ey insanoğlu!?" diye haykırıyor. Fakat o haykırışları bugüne kadar duymadan yaşadık... Geri kaldık... Her işte hazırlıksız yakalanıyoruz. Tıpkı Türk dünyası karşısında elimiz kolumuz bağlı kaldığı gibi. Hakikatler, bu gücün oluşturulmasına doğru hızla yol almaktadır. İnsanoğlunun gerçekler karşısındaki algılayışını 2 bin yıl evvelinden dile getiren Eflatun’ un, “Mağara istiaresi” benim ilham kaynağım oldu ve istiareyi döne dolaşa okuduktan sonra dedim ki: Bir ülkenin var oluşunda kaç temel unsur varsa bunların her birinin ekonomik sistem içerisinde bir yansıması, bir karşılığı, bir gölgesi olmalıdır. Türkiye’de özel ve kamu adıyla ikili bir karma sistem kurulmasına karşılık esas güç olan halk gücünün niye fark edilmediğini düşünüyorum. Bu noktada bir büyük boşluk var. Buradan dünyaya baktığımda sanırım dünyadaki adaletsizliğin, huzursuzluğun, fakirliğin kaynağı bu nokta-i nazara dayanmaktadır. Batıda sadece özel sektöre, Rusya ve Çin gibi ülkelerde sadece kamu sektörüne yer verilmesi tam anlamıyla eksiklik, tam anlamıyla israftır. Eflatun;  gerçeklerle gölgeleri, aydınlık ile karanlığı, algıları değiştirmenin ne kadar güç olduğunu şu benzetme ile yapmaktadır: “Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkûmdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zahiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkânsızdır.” Evet… Gerçekler ve hayalleri anlatıyor Eflatun… Gerçeklerin kabul edilmesinin zor olduğuna değiniyor ve Ona göre gerçeği ve bilgiyi aramayan iki varlık vardır: Birincisi Tanrıdır. İkincisi Bilgisiz İnsan Kitleleridir. Biri hakikatin tam içerisinde, diğeri tam dışarısındadır. (Devam edecek)