CÜNEYT YÜKSEL İLE HÜSEYİN UZUNLAR

Bu iki değerli başkan son günlerde sandviç oldu. Bir tarafta; haksızlık yapılıyor baskısı, bir tarafta genel merkez dayatması var. AK Parti Tekirdağ ilçe ve il yönetimlerinin işi çok zor. Üyeler ortalığı kasıp kavurmakta... Sosyal medya isyanı dal dalga genişliyor. Konu nedir? Seçim takviminde haksızlıkların yapıldığı iddiaları... Söylenti özeti: Kafaya göre delege listesi düzenlemek! Ben de üyelerle birlikteyim ama az bir farkla... Derim ki, siz teşkilatlara değil Ankara´ ya yüklenin! Diyeceği olan işaret parmağını kaldırsın ve ?EYY ANKARA!? Diye gürlesin. Tabi cesaretiniz ya da mecaliniz varsa! Çünkü Ankara´ nın üslubu ?Eyy? ile başlar, ?Haddinizi bilin? ile biter. Bunu niye söylüyorum? AK Parti´ de biliyorsunuz tüzük, yönetmelik, kanun hal ve şartlara göre şekil alır. Delege ve kongre seçimlerinde kullanılan yegane yöntem, Ankara kriterleridir. Genel merkez isterse saatler içinde yep yeni formüller de geliştirebilir. İtaat esas ama öncesinde biat çok daha önemli... İtaatin işareti biat ve onun öztürkçesi de, ?Sakın Sesini Çıkarma!? Biçiminde açıklanır. Parti üyesi iken delege olmak isteyenlere tavsiyem şu: İlçe Başkanı Hüseyin Uzunlar, İl başkanı Cüneyt Yüksel bu meselede sandviç ortasındaki taamdır. Adları önemli değil siz onlara "başkanlar" da diyebilirsiniz. Üst makamlarda belirlenmiş prensipler yumağı var; ne diyor onlar? Kongre süreciniz öyle, böyle, şöyle olacak! Bunun dışında kim bağımsız hareket edebilir? Olursa, kaç dakika oturabilirler koltuklarında? Hadi bunlar gitti diyelim, gelen başkanların kendine özgü hareket şansları yüzde kaçtır? Sizler, sosyal medya kanalıyla yöneticilere saldırarak hedefi doğru seçtiğinize inanıyor musunuz? Sakın öyle bir yanılgınız olmasın... 81 ilde değişmeyen uygulama için ben; önce biat sonra itaat, diyorum. Babayiğit iseniz ?EY Ankara!? Demekten başka çareniz yok. Hatırlayın yakın geçmişin ön yoklamalarını... Aday adaylarını belirlerken koskoca salonda kabinlere girip oy kullanıyordunuz, oylarınız açılmadan Ankara´ ya gidiyor ve sonuçlarını dahi öğrenemiyordunuz; o gün sus pus kaldığınız için bugün konuşma hakkınızı kaybettiniz. Bence herkes sözünün ağırlığı kadar konuşmalı... Gerisi boşa çene yorma, boşa gagalamadır.