Prof. DR. M.Mehdi ERGÜZEL
Yavuz Bülent BAKİLER'i ilk defa, 1980 öncesinde bir televizyon programında Rahmetli Fevzi ÇAKMAK'ı anlatırken görmüş ve dinlemiştim. Türkçesindeki güzelliği, hitabetindeki ustalığı, milli heyecanı muhatabına ulaştırmadaki konuşma disiplini ve iradesi çok dikkatimi çekmiş ve benim için yeni olan bu gür ve muhtevalı sesin tesiri altında kalmıştım. Şiirlerini az çok biliyordum, okumuş ve okutmuştum. Bilhassa "Anadolu Gerçeği" ve "Sivas'ta Yoksul Çocuklar" her okunuşunda bende ve öğrencilerimde "milli romantizm" dediğimiz "kendimizi sevme" duygusu kadar "merhamet" hassasiyetimizi de diri tutan şiirlerdi..
Kütahya, Yozgat, Isparta ve Sakarya'daki Edebiyat Öğretmenliği zamanlarımda Yavuz Beyin şiirleri artık; Yunus Emre, Fuzuli, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Necip Fazıl ve Arif Nihat'ın eserleriyle birlikte derslerimin en canlı renkleri arasına katılmıştı. Fakat Yavuz Bülent Beyin şairliğinin yanı sıra, eskilerin "münşi" dedikleri tarzda bir "sanatlı nesir ustası" olduğunu öğrenmem için yine 1980'i beklemem gerekmişti. O yılın bahar ayları olmalıydı. "Üsküp'ten Kosova'ya" kitabını galiba bir arkadaşım -B.Nami TONKA- okumam tavsiyesiyle, Kütahya ÜLKÜ-BİR şubesindeki bir çay sohbetimiz esnasında vermişti. Bir günde bitirdim. Gergin bir ruh hali içinde sarsılarak, üzülerek, gözlerim dolarak okumayı tamamladım. Sahibine teşekkürle iade ettiğim, kapağı mavi renkli kitap, elden ele geze geze yıprandı.
Yıllar geçti; şehirden şehire, okuldan okula savrulduk, sonunda kendimizi İstanbul'da bulduk, rahmetli Kabaklı Hoca'nın yanına sığındık. Hoca, Yüksek Öğretmen Okulu yıllarımdan beri beni yakınında tuttuğu için dergide ve Vakıf'ta görevler tevdi etti. 1982 yazından vefatına kadar iyi ki rahmetlinin dizi dibinden ayrılmamışım. O yirmi yıl içinde Yavuz Beyi, Türk Edebiyatı Vakfı'nın en yakın mensuplarından biri olarak bizzat tanıma ve dinleme şansım oldu. Türk Edebiyatı Dergisi'ne şiirler gönderiyordu. İstanbul'da da konuşmaları, konferansları oluyor, yeni kitapları yayınlanıyordu. Kültür Bakanlığındaki kısa süren Müsteşar Yardımcılığını takip eden dönemde, Yavuz Bey sadece Türkiye'de değil Balkanlar, Kafkaslar ve Türk Dünyasında da tanınan bir şahsiyet olarak fikir ve sanat hayatımızın önde gelenleri arasına girmişti. Hitabeti muhteşemdi. Fikir ve duygu ile yüklü bu şairane ve milli üslup, bizim neslin çok hoşlandığı ve benimsediği "işte bizden bir ses" dediği bir tarz idi.
1990'ları takip eden Sakarya Üniversitesi'nde görevli olduğum yıllarda, bütün davetlerimize icabet etti, onun bulunduğu şiir günlerimizde salonlar doldu, taştı, kitapları elden ele dolaştı, alındı, okundu, değerlendirildi. "Türkistan Türkistan", A. Nihat Asya, Sözün Doğrusu, Harman, Avrupa'da Türk İzleri, Serdengeçti, onun üslubuyla çocuk kitapları.ve daha niceleri.
O artık son kırk, elli yılın Türk fikir ve sanat hayatının önde gelen değerlerinden, mütefekkirlerinden biridir. Yavuz Bey, "milli ıstıraplarımızla yaralı", Tanpınar'ın tabiriyle "bin hasretle delik deşik, çırpınan bir ruh"tur. Bu günlerde, kapandığı evinde, gezi yazıları, şiirleri ve biyografilerinin yanı sıra, gazete ve dergilerde neşredilmiş yüzlerce yazısı arasından seçmeler ve tasniflerle, şahsi külliyatını ikmal etme çalışmaları içindedir. Bunlardan biri de "Efendime Söyleyeyim." gibi sevimli bir başlık altında, sohbet tebessümüyle açılan bir kitap dizisidir. Yüz kadar yazının yer aldığı bu serinin ilk cildinde ; başta, Türkçeye dair yazılar, edebiyat ve kültürümüzün can yakan konuları, 2000'e kadarki yakın yılların siyasileriyle bizzat yaşadığı akıl almaz meseleler, şehitlerimizle ilgili "göz yaşıyla ıslanmış hatıralar, gerginlikler, Alevilik, Kürtçülük, Ermeni yalanlarına dair sağlam bilgiyle dolu değerlendirmeler, laiklik, Atatürkçülük istismarlarıyla alakalı konulara göndermeler yapan düşündürücü tespitler vardır.
Bu yüzlerce yazının derli toplu, konuya dayalı "tematik" dedikleri bir tasnifle 8-10 cilt olması, Yavuz Bey'in külliyatındaki eksiği giderecektir. Keşke konferans metinleri de yazıya geçip düzenlense ne iyi olurdu. Acaba bu konuşmalardan bir demet "sesli-görüntülü" olarak DVD halinde kitaplarının yanında hediye edilseydi, lise ve yüksek okullarda konuşma güzellikleri olarak sunulmuş olmaz mıydı?
Yavuz Bülent ağabeyime, diğer edebi-fikri-siyasi hatıra ve tecrübelerini de kaleme alacağı nice sağlıklı, huzurlu yıllar temenni ediyor, yeni eserini tebrik ile devamını beklediğimizi beyan ediyoruz efendim.
M. Mehdi ERGÜZEL / Erenköy, 12 Haziran 2020